Metal Fabrikalarından Haberler - Mart 2024

Tuzla HT Solar’dan bir işçi : Ekmeğimizi büyüttük, şimdi mücadeleyi büyütme zamanı!

Ekmeğimizi büyüttük, şimdi mücadeleyi büyütme zamanı! Tuzla HT Solar’dan bir işçi

Fabrikamızda geçtiğimiz yılın Eylül ayından itibaren sabırla sürdürdüğümüz toplu iş sözleşmesi sürecini Şubat ayı itibarıyla tamamladık ve sözleşmemizi imzaladık. Hepimize hayırlı olsun. Örgütlü gücümüzü ve grev irademizi masaya taşıyarak bu zorlu süreci kazanımla tamamladık.

Geçtiğimiz yılın yaz aylarını oldukça yoğun ve bol mesaili geçirdik. Üretim yoğunluğu ve yeni açılan hat sebebiyle fabrikaya onlarca işçi daha alındı ve sayımız arttı. Ancak Eylül ayını takip eden sonbahar aylarında başka bir üretim hattı kapandı ve siparişler azalmaya başladı. Bunu müteakip fabrikada uzun süreli duruşlar yaşadık. Bazı aylar hiç fabrikaya uğramadık, kimi zaman üç haftada bir işe geldik, çoğunlukla idari izinli sayıldık. Tüm bunların üzerine üretimin olmamasından kaynaklı elimizin zayıf olduğu bir dönemde 25 arkadaşımız işten çıkartıldı. Sözleşme süreçleri bilek güreşi gibidir. Kuvvetimiz ise üretimden gelir. Ancak patron tarafı tüm sözleşme süreci boyunca kendi üretimini yine kendisi durdurarak bize gözdağı verdi. Yılmak yok dedik ve sabırla bekledik. Tüm bunlar olurken MESS sözleşmesi bizimle paralel yürüdü ve 17 Ocak’a kadar sürdü. Hem biz işçilerin hem de patron tarafının gözü MESS’e dikilmişken 150 bine yakın işçiyi ilgilendiren sözleşme beklentilerin çok üzerinde bir kazanımla sonuçlandı, bu durum bizim elimizi güçlendirdi. Ancak sıra bizim sözleşme görüşmelerine gelince yönetim ilk altı ayda yüzde 80, ikinci altı ay ise sadece yüzde 10 veririm diyerek sözleşme sürecini sabote eden bir tutum içine girdi. Artık yeter dedik ve fabrikada üretimin başlamasını fırsat bilerek üretimden çalan eylemlerimize başladık. Her gün sloganlarla fabrikayı inlettik ve yürüyüşler gerçekleştirdik. Yeri geldi halay çektik, yeri geldi üretim saatlerinde toplantılar düzenledik. Süreci tartıştık. 22 Mart’a kadar yönetimin bu uzlaşmaz tutumu devam ederse bu iş greve gider dedik. Sonunda taraflar masaya tekrar oturdu ve MESS’in üzerine çıkan bir sözleşme ile süreci tamamladık. Şimdi önümüze bakma zamanı. 31 Mart’tan hemen sonra Mehmet Şimşek’in tüm patronları arkasına alarak üzerimize geleceği açık. Zaman ne gösterir bilinmez ancak emin olduğumuz bir şey var. Karşımıza çıkabilecek tüm zorluklara karşı hazırlıklı olmalıyız. Unutmamalıyız ki gücümüz üretimden geldiği kadar birliğimiz ve beraberliğimizden de gelir. Sendikamızı denetlemenin ve daha ileriye taşıyabilmenin yolu ise ona sahip çıkmaktan geçer. Gücümüze güç katmak, sendikal örgütlülüğümüzü daha da ileriye taşıyabilmek için daha çok çalışacağız, daha çok çabalayacağız.

İşçinin, işçiden başka dostu yok! - Xiaomi İşçisi

İşçinin, işçiden başka dostu yok! - İstanbul Xiaomi-Salcomp’dan bir işçi

Merhaba dostlar, ben İstanbul Avcılar’da bulunan Xiaomi-Salcomp telefon fabrikasında çalışmaktayım. Geçen ay toplu sözleşmeye tâbi birçok fabrika gibi bizlerin de sözleşme dönemiydi. Öncelikle MESS sözleşme dönemi bizim fabrikamızda çok yakından takip edildi. 2023 Ekim’de başlayan sözleşme görüşmelerimiz, 2024 Şubat’ta imzaların atılmasıyla anlaşma ile sonuçlandı. Sözleşme doğrultusunda, %68 oranında bir zam aldık. En az %80 oranında zam talebi ile başlattığımız mücadelemiz, beklentimizin altında bir oran doğrultusunda sendikamız Türk Metal’in bu oranı kabul etmesi sonucu imzalanmış oldu.

Sefalet, açlık ücreti dayatmalarını kırabilecek birlik ve beraberliğe sahip olduğumuz ve mücadeleye hazır olduğumuz bir dönemde beklentilerimizden daha fazlasını bile alabilecek gücümüz varken, beklediğimiz asgari zam oranının bile altında bir sözleşmeye imza atıldı. 2021 yılında sendikayı 1 hafta boyunca direnerek fabrikasına sokan ve patronları toplu sözleşme masasına verdiği büyük mücadeleyle oturtan biz Xiaomi işçileri, imzalanan bu sözleşmeden memnun değiliz. Özellikle, MESS toplu sözleşme döneminde metal işçisi kardeşlerimizin verdiği mücadele, bizlerin birliği ve umutlarını arttırdı. Bu mücadeleler bizlerin de birliğimizi ve mücadelemizi büyüterek daha yüksek oranlarda bir zam alacağımızın bir örneği iken, sendikanın inisiyatifi doğrultusunda düşük bir oranla toplu sözleşme dönemini kapattık. Toplu sözleşmemiz, biz Xiaomi işçilerinin verdiği ve verebileceği mücadelenin altında bir rakamda kalmıştır. İmzalanan bu sözleşme bizleri sefalet ve açlık ücretine mahkûm olmaktan kurtarmamıştır. Bizler çok iyi biliyoruz ki bu ücretlere mahkûm edilmemiz, bizlerin birliğini, mücadele azmimizi kırmak isteyenlerin, patronların koltuk değneği olmuşların ve patronların anlaşmaları sonucu ortaya çıkmıştır ve biz Xiaomi işçilerine karşı birleşen işçi düşmanı birliği yine biz Xiaomi işçilerinin vereceği mücadele ortadan kaldıracaktır.

Kavgamız memleketin kaymağını yiyenlerle! - Ejot Tezmak'da bir işçi

Kavgamız memleketin kaymağını yiyenlerle! - İstanbul Ejot Tezmak’dan bir işçi

Merhaba arkadaşlar, ben İstanbul Gaziosmanpaşa’da bulunan Ejot Tezmak fabrikasında çalışmaktayım. İş yerlerimizde her gün, her saat iş kazası riskiyle karşı karşıyayız. Bu durum sadece bizim fabrikamız için değil tüm sınıf kardeşlerimiz için de geçerlidir.

2023 yılında 1932 işçi arkadaşımız patronların kar hırsı yüzünden iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu yıl sadece Ocak ayında 7’si çocuk işçi olmak üzere 158 işçi arkadaşımız iş cinayetlerinde hayatlarını kaybettiler. Şubat ayında Erzincan’daki maden faciasında olduğu gibi patronlar her geçen gün bizleri canımız pahasına çalıştırmaya devam ediyor.

Her yıl her ay her gün çalışmak için gittiğimiz iş yerlerimizde patronların kar hırsı yüzünden iş cinayetlerinde katlediliyoruz. İş yerlerimizde karşı karşıya kaldığımız kaza ve ölüm riski evlerimizde de geçerlidir. Bilindiği gibi İstanbul bir deprem bölgesi ve bize verilen yoksulluk sınırı altında olan ücretlerle yaşamak için tuttuğumuz evlerde her an bir depremle karşı karşıyayız, yüksek kiralar ve yanlış politikalardan dolayı, milyonlarca boş konut olmasına rağmen, eski ve depreme dayanıksız evlerde yaşamaktayız. Hükümetinden, muhalefetine bu sistem için çalışan tüm düzen partileri, bizler patronlar için ölüm riskleri ile çalışıp, depreme dayanıksız konutlarda yaşarken, kendi koltukları ve kârları üzerinden siyaset yürütmekte.

Biz emekçiler, bütün düzen partileri ve onların bozuk politikalarına karşı güvenle çalışacağımız, ölmeden oturacağımız güvenli yaşamları kazanmak için mücadele etmeliyiz. Seçimler yaklaşırken İstanbul’da en önemli seçim vaatleri depreme karşı mücadele söylemleri. Bizler çok iyi biliyoruz ki seçimler geçtikten sonra biz İstanbul’un yoksulları yine ölümle karşı karşıya çalışıp, depreme dayanıksız evlerde oturmaya devam edeceğiz.

Seçimlere değil, sınıf kavgasına hazırlanmak lazım. Bugün ne düzen partilerine ne de onların peşine takılmış lafta işçi dostu olan ama eylemde düzen koruyuculuğuna soyunan, utangaç işçi dostlarının giriştiği oy kavgasının bizim sınıf kavgamızda yeri yok. Bizler dostumuzu da düşmanımızı da seçerken oy verdiği partiye göre değil, omuz verdiği sınıfa göre karar veriyoruz. Ne düzen partilerinin reddettiği %50’ler ne de kendilerinden değil diye reddettikleri emekçi dostlarımız bizlerin karşısında değildir. Bizim karşımızda memleketin kaymak tabakası olan %1’lik kesim vardır. Bu kaymak tabakayı yerle bir etmeden hiçbir sorunumuz çözülmeyecek.

Emekçi kadınlar en öne! Tüm işçiler mücadeleye! - Gebze’den metal işçisi bir kadın

Emekçi kadınlar en öne! Tüm işçiler mücadeleye! - Gebze’den metal işçisi bir kadın

Merhaba yoldaşlar. Fabrikamda yeni dönem toplu sözleşmesi için sürece girmiş bulunuyoruz. Maaşlar konusunda beklentimiz MESS'in ikinci altı ayda ulaşacağı ücretlerin birkaç lira üstüne çıkmak şeklinde. Çok büyük bir beklenti değil bu, yüzde 60 gibi bir zam oranıyla bu hedefe ulaşabiliyoruz. Sendikamız maalesef her zamanki gibi kapalı kapılar ardında taslak planlıyor. Temsilcilerimizi muhbir olarak kullanıyorlar. Sözleşmeye dair fikrimizi günlük sohbetler üzerinden anlamaya çalışıp bu şekilde fabrikanın nabzını ölçüyorlar. Eğer bir işçi sözleşme konusunda sendikanın planladığından daha yüksek bir oran düşünüyorsa ve diğer insanları da etkileyen bir kişiyse, o arkadaşımız kara listeye alınıyor. Sözleşmeye bir ay kala gönüllü çıkışlar açıldı, gidenler oldu. Birkaç kişiyi de kendileri kovdular. Sendika ile şirket yönetimi birlikte seçiyor bu isimleri ve buna temizlik olarak bakıyorlar. Fabrikamızdaki bu sözleşmeye dair talebini sakınmayan, mücadeleci, öncü arkadaşlar yalnızca üç, beş kişi olmasaydı böyle listeler dolaşamaz, "temizlik" yapılamazdı. Taslak hazırlanırken söz hakkı sahibi olmak istediğimize dair her bölümden ses çıksaydı, belki de bu dönem taslağı hazırlandıktan ve patrona sunulduktan sonra yine son dakika görmek durumunda olmazdık. O yüzden yapmamız gereken bellidir. Önümüzdeki görev bizlerin söz hakkının olduğu bir düzen kurmak, fabrikada sendikanın yönetimle birlikte bizi ezip geçemeyeceği bir kuvvet haline gelmektir. Biz fabrikada işçiler olarak birbirimize sahip çıkacağız ki sendika patronla el ele verip bize sözleşme dayatamasın. Bizleri işlerine geldiği gibi kovamasınlar. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesi ile işyerlerinde en önde mücadele eden ve onlara yoldaşlık eden tüm mücadeleci kadın işçileri selamlıyorum. Henüz bu bilince, kendine bu denli güvene sahip olmayan kadın arkadaşlarımızı mücadelemize katmak biz öncü kadınların en öncelikli görevidir. Emekçi kadınlar mücadelede en öne! Zafer direnen emekçinin olacak!

Eşit ve özgür bir dünya mümkün! Emekçi kadınlar en öne! - Sancaktepe’den bir metal işçisi

Eşit ve özgür bir dünya mümkün! Emekçi kadınlar en öne! - Sancaktepe’den bir metal işçisi

Merhaba arkadaşlar,

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle size Valentina Tereşkova adında bir kadın kozmonottan bahsedeceğim. Tereşkova 1937 yılında Rusya’da dünyaya geldi. 1963 yılına gelindiğinde ise o artık uzaya çıkan ilk kadın kozmonottu. Peki, 16 Haziran 1963 tarihine kadar kimdi Valentina Tereşkova? Bir tekstil işçisi! Kendisi 10 yaşına kadar okula bile gitmemişti. Eğitimini de posta yoluyla gelen derslerle tamamlıyordu. Daha sonrasında Hafif Sanayi Teknik Okulu'ndan mezun oldu.

Valentina Tereşkova’yı uzaya gönderen devlet bir işçi devletiydi. Aynı sınırlar içinde 46 yıl öncesine, yani işçi devletinin kurulduğu 1917’ye kadar, kadınlar bırakın uzaya çıkmayı eşleri olmadan başka bir şehre bile gidemiyorlardı.

Kadınlar çocuk yaşta evlendiriliyorlardı. Boşanma ve miras hakları yoktu. Ancak eşlerinin izni ile işe girebiliyorlardı. Girdikleri işlerde de erkeklerle aynı işi yapsalar bile eşit ücreti alamıyorlardı. Kadınların neredeyse %80’i okuma yazma bilmiyordu. Seçme ve seçilme hakkı yoktu. Tüm bunlara rağmen 1917 yılına gelindiğinde kadınlar mücadelenin en önünde, tarihin gördüğü en büyük işçi devletinin taşlarını örüyorlardı.

Peki, 1917 sonrasında kadınlar için ne değişti?

İşçi sınıfı iktidarı aldıktan sonra kadınlara erkeklerle eşit olarak seçme ve seçilme hakkı tanındı. Kadınlara boşanma hakkı verildi. Çalışmak için kocasının izni olması şartı kaldırıldı. Dünya üzerinde ilk defa kürtaj ücretsiz ve yasal hale getirildi. Kadınların büyük bir çoğunluğu okuma yazma öğrendi. Doğumevleri, çocuk bakım merkezleri, çamaşırhaneler açılarak ev işleri kolektifleştirildi. Kadınlara 16 haftalık ücretli doğum izni verildi…

Daha birçok şey sayabiliriz. Ama bu saydığımız hakların yarısının bile bugünün dünyasında bile hala doğru düzgün olduğunu, yasal olarak olsa bile fiili olarak uygulandığını söyleyemeyiz. Bugün hala kadınlar zorla evlendiriliyor. Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz cezasız kalabiliyor. Kadınlar çalışma yaşamından dışlanıyor, eşit işe eşit ücret alamıyor. Kadınların çoğunun hayatı ev işlerinden ibaret…

Ama başka bir dünya mümkün. Valentina Tereşkova ve onun ülkesi, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), bize bugün hala yol gösteriyor. Kadınlar için sömürünün, eşitsizliğin olmadığı bu dünya, emekçi kadınları mücadeleye çağırıyor. Fabrikada patrona, dışarıda tacizciye, mahkemelerde failleri aklayan yasalara karşı emekçi kadınlar mücadelede en öne!

Yazımı Tereşkova’nın uzaya çıktığında söylediği sözle kapatmak istiyorum:

"Hey gökyüzü, şapkanı çıkar. Yoldayım!"

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Kahrolsun erkek egemen kapitalist sistem!

Hakkımızı vermiyorsa ellerimizi şaltere uzatalım! - Manisa’dan metal işçisi bir kadın

Hakkımızı vermiyorsa ellerimizi şaltere uzatalım! - Manisa’dan metal işçisi bir kadın

Merhaba, Manisa OSB’den tüm yoldaşlara, emekçi dostlara selamlar. Fabrikamızda sözleşme dönemi devam ediyor ve arabulucu dönemine girdik. Bu süreç içinde patronlar, kazanılmış ve anayasayla güvenceye alınmış haklarımız dâhil olmak üzere tüm kazanımlarımızı masaya yatırarak ellerindeki tüm kozları kullandı. Fabrikamız ağır sanayi iş kolunda ve belli bir seneden sonra ağır çalışma koşullarının verdiği etkiyle çoğu arkadaşımız sağlık sorunları yaşıyor. Bu sebepten dolayı ağır işte çalışamaz raporu alıyor ve çalışmak için daha uygun bir iş aramak zorunda kalıyor. Yasayla belirlenen, devletin resmî kurumlarınca onaylanan hekimlerinin verdiği kararla “çalışamaz” denilen işçi arkadaşlarımıza; “hayır çalışacaksınız, eğer gidecek olursanız onlarca yıllık tazminatınızı unutun!” diyerek sopa gösteriyorlar. Onlarca yıldır çalışıp hak ettiğimiz alın terimiz olan tazminatımızın da peşine düşmüş durumdalar. Ücret konusunda da her zaman olduğu gibi Kayseri pazarlığı devam ediyor. Her ay trilyonluk, yeni makineler fabrikaya alınıyor fakat bize gelince patronlar önünü göremiyor, giderleri karşılayamıyor! Ama bizim durumumuz hiç olmadığı kadar kötü, artık fabrikada borcu olmayan, ay sonunu kredi kartı ile getirmeyen kimse kalmadı. Patronların yalanlarını dinleyip, kötü bir sözleşmeyle hak etmediğimiz ücretleri alıp sineye çekmek istemiyorsak önce birbirimize sonra örgütlülüğümüze güvenmeliyiz. Patronların gücü bizden çok daha fazla görünebilir. Fakat bizim tek bir gücümüz var ki her şeyin üstesinden gelebilir: üretimden gelen güç! O trilyonluk makineler işçiler olmadan bir hiç ve o makinelerin bir saat durması bile patronların korkulu rüyası! O hâlde istediklerimizi almak, iyi bir sözleşme dönemi geçirmek için makineleri çalıştıran, milyonluk parçaları yapan ellerimiz gerektiğinde şaltere gitmeli. Hakkımızı alamıyorsak, üretim de yok diyebilmeliyiz. Bu gücü ise fabrika içinde örgütlülüğümüzü sağlamlaştırarak, birbirimize kenetlenerek bulabiliriz.

“Bütün çiçekleri koparabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler!” - Tuzla Chen Solar’dan metal işçisi bir kadın

“Bütün çiçekleri koparabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler!” - Tuzla Chen Solar’dan metal işçisi bir kadın

Merhaba,

Ben Tuzla Deri Sanayide bulunan Çin menşeili Chen Solar fabrikasında çalışan metal işçisi bir kadınım. Çalışma hayatım 14 yaşında mahallede, merdiven altı denilebilecek bir tekstil atölyesinde başladı. Sınıf mücadelesini, işçi haklarının ne olduğunu, ne kadar sömürüldüğümüzü ancak sendikalı bir yerde çalışmaya başladığımda öğrendim. Öncesinde patronun ağzına bakardık, kaçta çıkacaksın derlerse o zaman işten çıkardık, patron ne derse onu yapardık. İlk defa örgütlü bir yerde çalışmaya başladığımda işçinin sözünün geçtiğini gördüm.

Chen Solar sendikalı değilken amirinden müdürüne biz ne zaman koşullardan şikâyet etsek bize kapıyı gösterir, beğenmiyorsan git derlerdi. Herkes fabrikaya çok tepkiliydi. Bir gün bu tepkilerden dolayı toplantı yaptılar, ben orada söz alıp zam talep ettim. Kabul etmediler, Çinlilerin çalışma koşulları bu dediler. O noktadan sonra aklımıza artık sendikalı olmak, örgütlenmek geldi. Daha önce çalıştığım yer sendikalıydı, oradan Birleşik Metal İş Sendikasını biliyordum. Şubeyi arayınca fabrikada örgütlenme yapanlar olduğunu öğrendik. Bütün süreç çok gizliydi, örgütlenmeye başladık. Bütün vardiyalarda üye yapmak için çalıştık. İnsanlara haklarını anlattık, amir baskısını kırmaya çalıştık.

Fabrikamız kadın ağırlıklı bir fabrikaydı. Bizim vardiyada o zaman 24 kişi çalışıyordu, 18i kadın işçilerden oluşuyordu. Kadın işçiler örgütlenmede ön plandaydı. Bir gün üç arkadaşımızın işten çıkartıldığını öğrendik. Bunlar öncü işçilerdi. Onlar çıkarılınca iş bıraktık. Vardiyamızı örgütleyip üretimi durdurduk. Müdürün yanından başımız dik sloganlarla dışarıya çıkışımızı hiç unutmam, sloganlarla yürüdük dışarıda eyleme devam ettik. Eylemde de kadınlar en öndeydi. Şube başkanımız geldi ve patronla görüştü. Biz dik durduğumuz, birlik olduğumuz için sendikayı kabul edip arkadaşlarımızı geri aldılar. İşçi kadınlar sayesinde, kadınlar en önde durduğu, korkmadan örgütlendiği için, işten atılmayı bile göze alıp elini taşın altına koyduğu için sendikalı olduk. Örgütlendik ve başardık! Emekçi kadınlar olarak öne çıkıp örgütlendiğimizde başaramayacağımız hiçbir şey yok. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde tüm emekçi kadınlara mesajım: “Bütün çiçekleri koparabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler!”

Gücümüz örgütlülüğümüzden gelir! - Chinatool’dan bir metal işçisi kadın

Gücümüz örgütlülüğümüzden gelir! - Chinatool’dan bir metal işçisi kadın

Merhaba,

Ben Gebze’de ağırlıklı olarak kadınların çalıştığı bir fabrikada çalışıyorum. Bir gün fabrikamızda örgütlenmeye, sendikalı olmaya karar verdik. Yavaş yavaş tüm kadınlarla konuşmaya başladık. Arkadaşlarımıza sefalet ücretlerinden kurtulmak için, söz hakkımızın olması için, insanca çalışmak için sendikalı olalım dedik. Örgütlenirsek kazanacağımızı anlattık. Kadın işçilerin iradesi gerçekten çok güçlüydü. Korkmadan örgütlendik.

Patron işkolumuzu değiştirdi. Gene de yılmadık. Tekrar örgütlenmeye başladık. Ben arkadaşlarıma dedim ki “Bir savaşı kaybedince vazgeçmek olmaz, aksine mücadeleyi büyütmemiz gerekir.” Ve 8 ay içinde örgütlenmeyi başarıyla tamamladık.

Artık fabrikamızda bizim sözümüz geçiyor. Bir sendika öncesine bir de sonrasına bakınca, örgütlü olmanın önemini anlıyoruz. Örgütlü olduğumuzda kendimizi amire karşı da patrona karşı da daha rahat savunup masaya yumruğumuzu vuruyoruz. Kadınlar kendilerini daha iyi ifade ediyor. Sorunlarını dile getirebiliyor. Fabrikada sorduğumda tüm kadın arkadaşlar sendikalı halimizle örgütsüz halimiz arasında çok fark var diyor. O yüzden tüm kadınların, özellikle metal işçisi kadınların örgütlenmesi gerekiyor bence. Örgütsüz tüm fabrikaları örgütlemeliyiz. Fabrikalarda kadınların da söz hakkı olmalı. İşçi kadınlar hem fabrikada, hem 8 Mart’ta mücadelede en öne çıkmalı! Çünkü gücümüz örgütlülüğümüzden, birliğimizden gelir! Yaşasın 8 Mart, yaşasın örgütlü mücadelemiz!

 

Bu yazılar Gerçek gazetesinin Mart 2024 tarihli 174. sayısında yayınlanmıştır.