Türkiye ile ABD, Esad ile PYD birbirine zeytin dalı uzatırken

Zeytin Dalı harekatı başladığında “kime zeytin dalı uzatılıyor” sorusu üzerinden epey spekülasyon yürütülmüştü. Resmi söylemin de etkisiyle genel olarak harekâtın barış amacı taşıdığı söylendi. Kıbrıs “barış” harekâtı ile paralellik kuruldu. “Teröriste darbe halka zeytin dalı” diyenler oldu. Bir grup ise PYD’nin Esad’ın da düşmanı olduğunu ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini iddia edip Suriye’ye bir zeytin dalı uzatıldığını öne sürdü. 

 “Zeytin Dalı” bir ayını doldururken söylenenlerden hiç biri olmadı. Ama Türkiye ile ABD’nin, PYD ile de Suriye’nin birbirine zeytin dalı uzattığına tanık olduk. Pek çokları için beklenmedik olan bu gelişmeleri Gerçek gazetesinde erkenden öngörmüştük. “Türkiye Amerikan oyununa geliyor”[1] başlıklı yazımızda Afrin’deki Amerikan tuzağına dikkat çekmiş ve şöyle demiştik: “Erdoğan ve AKP, TSK ve MHP’nin desteğiyle Kürtleri hedef alan, ABD’ye çekil aradan diyen bir politika izliyor. Bu politika eninde sonunda Türkiye’yi ABD’nin eline düşürüp, tüm komşularıyla ve kardeş Kürt halkıyla düşman edecektir. Oysa izlenmesi gereken politika Türkiye’nin ABD ile karşı karşıya geldiğinde Kürtleri emperyalizme karşı yanına çağırmasıdır.”

“Er ya da geç” dedik. Ama Türkiye, çok geçmeden ve erkenden ABD’nin eline düşmeye başladı. Önce Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı McMaster İstanbul’a gelip Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın’la görüştü. Daha sonra iki ülkenin savunma bakanları Canikli ve Mattis, NATO toplantısı vesilesiyle Brüksel’de bir araya geldi. Nihayet ABD dışişleri bakanı Tillerson Türkiye’ye geldi. Önce Erdoğan’la ertesi sabah da Çavuşoğlu ile görüştü. Amerikan generali Mınbiç’ten vururuz diyor, Ankara’dan “Osmanlı tokadı” ile cevap veriliyorken bir baktık ki “stratejik ittifak vurgulanıyor”, “ortak çıkarların altı çiziliyor”, “sorunların çözümü için komisyonlar oluşturuluyor” ve ABD-Türkiye ilişkileri normalleşiyor. Mınbiç’te ABD ve Türkiye askerlerinin birlikte var olması üzerine planlar yapılıyor.[2]

Gizli pazarlıkların sonucu: ABD karşıtlığı “out”! İran ve Suriye karşıtlığı “in”!

ABD ile yapılan pazarlıkların kaydı tutulmadı. Kamuoyu ile de ciddi hiçbir bilgi paylaşımı yapılmadı. Ancak konuşulanların hiç de hayırlı olmadığını son bir haftadır yaşanan gelişmelerden görmekteyiz. Tam da söylediğimiz gibi Türkiye, kardeş Kürt halkıyla ve komşularımız İran ve Suriye ile giderek daha fazla düşmanlaşıyor. Bundan en çok memnun olanın ABD emperyalizmi olduğuna hiçbir şüphe yok.

İlk belirti olarak iktidar cephesinde Amerikan karşıtlığının yerini ışık hızıyla İran karşıtlığının aldığını görmekteyiz. Amerika’nın Türkiye üzerinde oynadığı oyunlarla ilgili söylemlerinin yerini İran’ın sinsi emelleri almış durumda. Uzun bir zaman sonra Davutoğlu taraftarı Karar gazetesiyle Erdoğancı Yeni Şafak, Akit gibi yayınlar aynı şarkıyı söylemeye başladı. Bu gazetelerin sayfalarında Rusya’nın PKK’yi terör listesine almadığının, PYD’nin Moskova’da büro açmış olduğunun tekrar hatırlandığını görüyoruz. Afrin’de boy gösteren milislerin izini sürüp Şam’dan önce Tahran’a varıyorlar. Bir ay önce Türkiye için tehdit olarak görülen ABD’nin İran’ı çevreleme stratejisi bugünlerde kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak tanımlanmakta. Erdoğan’ın Davutoğlu’nun elini tekrar tutması da Suriye politikası dendiğinde insan içine çıkamaz hale gelmiş “sıfır Ahmet paşa”nın göğsünü gere gere “Suriye konusunda hiçbir pişmanlığım yok” diyecek özgüveni göstermesi belli ki boşuna değil.

İzlenen politika kardeş Kürt halkıyla düşmanlığı giderek daha fazla pekiştiriyor. Bölgede yaşayan Kürt halkının tankların üzerinde kurt işareti yapan askerlerin ve özel harekâtçıların zeytin dalı uzatmaya geldiğini düşüneceğini beklemek herhalde safdillik olur. Yine benzer şekilde Rabia işareti yaparak cepheye gidenlerin görüntüleri de Suriye halkında farklı bir duygu yaratmıyor. Bu koşullarda yine başka bir yazımızda öngördüğümüz ve “Erdoğan’ı bekleyen sürpriz” olarak değerlendirdiğimiz Suriye ordusu ile karşı karşıya gelme olasılığı somut bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.[3] Gelinen aşamada Suriye ordusu ile birlikte hareket eden milis güçleri Afrin’de hatta en sıcak cephe olan Cinderes’te boy göstermeye başladı. Bu PYD ile Esad arasında henüz tamamlanmamış ve netleştirilmemiş bir anlaşmanın ürünü. Şimdilik Suriye ordusu paralelinde hareket eden milislerin Afrin’e girmesi ve Halep’te PYD kontrolündeki Şeyh Maksut mahallesinin Suriye ordusuna teslim edilmesi ile buradaki güçlerin Afrin’e taşınması söz konusu. Suriye ordusu Afrin’de resmen varlık göstermek için tam hâkimiyet istiyor ve kendisi dışında silahlı bir güç bulunmasına sıcak bakmıyor. Ayrıca Afrin’in dışında Deyrezzor bölgesinde olan ve PYD’nin ABD ile birlikte kontrol ettiği petrol yataklarından en azından bazılarının Suriye’ye devredilmesi de gündemde. PYD ise TSK ve ÖSO güçleri henüz Afrin’i kuşatmak üzere Cinderes ve Racu’yu ele geçirmeden ve Afrin’in Halep’le bağlantısının kesilmesi tehlikesi belirmeden tamamen yelkenleri indirmiyor. ABD’nin PYD üzerindeki nüfuzunu olası bir anlaşmayı engellemek için kullandığı da sıkça gündeme gelen bilgiler arasında.

Rusya’nın bıçak sırtı denge politikası

Suriye Arap Ordusu’nun resmi birlikleri yerine milislerin giriş yapması krizin ilk basamağı olarak görülmeli. Krizin daha fazla tırmanmamasında Rusya’nın rolünün belirleyici olduğu görülüyor. Ancak Rusya’nın bu rolü daha ne kadar sürdürebileceği de tartışmalı. Rusya, Türkiye ve ABD arasındaki yakınlaşmayı yakından izliyor. Kuzey Suriye’de Afrin, Cerablus, El Bab ve Mınbiç’i kapsayan bir NATO koridoru oluşmasını engellemek için bıçak sırtında bir denge politikası izliyor. Bu politika Türkiye’yi tamamen itmemek için hava sahasının kapatılmamasını, Türk uçaklarının düşürülmemesini ve Suriye Arap Ordusu’nun TSK güçlerinin karşısına çıkarılmamasını içeriyor. Rusya, Kürtleri tamamen kaybetmemek için de federatif bir Suriye projesinin ve Kürtlere özerklik vaadinin en etkili sponsoru olmayı sürdürüyor. Ayrıca Rusya, PKK’yi terörist olarak görmediğini açıklayan neredeyse tek bölge ülkesi.

Osmanlı mesajı adresine vardı

Türkiye’de iktidarın Rusya’nın bu pozisyonunu fazlasıyla zorladığını söyleyebiliriz. Örneğin Suriye, Türkiye’nin harekâtını sınırlandırmak için adeta bir geçit resmi düzenleyerek Afrin’e doğru bir milis konvoyu çıkarttı. Suriye bayraklarıyla donatılmış bu konvoyun, resmi olarak “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan” Zeytin Dalı harekâtını siyaseten sınırlayacağı düşünüldü. Ancak bu konvoy TSK topçusu tarafından vuruldu. Erdoğan ve AKP iktidarının çeşitli sözcüleri Suriye ordusunun Afrin’e girmesine müsaade etmeyeceklerini açıkladılar. Bu açıklamaların ve TSK’nın doğrudan Suriye ordusunun yanındaki milisleri vurmasının sonucunda Afrin’de Esad ve Öcalan resimlerinin birlikte taşındığı mitingler düzenlenmeye başladı. Şimdi cephe hattından video çekip yayınlayan Esad taraftarı milisler Suriye bayrakları altında durup “Osmanlıyı durdurmaya geldiklerini” söylüyor. Belli ki AKP iktidarının ABD’ye Türk lokumu ikram ettiğini gören Suriyeliler Osmanlı tokadının muhatabının Amerikan ordusu değil kendileri olduğunu düşünmekteler. Bir de herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermemek için gün aşırı Afrin’e Türk bayrağı dikmekten bahseden Devlet Bahçeli var!

ABD’nin işgal planını tartışan Suriye’nin toprak bütünlüğünü nasıl savunur?

Yine ABD ile Mınbiç’te birlikte hâkimiyet kurma önerisinin tartışılması bile “Suriye’nin toprak bütünlüğü” söylemini tek başına bir çöp haline getirmeye yeterli olmuştur. Bu olasılığın hayata geçmesinin uluslararası hukuka uydurulabilir bir tarafı da siyaseten izahı da yoktur. Suriye topraklarının ABD ile ortak olarak işgal edilmesinden başka bir manaya gelmeyeceği açıktır. Tüm bunlara Türkiye’nin, Rusya’nın Doğu Guta’da sürdürdüğü askeri harekâtı “sivil kayıpları” gerekçe göstererek protesto etmesi ve bu esnada ABD’nin bir yandan Doğu Guta’ya göndermek üzere militan topladığını diğer yandan da Suriye’ye doğrudan askeri müdahale seçeneğini gündeme taşıdığını eklediğimizde Rusya’nın bıçak sırtında kurmaya çalıştığı dengenin, ABD tarafına doğru bozulmasına ne kadar göz yumacağı belirsizliğini korumaktadır. Bu yüzden Rusya, Türkiye’nin Esad’la doğrudan görüşmeye başlaması için bastırmaktadır. Bu olmadığı takdirde hava sahasının kapatılması gündeme gelebilir. Bu Zeytin Dalını zora sokar, Türkiye üzerinde ciddi bir yaptırım gücü oluşturur, ama en çok da ABD’nin ekmeğine yağ sürmüş olur. Çünkü ABD tuzağını, Türkiye’nin Afrin’de batağa saplanması, bir zafer elde edecekse bunun Pirus zaferi olması, bu süreçte Rusya ve Suriye ile karşı karşıya gelmesi ve nihayet kendi eline düşmesi üzerine kurmuştur. 

Kürtlerle barışmayan ABD’yle savaşamaz!

Gelinen aşamada pek çok yönden gelişmeler belirsizliğini korumaktadır. Ancak belirli olan bir şey vardır ki o da Kürtlerle savaşı merkeze alarak ABD’yle savaşmanın ve onu yenilgiye uğratmanın mümkün olmadığıdır. Devrimci İşçi Partisi’nin “Kürtlerle barış ABD’yle savaş” şiarı, ABD’nin kurduğu denklemi değiştirebilmenin tek yoludur. Mevcut çıkmazdan tek gerçekçi çıkış yolunu göstermeye devam etmektedir. Bazı AKP destekçilerinin ve Esad ile iyi ilişkilere taraftar olanların, PYD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini öne sürerek Suriye devleti ile ABD karşıtı bir ittifak oluşturma projesi erkenden çökmüştür. Suriye’nin, kendi topraklarında ABD ile birlikte nüfuz alanları kurmayı tartışan, ilçelerine, dağlarına bayrak diken, Suriye ordusunun kendi sınırları içindeki bir ilçeye girişini savaş sebebi ilan eden bir devleti, toprak bütünlüğüne destek değil tehdit olarak göreceği açıktır. Suriye devleti, PYD ile köprüleri attığında Fırat’ın doğusunu ABD’ye terk etmiş olacağını görmektedir. Türkiye’nin de ABD’nin sınır güvenliğini sağlaması, PKK’den kopartılmış yeni bir işbirlikçi Kürt hareketi imal edilmesi karşılığında buna razı geleceği apaçık ortaya çıkmıştır. ABD emperyalizmi Türkiye’yi tuzağına çekmiştir. Artık Afrin, Türkiye’yi kendi çizgisine çekmek ve orada tutmak için bir koz olarak ABD’nin elindedir.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri