İstibdad rejimi kendi içinde kavgaya tutuştu: Polis adliyelik, adliye karakolluk oldu!

İstibdad rejimi kendi içinde kavgaya tutuştu: Polis adliyelik, adliye karakolluk oldu!

İstibdad rejiminin içinde bir kavga var. Seçimlerin ardından Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığından düz milletvekilliğine indirilip kızağa çekilmesi ve yerine İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın getirilmesiyle polis teşkilatında ciddi bir tasfiye dalgası yaşandı. Sadece polis teşkilatında kadrolar değişmiyor. Önceki dönemde himaye gören mafya grupları (Ayhan Bora Kaplan ve çetesine yapılan operasyon) ve kara para şebekeleri (Engin Polat-Dilan Polat tutuklamaları) de operasyonlara konu oluyor. Bu süreçten Soylu ile birlikte Devlet Bahçeli ve MHP de nasibini alıyor. Seçimler öncesi ve sonrasında nadasa bırakılmış görünen ve MHP’li üst düzey isimlerin suçlandığı Sinan Ateş (eski Ülkü Ocakları başkanı) cinayeti dosyası da yeniden ısındı. Dosyada cinayeti işleyen gruba istihbarat sağladığı suçlamasıyla bir polis komiseri tutuklandı.

Polisteki kavga adliyeye sıçradı

Polis teşkilatı ve yeraltı dünyasındaki çalkantılara adliye koridorları da eklenmiş durumda. İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcısı İsmail Uçar’ın adliyede bir dizi hâkimin para karşılığı mafya gruplarına, uyuşturucu kaçakçılarına tahliye kararları verdiğine dair HSK’ya sunduğu dilekçe büyük yankı uyandırdı. Bu dilekçe başka dilekçelerle devam etti. Savcı Uçar’ın suçladığı kişiler tarafından bu sefer Uçar’ı usulsüzlük ve yolsuzlukla suçlayan dilekçeler verildi. Mahkemeye siyasi baskı, rüşvet, kadrolaşma suçlamalarının havada uçuştuğu bir dilekçeler savaşı başladı.

Nihayet kıdemli bir polis ve adliye gazetecisi Tolga Şardan, MİT’in adliyedeki yolsuzluklarla ilgili Erdoğan’a bir rapor sunduğuna dair bir haber yaptı. Haber dolayısıyla Tolga Şardan önce gözaltına alındı sonra da tutuklandı. Tutuklamaya gerekçe yapılan madde, TCK’nın dezenformasyon yasası diye bilinen kötü ünlü 217 numaralı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” maddesi. Bu maddenin kötüye kullanılacağını söylemiştik ve nitekim tam olarak böyle bir kötüye kullanma ile karşı karşıyayız. Zira Tolga Şardan’ın tutuklanmasına gerekçe olan yazı, raporu verdiği iddia edilen MİT tarafından da raporun sunulduğu söylenen Cumhurbaşkanlığı tarafından da yalanlanmadı. Yapılması gereken adliyedeki yolsuzluklara dair vahim iddiaların soruşturulması iken bu iddiaları gündeme getiren gazeteci demir parmaklıklar ardına gönderildi. Tam bir keyfi idare örneği olarak “yalanlama”, tutuklama kararından sonra yayınlandı.

Ali Yerlikaya’dan Behzat Ç. çıkmaz!

Tüm bu yaşananlar istibdadın çürümüşlüğünü ortaya koyuyor. Ancak bir yanılgıya da kapılmamak gerekir. Ne Ali Yerlikaya, Behzat Ç. gibi kurulu sistemle çatışan bir polistir ne de yargıda vicdana gelen hâkim ve savcıların bir adalet savaşı söz konusudur. Ali Yerlikaya, Soylu grubuna karşı tasfiyelere girişirken, polisleri her Cumartesi günü Cumartesi Anneleri’ni ters kelepçeyle gözaltına almaya devam ediyor. Hakkını arayan işçiler yetki bölgesine göre ya polisin ya jandarmanın copuna maruz kalmaya devam ediyor. Devletin yurdundaki bozuk asansörün yere çakılmasıyla arkadaşlarını kaybeden öğrenciler, tepki gösterdiklerinde yine “Ali bey”in polislerinin saldırısına uğruyor. Filistin eylemleri dahi gazla dağıtıldı son dönemde. Ayrıca bu kavganın orta yerinde olan ve haksız bir şekilde tutuklanan Tolga Şardan da bir demokrasi kahramanı değildir. Susurluklardan bugünlere, polisten istihbarata kadar devletin çelik çekirdeğinin güvenilir gazetecisi olmuştur hep.

Adliyede geçerli olan vicdan değil cüzdan

Adliyede dilekçe savaşlarıyla birbirlerinin yolsuzluklarını açığa çıkaranlar pek iyi yapıyorlar. Ama aynı yargı Can Atalay’ı Anayasa Mahkemesi kararına rağmen rehin tutuyor. Gültan Kışanak’ı azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen rehin tutuyor. Eski HDP milletvekili Hüda Kaya siyasi gerekçelerle tutuklanıyor. Bunlar kamuoyunun gündemine gelen konular. Perde gerisinde ise adliyelerde sıradan halkın maruz kaldığı adaletsizliklerde ateş düştüğü yeri yakıyor. İşçi davaları uzadıkça uzuyor. İşçi, emekçi, yoksul halk adliye koridorlarında sürünürken mahkemelerin kararlarında vicdan değil cüzdan etkili olmaya devam ediyor.

Tuğlayı çekerse işçiler, emekçiler, yoksullar çeker

Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: İstibdadın iç çelişkileri ve çatışmaları bir dolu pisliğin ortaya saçılmasına neden oluyor. Bu iyi bir şey. Ama asla yeterli değil. Çünkü bugün kavga edenler yarın anlaşır. Bugüne kadar hep anlaşmıştır, yarın yine anlaşacaktır. Bu kavga etrafında Erdoğan’ın bu yolsuzluklardan çok rahatsız olduğuna, yaşananlardan habersiz olup öğrendiğinde çok kızdığına dair anlatılan masallara da kimse kanmamalıdır. İşçi sınıfı ve emekçi halk devrimci bir hürriyet seferberliği ile bu gidişata el koymadıkça, devr-i sabık yaratmadıkça, o duvardaki tuğla çekilmez. Emekçi halk ile adaletin arasındaki o duvar bir türlü yıkılmaz.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Kasım 2023 tarihli 170. sayısında yayınlanmıştır.