Demokratik özerkliğe karşı çıkanların yanılgıları

Kürt hareketi demokratik özerkliği ilan etti. Demokratik özerklik ve anlamı elbette ki tartışılabilir. Ama Kürt halkı bu iradenin arkasında durduğu sürece, Kürt halkının kendi istediği şekilde yaşama hakkı olduğunu kabul edip, onlarla dayanışmayı yükseltmek şartıyla. Enternasyonalizmden nasibini almamış olanlar ise, bu görevi yerine getirmemek için kendilerine göre çeşit çeşit mazeretler öne sürüyor. Bu mazeretlerin neden geçersiz olduğu işçi sınıfına ve gençliğe anlatılmalı.

 

  • Kürt hareketi demokratik özerkliği tebliğ etti. Mutabakata varılmadan ilan edilmesi doğru değildi.  

Kürt hareketi en azından 4-5 yıldır demokratik özerkliği bir çözüm yolu olarak dile getiriyor. Gerek BDP, gerekse de daha geniş bir bileşeni içinde barındıran Demokratik Toplum Kongresi (DTK) demokratik özerkliği seçilmiş organlarında onayladılar. Kürt halkı bu önerinin arkasında durdu ve durmaya devam ediyor. Bunca yıldır devlet, Kürt halkının özerklik talebini müzakere etmeye yanaşmadı. Karşısında başka bir çözüm önerisi de sunulmadı. Bu durumda Kürtlerin demokratik özerkliği sadece tebliğ ettiğini ve dayattığını söylemek ikiyüzlülüktür. Dahası Kürtleri bu yüzden eleştirmek hiçbir demokratik teamülle ve mantıkla bağdaşmaz. Zira mağdur olan ve ezilen taraf Kürtlerdir. Ezilenlerin sorunlarının çözümü için yaptıkları önerileri ezen tarafa sunmak ya da onaylatmak diye biz zorunlulukları yoktur. Tüm tarih ezilenlerin haklarını mücadeleyle aldıklarını göstermektedir. Ezenler, karşı taraflarında zorlayıcı bir güç ve kararlılık görmeden kendilerine avantaj sağlayan mevcut durumu değiştirmeye niyetli olmamıştır.

  • Demokratik özerklik herhangi bir etnik boyut içermemeli.

    Aslında BDP ve genel olarak Kürt hareketi de demokratik özerkliği etnik bir bağlamda sunmuyor. Ancak sorunun adının herkes tarafından Kürt sorunu olarak tanımlandığı bir yerde çözümün etnik boyut taşımamasını savunmanın bir anlamı yoktur. Sorunun içinde etnik bir boyut varsa çözümde de bu boyutun olması kaçınılmazdır.

    • BDP ve DTK tüm Kürtleri temsil etmiyor. Onları desteklemeyen Kürtler de var. Dolayısıyla da yeterince demokratik değil.

    BDP ve DTK’yı desteklemeyen Kürtleri ağzına dolayanların, sömürgeciliği savunan Türkler olması şaşırtıcı değildir. Vietnam savaşında, Vietnamlı direnişçiler ABD’ye karşı savaşmak için Güney Vietnamlı işbirlikçilerle mutabakat arama gereği duymamıştı. Milli Mücadele döneminde de Türklerin hepsi Mustafa Kemal’i ve onun çizgisini desteklemiyordu. Mandacıların, işbirlikçi padişah yanlılarının varlığını gerekçe göstererek milli mücadeleyi anti-demokratik göstermek ne kadar akıllıca bir şey ise AKP işbirlikçisi Kürtleri, cemaatleri, korucu aşiretlerini demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak göstermek de aynı aklın ürünü olabilir.

    • Demokratik özerkliği ilan etmek bir şey getirmez. Önemli olan yasalarla, hukuk çerçevesinde, devlet ve hükümetle anlaşarak belli formüller üretmektir.

    Devletin ve sermayenin icazetli demokratları hak mücadelesinin ne olduğunu bilmezler. Bunlar yürüyüş yaparak, dersleri boykot ederek hakkını arayan öğrenciye dilekçe yazın derler. Grev yapan işçiye iş mahkemesini bekleyin derler. Kadının hakkını araması diye bir şey zaten yoktur, evin, ailenin, törelerin çerçevesinde evin erkeğiyle anlaşarak belli formüller üretmelidir kadın. Ancak hiçbir hak mücadelesi bu cenderelere sığmaz. Kürtlerin mücadelesi de öyledir. Hak verilmez alınır. Bu mücadeleyi verenlerin ödediği bedeller sayesinde hak gasplarının temeli olan yasalar değişir, esner ya da ortadan kalkar.

    • Demokratik özerklik şiddeti körüklemek için ilan edilmiştir.

    Kendisi şiddet ile hiçbir ilişkisi olmayan bir talebi, bir programı, bir uygulamayı böyle şiddete bağlamak, Kürt halkının haklarına ilişkin tartışmanın önünü daha baştan kapatmak demektir. Bunu özellikle “Her şey tartışılabilsin, ama demokratik yöntemlerle, şidddete başvurulmadan” fikrini bıktırana kadar tekrarlayanların söylemesi iyice gülünç olmaktadır. Demokratik özerklik ile şiddet arasında kurulacak böyle bir ilişki ancak düzene ve sahiplerine kabul edilebilir fikirlerin tartışılabilmesine izin vermek anlamına gelir.

    • Yasal ve tanımlanmış zeminlerde tartışılmalıydı

    Sen hem İmralı’nın çağrılarına kulaklarını tıka, Kürtlerin siyasi mücadele içinde yer alan temsilcilerinin bileğine kelepçeyi takıp onları yıllarca cezaevlerine mahkûm et, siyasi yasaklar getir, seçilmiş vekillerinin meclise gelmesini engelle, hem de tanımlanmış zeminlerde tartışmaları gerekirdi de. Haklı olan hak talebini her yerde, her zeminde dile getirir. TBMM’yi adres gösterip yasal ve tanımlanmış zeminlerde tartışmayı önerenler öncelikle bu zeminlerde Kürtlerin eşit biçimde temsil edilmelerini de aynı ateşle savunmalıdırlar.

    • Demokratik özerklik bölünmeyi de beraberinde getirir.

    Bölünme öcüsü, bu durum somut bir olasılık olarak ortaya çıkmadıkça ileri sürmek, Kürt halkının bütün taleplerini reddedtmeye kapı açmak demektir. Aynı argüman Kürtçe yayınlar, Kürtçe televizyon, Kürtçe’nin öğretilmesi gibi konularda da ileri sürülebilir ve sürülmüştür. Üstelik Kürtlerin ayrılmasından büyük korku duyanlar şimdi tam tersine rahatlamalıdırlar: Kürt hareketinin bütün bileşenleri, demokratik özerkliğin ayrılma değil birlikte yaşama anlamına geldiğini vurguluyor. Hâlâ ısrarla bölünme korkusu yaymaya çalışanlar sömürgecilikten gelen kazançlarını ve ayrıcalıklarını terk etmek istemeyenler, yıllarca ezip sömürdükleriyle eşit olmaktan ölesiye korkanlardır.

    * Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Eylül 2011 tarihli 23. sayısında yayınlanmıştır.