Mustafa Karasu’nun yazısı üzerine 11 tespit

Bu sütunda Kürt hareketinin yöneticilerinden Mustafa Karasu’nun bir yazısı yayınlandı (http://gercekgazetesi.net/ulusal-sorun/mustafa-karasunun-serhildan-yazisi). Bu yazı geniş anlamda Kürt hareketinin kendi içinde iki farklı yaklaşımın billurlaştığını ortaya koyuyor. Karasu’nun bu yazıda neler söylediğini sistematik bir biçimde anlamak gerekiyor:

1) 6 Ekim’de başlayan büyük toplumsal olaylar silsilesi bir “devrimci hamle”dir. Karasu’nun ifadesiyle “Kürdistan'da serhıldanlar tarihindeki en büyük ve en onurlu ayağa kalkmadır”. Karasu, yaşananlara tarihi bir önem atfediyor.

2) Karasu, sadece bunu bir tespit olarak ileri sürüp bir kenara bırakmıyor. Bu dönemde politik hattın bu gerçek temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor: “6-8 Ekim serhıldanlarına böyle bakılmadan, doğru mücadele ve demokrasi anlayışı kazanılamaz.”

3) Kürt hareketi içinde ya da dışında, solda bu ayağa kalkışın meşru ve haklı olduğunu kavrayamayanlar olmuştur. “AKP Hükümeti Rojava Devrimi'ne düşmanlığı sürdürünce ve Kürt sorununun çözümünde adım atmayınca toplum patlamıştır. Bu patlamayı yaratanları değil de, yanlış, eksik ve sorumsuz tutumlara karşı ayağa kalkanları suçlamak, olayları doğru ele alamamaktır; egemenlerin psikolojik savaşı altında kalmaktır. Nitekim bu tür tutumlar, söylemler görülmektedir.” Başka biçimde söylenirse, halkın ve gençliğin isyanı AKP’nin 12 yıllık politikalarının ve son iki yıldaki oyalamalarının doğurduğu haklı bir patlamadır. Suçlu olan hükümettir. Bunu temel almayanlar, psikolojik savaşın etkisi altında kalmışlardır.

4) Tek sorun psikolojik savaşın etkisi, yani fikirler mücadelesi alanında etki altına girmek değildir: “Öte yandan rahatlarının bozulmasını istemeyenler de bu devrimci hamleden hoşnutsuz olmuştur. Onlar için halkın özgür ve demokratik yaşamı değil, rahatı ve kurdukları düzenleri önemlidir.” Serhildan’ın büyük bir sarsıntı yarattığı, acılara yol açtığı ortadadır. Ama Karasu’ya göre, “[d]evrimsel ayağa kalkışlar ve eylemler her zaman normal yaşamı sarsar. Bu gerçeklik devrimleri olumsuz kılmaz; daha büyük acıların çekilmesini engelleyen tarihsel hareketler olarak görülür.”

5) HDP’nin bu konuda izlediği politika yanlıştır: “AKP hükümeti ‘HDP özür diledi’ diyerek kendini haklı, HDP’yi suçlu pozisyona düşürmektedir. Tam bir psikolojik savaş yöntemi! Halbuki ‘Hükümet özür dilemeli, 6-8 Ekim serhıldanında ölenlerin hesabını vermeli’ denilerek, bu konuda ısrarlı olmak gerekirdi. HDP haklı olduğu halde sessiz kalınca suçlu gösterilmekte, hükümet şirretlik yaparak başkalarını suçlamaktadır.”

6) Karasu, Kobani serhildanının “devrimci bir hamle” olduğunu tespit etmekle kalmıyor. Çok önemli ikinci bir tespit yapıyor. Serhildan hükümeti ve genel olarak düzen güçlerini korku içinde bırakmıştır: “6-8 Ekim devrimci hamlesi, büyük devrimci çıkış AKP’yi korkutmuştur, sarsmıştır. AKP ve yandaşları tabii ki bu devrimci hamleye saldıracaktır. Devrimin düşmanları tabii ki bu saldırıda AKP Hükümeti'yle kol kola olacaktır.”

7) Bu büyük korkudan dolayı, “çözüm süreci”ne devam etmek için hükümet serhildan’da ortaya çıkan devrimci eğilimlerin kontrol altına alınmasını, durdurulmasını, bastırılmasını talep ediyor: “Hükümetin tüm politikası halkın sessiz kalması ve teslim olmasıdır. Hükümet istiyor ki herkes kendisinin politikasını kabul etsin ve boyun eğsin. Bu nedenle sürekli asayişten söz edilmektedir. Halbuki Türkiye'de bir asayiş sorunu değil, demokratikleşme sorunu vardır.”

8) HDP’nin politikası “çözüm süreci” için asayişin sağlanmasının gerekli olduğunun kabulüne dayanmaktadır. Karasu isim vererek belirtiyor: “Selahattin Demirtaş bile psikolojik savaşın etkisi altında ‘Gençler neden mahallelere polis sokmuyor, neden hendekler kazıyıp mahalleleri tutuyor’ diyor. Devlet ve hükümete demokratikleş, Kürt sorununu çöz, soruna asayiş sorunu olarak bakma denilmesi gerekirken, gençler ve halk suçlanıyor. Asayişi sağlayacak, demokrasidir.”

9) Karasu’ya göre, demokrasi ancak direnişle kazanılabilir: “Kürdistan'da gençlerin ve halkın birçok yerde devleti ve polisi mahallelere sokmaması bu direnişin parçasıdır. Halk bu direnişi göstermezse devlet bu mahallelere girecek, terör estirecek, daha fazla tutuklama yapacaktır. Polis ve asker terör estirince bu meşru olacak, ama halk direnince asayişi bozma olacak! Bu mantık yanlıştır; devlet terörünü meşru görmektir. Sanki Türk devleti demokratikleşmiş, buna rağmen halk ve gençlik keyfi olarak direnişe geçmiştir!”

10) Karasu, bütün bunlardan çok daha öte bir fikri yazının çeşitli yerlerine serpiştirmiştir. Bu fikir, hükümetin politikasının Kürt sorununu çözme değil Kürt hareketini tasfiye etme politikası olduğudur. “Kürt Özgürlük Hareketi'ni de tasfiye etmeyi hedefleyen bir strateji ve siyasi programla hareket ediyor.” Buradaki “strateji” sözcüğüne özellikle dikkat edilmesi gerekir.

11) Buradan hareketle Karasu, güncel politik durumu da şöyle niteliyor: “Bu çerçevede AKP Hükümeti 2015 seçimlerine kadar ortamı biraz yumuşak tutup Kürt halkını ve demokrasi güçlerini mücadelesiz bırakmayı sağlayacak, 2015 seçimlerini kazandıktan sonra da saldırarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye edip 2023 hedefli yeni hegemonyanın şekillendiği Türkiye'yi yaratmayı hedefleyecektir.”

Bu tespitlerin ve bu analizin “milli göz” ve “sekretarya” meselelerinin ayrıntılarıyla oyalanan, Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlayan, hükümetin gençliği “kontrol altına alın” tarzında ileri sürdüğü önkoşullara “doğru, gençliği kontrol altına almak gerekir” diye karşılık veren politikadan köklü biçimde farklı olduğuna kuşku yoktur.

Buna karşılık, Karasu’nun yazısında ele alınmamış olan çok önemli iki konu var. Bunlardan birincisi, Karasu’nun bütün bu tespitlerinden ne tür bir politika önerisi çıktığı yazıda hiç değinilmeyen bir konudur. Karasu hem güncel olarak AKP politikasının 2015 seçimlerini kazandıktan sonra bir saldırıya dönüşeceğini, hem de stratejik bakımdan AKP’nin hedefinin Kürt hareketinin tasfiyesi olduğunu belirtiyor. Bu politikaya karşı nasıl bir politika izlenmelidir?

İkincisi, Karasu’nun yazısında Rojava’dan iki kez söz ediliyor. Her ikisinde de AKP hükümetinin Rojava düşmanlığı yaptığı belirtiliyor. Bu doğrudur. Buna karşılık son dönemde Barzani’nin peşmergelerinin Rojava özgürlük kalesine bir Truva atı olarak girdiği, Özgür Suriye Ordusu’nun gerici bir komutanının da Kobani’de olduğu biliniyor. Bu gelişmenin tablonun bütünü içinde yeri nedir? Karasu’nun yazısı buraya hiç girmiyor.

Mustafa Karasu’nun yazısı, yazarının uzun vadede nasıl alıyor olacağından bağımsız olarak Kürt halkı ve hareketi içinde var olan farklı duyarlılıkları ortaya koymuştur.