Grev okulunda öğrenen işçiler DİP Girişimi'nin İstanbul'daki toplantısında öğretti (15-04-2008)

Kocaeli Üniversitesi yemekhanesinde dördüncü ayına giren grevi kararlılıkla sürdüren işçiler adına bir konuşma yapan bir işçi bu mücadelenin kendilerine pek çok şey öğrettiğini anlattı. İşçiler ile patron konumundaki rektörlük arasındaki anlaşmazlıklar mahkemelere taşındığını ve bu davaların hepsinde kazanan taraf işçiler olduğunu, ancak iş uygulamaya geldiğinde sürecin kendileri aleyhine işlediğini ve rektörlüğün dava sonuçlarını umursamadan hareket ettiğini anlattı. Kocaeli Üniversitesi işçilerinin hazırladıkları vetoplantının başında salonu dolduran izleyicilere gösterilen video jandarmanınki de dahil her türlü baskıya rağmen işçilerin büyük bir coşkuyla mücadelelerini sürdürdüklerini ortaya koyuyordu.

 

{mosimage} Kocaeli üniversitesi grevinden işçiler adına yapılan konuşmanın ardından gösterilen bir başka video bu kez zaferle biten bir grevi anlatıyordu. Mersin’e bağlı Tarsus’taki SCT Or Turbo işçilerinin 742 günün ardından zaferle noktaladıkları grevin işçiler açısından nasıl bir kazanım anlamına geldiğini SCT işçisi Ümmühan Doğan neşeli bir dille izleyicilere anlattı. Grevin ne büyük zorluklarla örülü olduğunu onu yaşayan işçilerden başka kimsenin anlayamayacağını dile getiren Ümmühan Doğan, iki yıldan fazla süren grev süresince gösterdikleri sabır ve kararlılığın yüreklerini kalıcı bir mücadele ateşiyle doldurduğunu ifade etti. Grevin kazanımla noktalanmasında geç de olsa duyarlı odaklarca, özellikle de Devrimci İşçi Partisi Adana Girişimi tarafından gösterilen dayanışmanın önemli bir etkisi olduğunu belirtti.

 

{mosimage} Ümmühan Doğan’ın ardından söz yine işçinindi. Eğitim-Sen 4 no.lu şube örgütlenme sekreteri Gaye Akpolat, devletin kamu emekçilerine uygun gördüğü ve zaman içinde yerleşen “memur” tanımının onları işçi sınıfından ayrı bir kesim gibi göstermeyi hedeflediğini vurguladı. Öğretmenlerin ve diğer eğitim ve kamu emekçilerinin de bütün proleterler gibi yaşamak için emeğini satmak dışında bir alternatiflerinin olmadığını vurgulayan Gaye Akpolat bu nedenle kendilerini işçi sınıfının bir parçası saydıklarını ve işçi olarak gördüklerini ifade etti. İşçi sınıfının en temel mücadele örgütleri olarak sendikaların önemine dikkat çeken Gaye Akpolat, burjuvazinin sendikaları bölmek ve zayıf düşürmek için her yola başvurduğunu, çıkarları işçi sınıfından ayrışarak sermaye sınıfıyla ortaklaşan sendika bürokrasisinin bu yolda burjuvazinin aracı rolünü oynadığını ifade etti. DİP Girişimi üyelerini ve onlarla aynı sendikal doğrultuya sahip işçileri bir araya getiren Sınıf için Sendika hareketinin sendikalarda inisiyatifin bürokrasinin elinden alınarak taban hareketinin eline geçmesi için mücadele ettiğini anlattı. 

{mosimage} Toplantıdaki deneyim ve bilgi aktarımı, öğretim üyesi ve yazar Ahmet Öncü’nün katkılarıyla devam etti. Burjuva köşe yazarlarından aktardığı ironik örneklerle içinde bulunduğumuz ekonomik krizin Türkiye’deki sınıf mücadelesi açısından ne anlama geldiğini anlatan Ahmet Öncü, sermaye sınıfının krizden çıkış için önüne koyduğu tek çözümün İMF’ye daha fazla yaslanmak ve işçi sınıfına daha da büyük bir şiddetle saldırmak olduğunu vurguladı. Bunun önümüzdeki dönemde işçi sınıfına daha ciddi saldırılar anlamına geleceğini ifade eden Ahmet Öncü işçi sınıfının tepkisi arttıkça devletin de siyasi baskıları artırmaya yöneleceği uyarısında bulundu.

 

{mosimage} Son olarak DİP Girişimi adına Sungur Savran söz aldı. İşçi Mücadelesi gazetesinin ve DİP Girişimi’nin uzun bir zamanda beri burjuvazinin bir iç savaş yaşadığı uyarısında bulunduğuna ve bu öngörülerin bugün çarpıcı bir biçimde doğrulandığına dikkat çeken Sungur Savran, gelinen aşamada gerek bu iç savaş dolayısıyla, gerekse sınır ötesi operasyon bağlamında ABD emperyalizmiyle ilişkiler dolayısıyla burjuvazinin, bütün kanatlarıyla birlikte bir kördüğüme dolandığını belirtti. Sungur Savran, 2007’de yükseliş sinyalleri veren işçi sınıfının 2008’de daha da büyük bir hareketlilik yaşadığını vurguladı ve Türkiye’nin dolandığı bu kördüğümü işçinin kılıcının keseceğini söyledi. Bunun için işçi sınıfının Kürt hareketiyle el ele vererek siyaset sahnesine burjuvazinin kamplarından bağımsız bir üçüncü odak olarak çıkması gerktiğini vurgulayan Sungur Savran bu noktada DTP milletvekillerine de çok önemli bir görev düştüğünü söyledi ve onları meclis kürsüsünü işçi sınıfının acil talep ve ihtiyaçlarını dillendirmek için kullanmaya davet etti. Son olarak sınıf mücadelesinde nihai bir zafer için devrimci bir işçi partisinin vazgeçilmez bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak işçi ve emekçileri Devrimci İşçi Partisi’nin inşasına omuz vermeye çağırdı.

 

Daha sonra geçilen tartışma bölümünde sözü izleyiciler devraldı. İşçi mücadeleleriyle dayanışmanın önemine dikkat çekilen bu konuşmalarda bir başka önemli  vurgu, bu yıl Taksim’de yapılacak 1 Mayıs kutlamalarının sınıf mücadelesi açısından taşıdığı önem oldu. 1 Mayıs’a sayılı günler kala düzenlenen ve coşkulu bir atmosferde geçen toplantı, bu coşkunun 1 Mayıs’a hazırlık çalışmalarına aktarılması temennisiyle ve Enternasyonal Marşı’nın hep bir ağızdan söylenmesiyle sona erdi.