Emekçi halktan vazgeçmeyiz! İstibdad rejimini sineye çekmeyiz! Bir kez daha: Boykot, sine-i millet ve zincirsiz Kurucu Meclis!

Boykot! Sine-i millet! Zincirsiz Kurucu Meclis!

Devrimci İşçi Partisi, 6 Mayıs’ta YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal etme kararının hemen ardından boykot çağrısı yaptı. DİP sadece iptal edilen seçimlerin boykot edilmesini değil, aynı zamanda muhalefet milletvekillerinin sine-i millete dönmesini ve istibdad rejimini ortadan kaldırmak üzere barajsız, yasaksız, zincirsiz bir kurucu meclis seçimine gidilmesini savundu. Devrimci İşçi Partisi’nin 31 Mart yerel seçimleri için baştan beri savunduğu boykot politikası 6 Mayıs akşamı bir anda sağduyunun ifadesi haline geldi. Daha önce kimse boykotu ağzına almazken birdenbire kitleler yoğun biçimde boykotu tartışmaya başladı. Tüm öngörülerimiz doğrulanmış, gerçek çıplak biçimde ortaya çıkmıştı.

CHP seçmeni de dâhil olmak üzere, YSK kararının seçmenin iradesini ayaklar altına almasına karşı boykot sesleri yükseldi. Sosyalist solun hemen hemen tamamı ilk tepkilerinde boykot ya da benzer tutumlar takındılar. Ancak Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı ilk konuşma ve ardından CHP yetkili organlarının verdiği kararla ibre seçimlere girme yönüne döndü. İlk elde boykot diyenlerin bu sefer neredeyse tamamı CHP’nin tutumuna göre pozisyonlarını yenilediler. “CHP seçimlere girmeye karar verdiğine göre boykot seçeneği ortadan kalkmıştır, yapılması gereken İmamoğlu’na oy vermektir” dediler.

Boykot’tan vazgeçen halktan vazgeçer!

Devrimci İşçi Partisi ise 6 Mayıs gecesi yayınladığı bildiride açıkça “31 Mart seçimlerinden önce alınması gereken boykot tutumu YSK’nın seçimleri iptal ettiği 6 Mayıs gecesi itibariyle bir zorunluluğa dönüşmüştür” tespitini yapmıştır. Boykot, “CHP boykot deseydi iyi olurdu” denerek geride bırakılacak bir tutum değildir. Boykot, “biz aslında boykottan yanaydık” demek ve ilk fırsatta istibdadın yedek lastiği, Amerikan muhalefeti CHP’yi desteklemenin ve onun müteahhit adayına oy vermenin kefaleti değildir. 

CHP’nin boykot tutumunu benimsememesi, bir taktik tercih değildir. İmamoğlu kendine güvendiği için, yenilenen seçimlerde de kazanacağından emin olduğu ve kitlelere de bu güven duygusunu aşılamak istediği için bu yolu tutmamıştır. CHP, 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP ile koalisyon görüşmeleri yaptığında, “Anayasa’ya aykırı ama…” diyerek dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay verdiğinde, 16 Nisan mühürsüz referandumunu sineye çektiğinde, 24 Haziran’da tüm halk Anadolu Ajansı’nın manipüle edilmiş sonuçlarına ateş püskürürken “adam kazandı” dediğinde ne yaptıysa aynını yapmıştır. CHP her kritik aşamada halkın istibdada karşı mücadelesinin önüne set çekmiş, böylelikle istibdadın inşasına yol vermiştir. 31 Mart’tan önce de İmamoğlu aynı çizgiyi sürdürmüş kampanyasına Erdoğan’ı ziyaret ederek başlamış, çok çeşitli yönlerden meşruiyeti haklı olarak sorgulanan YSK’ya “sonsuz güven” açıklamaları yaparak seçimlerin iptaline uygun zemin oluşturmuş. Her şey düzen için!

6 Mayıs’tan sonra CHP boykot demeyerek ve daha da ileri gidip boykot tavrını mahkûm ederek bir kez daha halkı sahne gerisine itmiştir. CHP’nin kararı, bu partinin burjuva sınıfsal karakterine uygun bir karardır. Ömer Koç’un 6 Mayıs sabahı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etmesi son derece önemlidir. Ömer Koç’un İmamoğlu’na ne dediğini, ses kayıtlarını dinlemiş kadar kesinlikle tahmin edebiliriz: “Haklısınız, seçimin yenilenmesi hukuksuzluktur. Ama Türkiye bir darboğazdan geçiyor. Bu aşamada kitlesel gösteriler ve aşırı tepki yanlış olur. Hele boykot çağrısı, daha da öteye sine-i millete dönüş, büyük bir istikrarsızlık yaratır. Bakın sayın Erdoğan “Türkiye ittifakı” dedi. Tutulacak halka budur. Sizden ricamız Türkiye ekonomisinin geleceğini kurtarmanın sorumluluğuyla davranmanızdır.” İnanmayan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu’nun toplantısında söylenenlere bakar. Orada eleştiriler yapılmıştır, Erdoğan’ın “haddinizi bileceksiniz” çıkışına yanıt verilmiştir, ama Türkiye ittifakı esas stratejik çizgi olarak savunulmuştur.

İmamoğlu, Ömer Koç’la görüşmesi ve seçimin yenilenmesi kararı sonrasında, CHP’nin yetkili kurulları karar almazdan önce yaptığı konuşmalarla boykotun önünü kesmiştir. CHP’nin iptal edilen seçimlere yeniden girme kararı almasının ardından da TÜSİAD’ın YSK’yı ve iktidarı eleştiren açıklaması gelmiştir. Yani eleştiririz, ama birlikte yürürüz. “Aynı gemideyiz” diyorlar ya!

Emekçi halkın yürümesinden korkan ve ona set çeken CHP, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin koordinasyonu altında Abdullah Gül’le, Ali Babacan’la, Ahmet Davutoğlu ile yürümektedir. Bu yürüyüşün menzilinin hürriyet olmasına imkân yoktur. Hürriyet ve ekmek olmasına hiç imkân yoktur! Bu yürüyüş, şimdiden mutfağı yangın içinde olan, şehirlerde resmi rakamlarla dahi yüzde 17 işsizlikle boğuşan (tarım dışı işsizlik), her dört gencinden biri işsiz olan, geleceği kapkaranlık görünen işçi sınıfının ve emekçilerin canını çıkarma yürüyüşüdür!

Sonuç olarak boykottan vazgeçmek işçi ve emekçi halktan vazgeçmektir!

Sine-i millete dönmeyen istibdad rejimini sineye çekmektedir

CHP aynı doğrultuda sine-i millete dönme seçeneğini de elinin tersiyle itmiştir. Böylece, şaibeli seçimlerle inşa olunan istibdad rejimine ve onun zincirli meclisine en kritik anda bir meşruiyet aşısı yapmıştır. Soruyoruz: Bu meclis ne işe yarıyor? Savcılar ve hâkimlerin ana muhalefet liderinin suratında patlayan yumruğun bile hesabını sormayacağının belli olduğu, İçişleri Bakanı’nın yumruk atanı değil, yumruk yiyeni suçladığı bir ülkede, bu meclis hangi ülkede olsa yeri göğü sarsacak kadar önemli bir olay olan Çubuk tertibini araştırmayı reddetmiş midir, reddetmemiş midir? Ne bekliyorsunuz bu meclisten hâlâ? CHP’nin bu tutumu 31 Mart gecesinden başlayarak mevcut rejimle devam etme ve sermayenin “yapısal reformlar” adı altındaki saldırı programını hep birlikte uygulama politikasının bir devamıdır. Gene TÜSİAD’ın borazanlığıdır. Bakın TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu’na: Parlamenter rejime dönülmesini değil, cumhurbaşkanlığı sisteminin “kurumsallaşmasını” talep ediyor!

CHP, bırakın istibdad rejimini ortadan kaldırmayı, parlamenter sisteme dönüşü bile tahayyül etmemektedir. Yeni seçimlerin sonucu ne olursa olsun izleyecekleri yol şimdiden belli olmuştur. CHP Türkiye ittifakı ile TÜSİAD’ın emrinde olacaktır! Ekrem İmamoğlu, CHP’nin cumhurpatronu adayıdır!

İstibdad rejimiyle böyle mi mücadele edeceksiniz? İstibdad kurmak için biçilmiş kaftan olan cumhurpatronluğu sistemini koruyarak, Erdoğan’ın, sorunlarını aşmak için önerdiği “Türkiye ittifakı”nın benimseyerek mi, istibdadın mimarlarıyla mücadele ettiğinizi iddia edeceksiniz? Hayır, sine-i millete dönmekten imtina etmek, istibdad rejimini sineye çekmektir!

CHP çoktan halktan vazgeçmiş ve istibdad rejimini sineye çekmiştir. İstibdad rejiminin zaaflar içinde tel tel döküldüğü bir anda, emekçi halkın olası bir seferberliğinin önüne set çekmiştir. Bu süreçte tarihsel ve güncel vazifesi emekçi halkı seferber etmek olan sosyalistlerin bu görevin gereklerini bir kenara iterek CHP’ye oy çağrısı yapması söz konusu olamaz. Sosyalistler işçi ve emekçi halktan vazgeçemez! Sosyalistler istibdad rejimini sineye çekemez!

İstibdad hesabını sokakta görüyor! Bu gidiş boykotu kitleler için tek seçenek haline getirebilir!

Devrimci İşçi Partisi, boykot tutumunda ısrar etmektedir. CHP’nin seçimlere girdiği durumda boykotun kitlesel olmayacağı öngörüsü gerçeklere gözünü kapatmaktır. Bugün CHP’nin siyaseti ve onun peşine takılanlar yüzünden İstanbul başta olmak üzere kitleler yüzünü bir kez daha sandığa dönmüştür. Öte yandan istibdad hesabını sokakta görmektedir. Çubuk’ta Kılıçdaroğlu’nun suratına inen yumruk başlangıç olmuştur. Daha önce Erdoğan’ın manevi kızım diyerek üzerinden siyaset yapmaya çalıştığı kanser hastası bir genç kadın İmamoğlu’na destek verdiği için bıçaklanmıştır. Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, bir televizyon programı çıkışında dövülerek hastanelik edilmiştir. Antalya’da bir başka gazeteci İdris Özyol yine çalıştığı gazetenin önünde öldüresiye dövülmüştür. Erdoğan tribünlerde “her şey çok güzel olacak” diye tezahürat yapanlara “kayda geçiyor, gereğini yapacağız” dedikten sonra Beşiktaş tribün lideri silahla vurulmuştur. Önümüzdeki süreçte çok farklı boyutlarda bir dizi provokasyonun sahnelenebileceğine dair çok ciddi emareler birikmektedir.

Dolayısıyla 23 Haziran’a kadar boykotun kitleler nezdinde tek alternatif haline gelmesi olasılığını göz ardı etmek ve kitleleri bu doğrultuda uyarmamak büyük bir sorumsuzluktur.

Devletten, burjuvaziden, emperyalizmden bağımsızlık hayati önemdedir

Devrimci İşçi Partisi, boykot tutumunda ısrar etmektedir. Çünkü bir tarihsel dönemeç noktasındayız. Devrimci İşçi Partisi, uzun süredir Erdoğan ve AKP’nin seçimle gitmeyi kabul etmeyeceğini anlatmaya çalışıyor kitlelere. Şimdi bu, kısmi bir ölçekte somut olarak yaşanıyor. İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin hukuki nitelikte hiçbir nedeni yoktur. Yenilenmenin nedeni AKP’nin yenilmesidir! Bu rejimden çıkış bakımından rejimin kendi yolları tıkanmıştır. Kapılar kapatılmıştır. Anahtarı, işçi sınıfının siyasi bağımsızlığının sağlanmasıdır. Çünkü her şey gösteriyor ki, TÜSİAD’ın ihtiyaçlarına hizmet ettiği için muhalefet de rejime hapsolmuştur. Amerikan ve TÜSİAD muhalefetinin yolundan giden, ancak işçi sınıfının ve halkın daha ağır bir istibdad yolundaki hamleler karşısında uyuşturulmasına katkıda bulunmuş olacaktır.

Devletin, ekonomik krizin ağır yükü karşısında emekçi halkı koruyamaması bir yana tüm faturayı kitlelere kesmek üzere patronların hizmetine girmesine, devletin baskıcı yüzünü giderek emekçilere daha fazla göstermesine, Erdoğan’ın bir toprak ağası edasıyla “karınlarını doyuruyoruz ama nankörlük ediyorlar” mealinde konuşmaları ekleniyor. Erdoğan, TÜSİAD’a İmamoğlu’na destek verdikleri için kızarken ağzından kaçırıyor ve ne istediniz de vermedik diyor. “Beka” maskesi düşüyor, altından sermayenin istibdadının çıplak yüzü çıkıyor. Ekmek ve hürriyet, son seçimde istibdad cephesini ciddi mânâda tedirgin edecek boyutta sandığa gitmeyen AKP-MHP’nin işçi ve emekçi seçmenlerinin de talebidir. Bu gerçekliğe gözlerini kapayan, mevcut iktidardan yüz çevirmeye başlayan kitlelere Amerikan muhalefetini ve onun müteahhit adayını adres gösteren, emekçi halkı birleştirmez, böler!

İstanbul seçimlerinin önemini kimse yadsıyamaz. Ancak Türkiye’nin geleceğinin bu seçimlerle belirleneceği bir yanılsamadır. İstanbul’u İmamoğlu yeniden kazandığında ya şiddet bütün zincirlerinden boşanacak ya da Türkiye ittifakı kurulacak ve krizin yükü işçi sınıfının ve emekçilerin sırtına boca edilecektir. Türkiye’nin geleceği fabrikalarda, emekçi mahallelerinde ve mücadele meydanlarında belirlenecektir. Bu mücadele şu ya da bu partinin seçmenlerini değil bir bütün olarak işçi sınıfını ve emekçi halkı ilgilendirmektedir. Sınıf mücadelesi İstanbul sınırlarını aşmakta ve tüm Türkiye’de için için kaynaşmaktadır. Burjuvazi ekonomik ve siyasi krizlerin faturasını emekçi halka kesmek için Türkiye ittifakını hazırlarken, faşist ve askeri seçenekleri her daim yedekte tutarken, işçi sınıfını ve emekçileri bu büyük mücadelelere hazırlamak bir Birleşik İşçi Cephesi için mücadele etmeyi gerektirir.

Sosyalistlere çağrı

Böyle bir Birleşik İşçi Cephesi’nin kurulması, elbette burjuvazinin çıkarlarından farklı toplumsal çıkarları savunan sosyalistlerin birlikte hareket etmesiyle güç kazanacaktır. Ama bunun için sosyalistlerin CHP’nin etki alanından kopması gerekir. İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığının sağlanması, burjuvazinin şu ya da bu kanadının peşinden gitmekten vazgeçmek demektir. Devrimci İşçi Partisi sınıf bağımsızlığını savunmaya devam edecektir. Ama bunu diğer sosyalistlerle birlikte yapmak, Birleşik İşçi Cephesi’ni inşa etmek için birlikte mücadele vermek istiyoruz. Bugün bu, boykotun Türkiye’nin ihtiyaçlarına çok daha uygun olduğu bir anda, “CHP seçime giriyor, boykot kitlesel olamayacak” demekle değil, işçi sınıfını ve emekçi kitleleri ekmek ve hürriyet mücadelesine hazırlayacak olan boykot tutumunu benimsemekle olur. Sosyalistleri işçi sınıfının saflarını omuz omuza güçlendirmeye çağırıyoruz.

Bir kez daha boykot, sine-i millet, zincirsiz kurucu meclis!

Devrimci İşçi Partisi, boykot ve sine-i millet çağrısında ısrar etmektedir. Çünkü İstanbul seçimlerinden sonra Türkiye ittifakı kurulmasını, TÜSİAD-MÜSİAD-TOBB partilerinin işçi sınıfına ve emekçilere saldırısını desteklemek istemiyoruz. İstibdad cephesi devleti çıplak bir baskı aygıtına dönüştürmektedir. Sandık, iktidar için bir meşruiyet kaynağı olmaktan çıkıp bir yüke dönüşüyor. Bu güçlü, sarsılmaz bir devlet yapısını göstermiyor. Halkın hiçbir hayati sorununa çözüm bulamadığı için halk desteğini yitiren, baskı aygıtına sarılan, sürdürülemez ve ekonomik krizlere siyasi krizler ekleyen bir yapıya işaret ediyor. İstibdadın paldır küldür yıkılması sadece iktidarı değil tüm düzen siyasetini korkutuyor.

Seçimden çıkışta, düzen siyasetinin çerçevesinde en iyi ihtimalle ufukta bir erken seçim belirecektir. Erken seçim, mühürsüz referandumda atı alanın Üsküdar’a geçtiği başkanlık sisteminin seçimidir. Zincire vurulmuş meclise 600 yeni figüran göndermek için yapılacak bir seçimdir. Türkiye’nin ihtiyacı siyaset açısından dikiş tutmayan bu rejime yeni yamalar yapmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı ekonomi açısından Albayrak’ın karşısına Babacan’ı alternatif diye çıkarmak değildir.

İşçi sınıfının çözümü şu ya da bu siyasi güç tarafından soyulacağını belirleyecek seçimde değil, ekmek ve hürriyetin elde edilmesindedir. Hürriyete giden yol, barajsız, yasaksız ve zincirsiz bir Kurucu Meclis’ten geçecektir. Bu yolu açacak olan ise 23 Haziran’da boykot ve emekçi halkın sınıfsal talepler üzerinden yükselecek seferberliği olacaktır.