Ortadoğu’da mezhep savaşını durdurun!

 

 

 

Ortadoğu’nun semalarında son yirmi gündür bir kara bayrak dalgalanıyor!  Irak ve Büyük Suriye İslam Devleti’nin (IBSİD ya da daha yaygın bilinen şekliyle IŞİD) bayrağı bu. Ele geçirdiği kentlerde kitlesel infazlar yapıyor, kafa kesiyor, insanları çarmıha geriyor ya da canlı canlı gömüyor. Sigarayı, müziği, futbolu, kadınların peçesiz gezmesini yasaklıyor. Daha da ileri gidiyor: kendi lideri Ebu Bekir el Bağdadi’yi Halife ilan ediyor, dünya Müslümanlarını kendisine biat etmeye çağırıyor. Devlet kurduğunu ilan ediyor, bu devletin adını da İslam Devleti koyuyor. Sınır yok, ülke yok, bütün ümmeti kapsamak amaç. Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor.

Ortadoğu altüst oluyor

Her şeyden önce, IBSİD’in siyasi projesinin Ortadoğu bakımından çığır açıcı bir özelliği olduğunu saptamak gerekir. IBSİD’in adı bile en az üç ülkeyi kapsadığını gösteriyor. “Irak ve Büyük Suriye” demek, Irak, Suriye ve Lübnan demektir. IBSİD başarı kazansa ve hedefine ulaşsa bunun anlamı, Ortadoğu’nun yüz yıllık düzeninin altüst olmasıdır. Çünkü bölgenin bugünkü sınırları, 1916 yılında Britanya ve Fransa emperyalizmleri arasında, Çarlık Rusya’sının da üstü örtülü olarak onayladığı Sykes-Picot Anlaşması ile çizilmiş olan sınırlarla belirlenmiş, bu statüko 1947’de İsrail’in kuruluşunun yarattığı sarsıntı dışında yüz yıl boyunca devam etmişti. Şimdi haritanın baştan aşağı değişmesi söz konusudur. Bu, uluslararası düzenin muhafızları olan emperyalistlerin de, bölge ülkelerinin hâkim sınıflarının da büyük bir endişeye kapılmasına yol açıyor.

IBSİD’in bunu gerçekleştirebilmek için mutlaka kazanması gereken bir savaş var: Sünni-Şii mezhep savaşı. Örgütün üzerinde iddiada bulunduğu topraklar ilk planda hedefte olan üç ülkede (Irak, Suriye, Lübnan) Sünniler ile Şiilerin (ve onların müttefiki Alevilerin) ortak evidir. IBSİD Ortadoğu İslamı içinde bir mezhep iç savaşının örgütüdür. Seçtiği ülkeler, İran’ın ana müttefiklerinin iktidarda ya da güçlü olduğu ülkelerdir: Amerikan işgali sonrası Şiilerin hâkim duruma geldikleri Irak, Alevi Esad’ın yönetimindeki Suriye, Şii Hizbullah’ın hükümet kurduran ve bozan güç olduğu Lübnan.

Ama mezhep savaşına bir dava gibi sarılan güçler IBSİD’den ibaret değildir. Suriye’de IBSİD’i ve diğer Sünni köktendincileri destekleyen Körfez’in gerici ülkeleri ve en başta Suudi Arabistan ve Katar, Suriye devrimini bir gerici savaşa çevirmek için ve İran’a karşı mücadele edebilmek için mezhep savaşını kışkırtan esas güçlerdir. 2011 baharına kadar Esad ile son derecede sıkı fıkı olan, o yıl 15 Mart’ta Suriye ayaklanması yoksul halkın devrimci bir mücadelesi olarak başladıktan sonra bile Esad’a mücadeleyi nasıl yatıştırması gerektiği konusunda akıl veren Tayyip Erdoğan da Eylül 2011’den sonra stratejik bir dönüşle Esad’ı yıkma faaliyetlerine girişmiş, Sünni kampın fedaisi rolünü üstlenmiştir. Bugün bu ülkelerin tavrı değişmiş değildir. Yani Sünni-Şii mezhep savaşının dinamikleri devam ediyor. IBSİD yalnızca bu tehlikeyi somut ve acil hale getirmiştir.

Suçlu ABD, Suudi Arabistan ve AKP hükümeti

Bu analiz, IBSİD denen gözü dönmüş katiller sürüsünü yaratan güçlerin ABD, en başta Suudiler olmak üzere Körfez gericiliği ve Tayyip Erdoğan hükümeti olduğunu gösterir. Özel olarak AKP hükümeti Türkiye’nin Suriye ile sınırını kevgire çevirerek, IBSİD ve benzeri örgütlerin militanlarının savaşa Türkiye’yi güvenli bölge olarak kullanma avantajıyla katılması olanağını yaratarak, yaralılara sınırın bu tarafında sağlık hizmetleri vererek, IBSİD’e Körfez’den gelen askeri ve parasal yardımın aracısı olarak bu örgütün büyümesine büyük katkıda bulunmuştur.

ABD Irak’ta Sünni toplumunun başı konumundaki Saddam’ı uydurma bir yargılamayla asarak ve Sünni örgütlere karşı savaş örgütleyerek Sünnilerin ilk buldukları güçlü örgüte sarılmasına yol açmıştır. IBSİD, o gücü 2006’da kurulan bileşenlerinden Irak İslam Devleti aracılığıyla değil, Suriye’deki savaşta elde etmiştir. Irak ABD’nin, Suriye Suudi Arabistan’ın ve Türkiye’nin marifetidir!

Şimdi kendi kışkırtmalarının ürünü olan bu sorunu ABD’nin, Suudi Arabistan’ın ya da Türkiye’nin aşabileceğini sanmak saflıktır. Cehennemi bir mezhep savaşı mantığı işliyor. Tayyip Erdoğan, IBSİD’in Şii Irak başbakanı Maliki ile savaşına karşı çıkamaz. Suudi Arabistan ve diğerleri de aynı çelişki içinde kıstırılmıştır. ABD İran’la ortak iş yapabilir, ama Sünni dostlarını yabancılaştıramaz. Bütün bu çelişkiler, aslında gücü şimdilik sınırlı olan ve her an yenilgiye uğrayabilecek olan IBSİD’in gittikçe güçlenmesine yol açıyor.

Mezhep savaşına karşı işçi sınıfının çevresinde bütün ezilen ulusları ve ezilen, horlanan, aşağılanan, sömürülen bütün sınıf ve katmanları toplayarak enternasyonalist programla mezhepleri aşarak Ortadoğu’yu birleştirmek gerekir. Çözüm proleter enternasyonalizmidir. Çözüm ezilen ulusların kurtuluşudur. Çözüm enternasyonalist sosyalistlerin işbirliğidir. Devrimci İşçi Partisi’nin desteklediği Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden Kuruluş Koordinasyonu (DEYK-CRFI) bunun için vardır, bunun için mücadele edecektir.

Erdoğan ve Davutoğlu büyücü yamakları

Tayyip Erdoğan ile Gerçek’in Sıfır Ahmet Paşa olarak andığı Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun IBSİD tipi örgütleri desteklemesinin esas olarak iki nedeni vardı. Birincisi, Suriye’de Beşar Esad’ın hızla düşeceğini umut ediyorlar, onun Sünni mezhep savaşçısı düşmanlarını destekleyerek Sünni âleminde Erdoğan’ı lider haline getirmeye çalışıyorlardı. İkincisi, 2012 yazından itibaren Suriye’nin kuzeyindeki özerk Kürt bölgesi Rojava’nın kendi yolunu çizmesine engel olmak için onu askeri olarak yıpratmaya çalışıyorlardı. Her iki amaçlarında da karaya oturdular.

Şimdi Türkiye’nin güney sınırında Taliban türü bir devlet kuruluyor. Böyle bir devlet Erdoğan’ın liderliğini kabul etmek bir yana, Esad’a olduğu kadar Erdoğan’a da tehdit oluşturacaktır. IBSİD’in lideri Ebu Bekir el Bağdadi, şimdiden kendini halife ilan etti, bütün Müslümanları halifeye biat etmeye davet ediyor!

IBSİD, Erdoğan ve Sıfır Ahmet Paşa’yı fena halde mahcup etti! Beslediği örgütün kendisini ısırmayacağını varsayan hükümet Musul Başkonsolosluğu’nu zamanında boşaltmadığı için sayısı tam bilinmeyen ama 100’e yaklaşan Türkiye vatandaşı bu satırlar yazıldığında 20 günden uzun bir süredir savaş esiri olarak IBSİD’in elinde idi!

Bunun da ötesinde Tayyip Erdoğan, IBSİD ve benzeri örgütlere yardım götürdüğü belli olan TIR’lar durdurulduğunda bunların Suriye’deki küçük Türkmen topluluğuna yardım olduğunu iddia etmişti. Şimdi kendi izlediği politika sayesinde Irak’ın yüz binlerle sayılan Türkmen toplumunun en yoğun olarak yaşadığı Tel Afer kenti IBSİD’in kara bayrağının gölgesinde! Türkmenler ise on binleriyle, yüz binleriyle evlerini terk edip kaçmış durumda. Türkmen toplumunun bir bölümü Sünnidir, bir bölümü Şii. Özellikle Şii Türkmenlerin geleceği şimdi büyük tehdit altında.

Kürt sorununda ise ortaya çıkan gelişmelerin Erdoğan’ı ne kadar rahatlatacağı çok kuşkulu. IBSİD’in atağı, Irak toplumunu Şii ve Sünni Araplar arasında fiilen bölmüş bulunuyor. Bu fırsattan istifade, Kürdistan Bölgesel Yönetimi de hızla bağımsızlığa yöneliyor. Önce Peşmergeler Kürtlerin tarihi başkentleri olarak gördüğü, ABD Irak’ı işgal ettikten sonra sayısız tartışmaya konu olmuş petrol zengini Kerkük’ü tek bir kurşun atmak zorunda kalmaksızın ele geçirdi. Ardından Mesud Barzani bağımsızlık referandumundan söz etmeye başladı. Tayyip Erdoğan’ın Güney Kürdistan’ın petrolüne göz koyduğu ve Barzani ile yakın bir ittifak kurduğu doğru olmakla birlikte, bağımsızlığın, Türkiye ve Suriye Kürtlerini de aynı yönde hareket etmeye teşvik edeceği ortada iken Türk devletine ne ölçüde kabul edilebilir geleceği çok kuşkuludur.

Hani büyücü yamağı Alaeddin’in lambasından cini çıkarmış da, sonra kontrol edememiş! Modern büyücü yamakları!

2 Temmuz 2014

Bu yazı Gerçek gazetesinin Temmuz 2014 tarihli 57. sayısında yayınlanmıştır.