Kürt sorununun çözümü düzenin içinde değil düzenin değiştirilmesinde aranmalıdır!

HDP

Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununun çözümünde HDP meşru organdır” demesi üzerine HDP’nin meşruiyeti üzerine yoğun bir tartışma başladı. CHP’liler her zaman olduğu gibi lafı ortaya atıp sonra arkasında durmuyor. Konu açılınca kıvırmaya başlıyorlar. Faşistliklerine halel gelmesin diye HDP’ye açıkça meşru demeye cesaret edemeyen İyi Partililer ise, “HDP meşru değilse niye mecliste HDP’li başkan vekili olduğunda ondan söz istiyorsunuz” diyerek kendilerince bir çıkar yol bulmuşlar. Bu tartışmanın bir ek unsuru ise çözüm adresi olarak TBMM’nin gösterilmesi. İktidarın istemediği bir araştırma komisyonunu dahi kurmaktan aciz, yetkisizleştirilmiş, zincire vurulmuş meclisin ülkenin en ciddi gündemlerinden biri olan Kürt sorununun çözümü için adres gösterilmesi başlı başına bir garabet.

İşin aslı ise başkadır. Çözüm bu düzenin içinde değil bu düzenin değiştirilmesinde aranmalıdır. Ayrıca HDP meşruiyet elde etmek için hiçbir düzen partisinin icazetine muhtaç değildir. HDP’ye oy veren milyonlarca seçmen, özellikle de HDP’yi kendi haklarının yegane savunucusu olarak gören Kürtler bu partinin meşruiyetini sağlamaktadır. HDP kendisine oy verenlerin talepleri doğrultusunda mücadele verdiği sürece sorun yoktur. Ancak son dönemde HDP’nin daha ziyade “yeni açılım” beklentisiyle kendisini düzen siyasetine kabul ettirmeye çalıştığını görüyoruz. En son açıkladıkları siyasi beyannamede de, düzen siyaseti açısından kabul görecek bir metin hazırlamışlar. HDP’nin “üçüncü yol” iddiasının ayakları bu yüzden yere basmıyor. Daha ziyade Millet İttifakı’na da Cumhur İttifakı’na da angaje olmadan kim açılım yapacaksa onunla diyalog kanallarını kapatmama kaygısı öne çıkıyor.

Oysa iki taraftan da gelecek açılım, gerçekte sömürgeci burjuvazinin çıkarlarına dayanan ve emperyalizmin icazetini arayan bir petrol açılımı olacaktır. Bu düzen güçleriyle, cumhuriyetin demokratikleştirilmesini beklemek boşunadır. Dahası bu beklentiyi yaratmak halkı aldatmaktır. Türk ve Kürt eşitliğini, kardeşliğini sağlayacak zemin mevcut düzenle sınıfsal bir karşıtlık içinde olan işçi ve emekçi sınıflarda aranmalıdır. Ancak HDP’nin metninde bilgisayardaki arama tuşuyla bile “işçi” kelimesini bulmak mümkün değil. Herhangi bir burjuva partisinin de savunabileceği “hakça dağıtım” vaadi, üretimdeki sömürüye değmeyen, sermayenin çıkarlarıyla ters düşmeyen bir hamasetten ibaret.

Oysa HDP, meşruiyetini kendisini destekleyen milyonlarca işçi, emekçi ve yoksul halka dayandırmalıydı. Bu anlamda belki zincirli meclisin başkanlık divanında HDP’li bir başkan vekili yerine, onca baskıya, hak gaspına, halk iradesine zincir vurulmasına karşı sineyi millete dönmüş HDP’li milletvekilleri çok daha büyük bir meşruiyet kaynağı olabilirdi. Bu HDP’yi sermayenin iç kavgalarında taraf olma kısır döngüsünden de kurtarırdı. Düzen siyasetinde bir üçüncü yol yok! Emperyalizmden, sermayeden ve devletten bağımsız bir sınıf siyasetinde ise işçilerin birliği ve halkların kardeşliği var!

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2021 tarihli 145. sayısında yayınlanmıştır.