Meclisten geçer, üniversiteden geçmez!

İstanbul, Gazi, Anadolu, Karadeniz Teknik Üniversiteleri başta olmak üzere 13 üniversitenin bölünmesini, bazı fakülteler ve bölümlerin yeni kurulacak üniversitelere bağlanmasını öngören yasa 9 Mayıs günü meclisten geçti. Henüz tasarı halinde iken Beyazıt Meydanı'nda ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde iki buçuk hafta boyunca kitlesel eylemler gerçekleşti. İstanbul Üniversitesi'ndeki mücadele Gazi ve Anadolu üniversitelerine de sıçradı. Doğrudan yasama organına seslenen, yasa tasarısının iptalini isteyen, yapılan yanlıştan geri dönülmesini isteyen üniversite bileşenleri, binlerle ''üniversiteme dokunma'' diyerek bir araya geldi.

Üniversitelerin bölünerek parçalanmasına dair ne üniversite bileşenlerine ne de halka inandırıcı bir gerekçe sunulmadı. Üniversitelerin marka değerinden bahsedildi. Oysa üniversitelerimiz, onları bölenlerin ifade ettiği gibi birer marka değildir. Kamu hizmeti veren kurumlardır. Üniversite öğrencileri, akademisyenleri, çalışanları ve üniversiteden hizmet alan halk da müşteri değildir. Üniversitelerin bölünmesinin, yerlerinin değiştirilmesinin topluma bir faydası yoktur. Tam tersine bu bölünme kamu kaynaklarının talan edilmesinin önünü açmaktadır.

Üniversitelerin büyük olması bölünme gerekçesi olarak gösterildi. Üniversitelerin çok sayıda fakülte ve bölümü, bünyesinde barındırması bölünme gerekçesi olamaz. Bu bir dezavantaj değil aksine avantajdır. Örneğin İstanbul Üniversitesi bu sayede bazı endekslere göre dünyadaki ilk 500 üniversite arasında yer almaktadır. Üniversitelerde kapasitenin üstünde öğrenci olduğu doğrudur. Fakat bunun sebebi YÖK'ün kendisidir. Yıllar içinde yukarından dayatarak öğrenci sayısını arttıran YÖK’tür. Fazla kontenjan sorununun çözümü üniversiteleri bölmek değil YÖK'ü kaldırmak ve kontenjan belirleme yetkisini tamamen fakültelere vermek olmalıydı.

Bir diğer sorun ise yüz binlerce öğrencinin, binlerce akademik personelin ve işçinin bulunduğu üniversiteleri tek bir kişi ile yönetmeye çalışmaktır. Böyle olunca tabii ki yönetim sorunu doğmaktadır. Fakültelerin kendi kendini yönetmesinin yani akademik özerkliğin önü açılsa bu sorun da rahatlıkla çözülebilirdi. Ama iktidar her fakülte kendi yağında kavrulsun, para bulmak için piyasaya açılsın ama akademik ve bilimsel olarak kendi kendini yönetmesin diyor. Oysa tam tersi olmalı. Üniversite bileşenlerinin ve halkın denetimine açık bilimsel, planlı, merkezi bir mali sistem oluşturulmalıdır. Bu mali sistem kamu yararına akademik özerkliği beslemelidir. Eğitime ticaret sokulmamalı, üniversiteler tepeden değil üniversite bileşenlerin kendisi tarafından yönetilmelidir.

Tüm bu gerçeklere ve öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite çalışanlarının günler boyu vermiş olduğu mücadeleye rağmen yasa oylandı ve onaylandı. Bu yasa günlerdir meydanlarda söylediğimiz gibi meclisten geçse de bizden geçmeyecek. Kapıları halka açık, parasız, bilimsel, eğitim ve üretim süreçlerinin birbirine bağlandığı üniversiteleri inşa edeceğiz! Özel üniversitelerin tamamını kamulaştırıncaya ve bölünen üniversitelerimizi tekrar birleştirip halkın hizmetine sununcaya kadar mücadelemiz sürecek!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2018 tarihli 104. sayısında yayınlanmıştır.