“Yeni” YÖK Yasası

Bundan birkaç yıl önce başbakan, zaten devleti şirket gibi, tüccar devlet adamı mantığıyla yönetmek istediklerini söylemişti. İşte YÖK yasası başbakanın bu söylemini üniversiteler için yerine getiren bir yasadır.

Yine “reform” adı altında hazırlanan üniversitelere ilişkin YÖK yasası çoğu üniversite çalışanının muhalefetine rağmen meclise sunuldu. Yasanın hem üniversite eğitimi hem de üniversite emekçileri açısından birçok olumsuz sonucu olacak. En başta, üniversite eğitimini ve burada üretilen bilgiyi bir meta/piyasada alınıp satılabilecek bir mal olarak görmesi üniversitenin kamusal işlevlerini baştan ortadan kaldırıyor. Buna ek olarak özel şirketlerin temsilcilerini üniversite yönetimlerine getiriyor. Zaten hali hazırda önemli oranda serpilmiş olan özel üniversitelerin önünü daha da açıyor. Ayrıca belli ki bundan sonra sadece özel üniversiteler değil devlet üniversiteleri de önemli oranda bir para karşılığı girilebilen yerler olacak.

Aslında burada çok daha önemli başka bir konuya değinmek gerekiyor. AKP hükümetinin, sadece üniversitelerde de değil, hemen hemen bütün kamu kurumlarında, örneğin belediyelerde de, devlet hastanelerinde de uyguladığı politikanın, bundan sonra kamu kurumlarının da tıpkı bir şirket gibi davranmasını sağlamak olduğu bu yasayla daha bir belirginlik kazanıyor. Örneğin belediyeleri, tıpkı özel şirketlerin yaptığı gibi, kâr elde etmeyi hedefleyen kurumlar haline getiriyor ve özel şirketlerle bazen rekabet içerisinde bazen onlarla ortaklık kurarak ama mutlaka sermaye birikiminin sürekli genişlemesini hedefleyerek kent rantlarından yararlanmalarını istiyor. Devlet hastanelerinin tıpkı özel hastaneler gibi hastayı “müşteri” olarak görmelerini hedefliyor. Bu yeni YÖK yasasıyla aynı politikanın kamu üniversiteleri için getirilmeye çalışıldığını söylemek yanlış olmaz. Yasada üniversitelerin kendi kaynaklarını yaratmaları gerektiği vurgulanarak, “kâr” elde edebilecekleri alanlara yönelmelerinin gerekliliği vurgulanıyor.

Bu, bildiğimiz özelleştirme politikalarından farklı bir mesele ve bu noktanın fazlasıyla önemli olduğunu düşünüyorum. Zira bu durumda bütün kamu kurumları kâr peşinde koşmaları çerçevesinde yeniden örgütlenirken, ‘kamu yararı’ denilen şey de ortadan kaldırılıyor demektir. Örneğin bir üniversite, bundan sonra kamu yararını gözeterek yönetilmeyecek, bu anlayışla eğitim vermeyecek, ancak tıpkı bir şirket gibi kâr elde edebileceği alanlara yönelerek üniversite eğitimini de bu hedefe göre biçimlendirecek demektir. Aynı meseleyi bütün kamu kurumları için de düşünebilirsiniz. Bu anlamda devletin şirketleşmesi anlamında kamu kurumlarının hem ekonomik hem de ideolojik olarak yeniden düzenlendiğini söylemek mümkün ve yeni YÖK yasası da üniversiteleri bu biçimde dizayn etmenin belgesidir.

Tabi durum bu olunca, kamu çalışanı da ister istemez bir şirket çalışanına dönüştürülecek demektir. İşte performans değerlendirme sisteminin de, kamuda esnek çalıştırma biçimlerinin de anlamı burada yatar. Bir şirket kâr etmek isteyecektir ve bir kamu kurumu da bunu yapacaksa, bu durumda en başta çalıştırdığı kişi üzerinden bunu yapmaya çalışacaktır ki, bu, sadece ücretlerin sürekli baskı altında tutulması demek değil, aynı zamanda emekçiler için yapılacak devlet harcamalarının da kısılması anlamına gelir. Başbakan neden kamu çalışanlarına düşük fiyatla tatil olanağı sunan yerleri masraf diye niteliyor sanıyorsunuz? Tabi bu durumda AKP hükümetinin bütün işçi haklarını teker teker budadığını ve sermaye sahiplerinin bekası adına emek karşıtı bir politika güttüğünü anlamak için çok zeki olmaya gerek kalmıyor.

Bundan birkaç yıl önce başbakan, zaten devleti şirket gibi, tüccar devlet adamı mantığıyla yönetmek istediklerini söylemişti. İşte YÖK yasası başbakanın bu söylemini üniversiteler için yerine getiren bir yasadır.

 

Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Şubat 2013 tarihli 40. sayısında yayınlanmıştır.