Mantık sınavı, tarih sınavı

Türkiye 10 Kasım'daki Meclis görüşmesinden sonra günlerce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in sözleriyle sarsıldı.

Türkiye 10 Kasım'daki Meclis görüşmesinden sonra günlerce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in sözleriyle sarsıldı. Öymen, geçmişte Türkiye'nin çeşitli savaşlarda gayet kararlı biçimde askeri çözümde ısrar ettiğini, "analar ağlıyor" türü insani düşünceleri göz önüne almak zorunda hissetmediğini belirtirken örnek olarak Çanakkale savunmasını, Kurtuluş Savaşı'nı, Şeyh Sait isyanını, Dersim isyanını, Kıbrıs'a yapılan askeri müdahaleyi ve PKK ile savaşı vermişti. Bunlar arasında Dersim isyanı başta Dersimliler (Tuncelililer) olmak üzere Alevilerin, Kürtlerin ve her türden ilericinin ayağa kalkmasına yol açtı. Öymen'in Hitler bıyığıyla süslenmiş resimleri sadece Dersim'in sokaklarını değil, büyük basının sayfalarını da günlerce süsledi. Bu konu üzerine yazmayan köşe yazarı neredeyse kalmadı. Başlangıçta CHP içinde bile ciddi bir çatlak oluştu: Kemal Kılıçdaroğlu, Öymen'i "gereğini yapmaya", yani istifaya çağırdı (buna aşağıda döneceğiz).

Bu olayın elbette çok hayırlı yönleri oldu. Birincisi, CHP'nin günümüzde izlediği gerici çizgi, partinin Genel Başkan Yardımcısının kendi ağzından açıkça itiraf edildi. Bizler CHP'nin gerici karakterini ne kadar anlatırsak anlatalım, başta Aleviler olmak üzere kitlelere bunu anlatmakta asla Öymen kadar başarılı olamadık. Öymen'e Türkiye halklarının gözünü açmaya yardımcı olduğu için, gerçeği dakik biçimde ortaya koyduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır. İkincisi, Kürtler ve Aleviler dışında kimse daha "Dersim" neresidir bilmezken, vahşi bir katliam bütün ağırlığıyla halkın gündemine oturdu. Gençlerimizden, çocuklarımızdan sakladığımız bir yeni utanç belgesi, Öymen sayesinde kulakları sağır olmayan herkesin duyacağı bir açıklıkla ortaya konulmuş oldu. Üçüncüsü, kurulu düzenin temsilcileri bile Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi faili olduğu bir katliamı teslim etmek zorunda kaldı. Daha iki yıl önce Çayan Demirel'in Dersim hakkındaki belgeselini sansürlemiş olan bir hükümetin başı Tayyip Erdoğan elbette bunlar arasında en önemli isimdi, ama Sedat Ergin'den Akif Beki'ye ve Hasan Celal Güzel'e kadar, farklı siyasi ve ideolojik eğilimden düzen savunucuları, ortaya saçılan deliller, özellikle de o dönemde Malatya Emniyet Müdürü olan devletin mutemet adamı İhsan Sabri Çağlayangil'in tanıklığı ortadayken, Dersim'in esas olarak büyük sivil kitleleri hedef alan insanlık dışı bir katliam olduğunu (bu kelimelerle olmasa bile) kabullendiler. Bugün öncelikli görevlerden biri, bu gerçeklerin üstünün yeniden kapatılmasına izin vermemek, halkı ve özel olarak genç kuşakları bu ve benzeri konularda derinlemesine bilinçlendirmektir.

Suçu öven tamam, ya suçu işleyenler?

Bütün bunlar iyi de Onur Öymen'in yol açtığı fırtınanın ne kadar kısıtlı bir ufka sıkıştığına da dikkat çekmek gerekiyor. Neredeyse istisnasız herkes sadece Dersim üzerinde durdu; neredeyse istisnasız herkes esas olarak Alevileri konuştu; neredeyse istisnasız herkes Onur Öymen'i suçladı. Oysa Öymen'in konuşması ve buna verilen tepki, çok daha kapsamlı ve derin meseleleri gündeme getirme istidadını taşıyordu. Ama görebildiğimiz kadarıyla, bu meselelerin bazılarına değinen sadece bir-iki kişi oldu. En önemlisine ise bugüne kadar (bu yazı yazılırken olayın üzerinden yirmi gün geçmiş durumda) hiç kimse değinmedi.

Öymen'in değindiği savaşlar arasında en çok Dersim'in tepkiye yol açmış olmasını anlamak mümkün. Ama başka meselelere de birer satırla da olsa değinilemez miydi? Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK'ye karşı verdiği savaşa bu tartışmada değinilmemesini anlayışla karşılamak gerekir. Sonuç olarak, zaten bütün öteki olaylar, Öymen'in PKK'ye askeri yöntemle karşılık verme zorunluluğu fikrini savunmak için verdiği örneklerdir. Ama Sedat Ergin'in bir yazısında belirttiği gibi, Öymen elmalar ile armutları birbirine mi karıştırmıştı? Eğer Alman generallerin komutasındaki bir ordunun verdiği Çanakkale savaşının "yurt savunması" olarak yüceliğine inandıysanız, yani Osmanlı'nın dünyayı yağmalayan güçlerin arasına katılmış olması size karşı çıkılacak bir şey gibi görünmüyorsa, eğer Şeyh Sait isyanında öldürülenler için kılınız bile kıpırdamıyorsa, eğer Kıbrıs'ın kuzeyinin Türk ordusu tarafından işgal edilmesi (ve bu işgalin 35 yıldır sürüyor olması) size bir şey ifade etmiyorsa, söylenecek bir şey yok! Ayrıca, Şeyh Said isyanında da devletin, Dersim kadar olmasa da, gaddar bastırma yöntemlerine başvurduğu bilindiğine göre, bu isyanın hiç söz konusu edilmemesi, Alevilerin Kürtlere göre daha makbul bir halk topluluğu olduğu düşüncesinin birçok insanda yerleşik olduğunu ima eden bir yaklaşım oldu.

Ama bütün bunlardan daha ciddi olan şudur: Onur Öymen sonuç olarak Dersim katliamını planlamış ve uygulamış değildir. Sadece sahip çıkmıştır. Eğer Öymen'in bu katliama sahip çıkması bile, kendisine Hitler bıyığı yakıştırılmasına yol açacak kadar vahim bir suç ise, bu katliamı planlayan ve uygulayanlar konusunda da bir şey söylemek gerekmez mi? Tarihimizin o döneminin hükümetlerinin (son aşamada başbakan Celal Bayar'dı) ve askeri yöneticilerinin (başta Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Dersim'e sömürge valisi yetkileriyle yollanan Orhan Alpdoğan) sorumluluklarını soruşturmak gerekmez mi?  Cumhurbaşkanı olarak devletin doruğunda yer alan Atatürk'ün sorumluluğunu irdelemek gerekmez mi? Ama her nedense, bırakalım kitleleri, Öymen'i eleştiren yazarlardan yalnızca birkaçı Atatürk'ün bu olaydaki sorumluluğuna geçerken değinmiştir. Oysa sözünü ettiğimiz tarihi şahsiyet herhangi bir değildir: Cumhuriyet'in ve rejimin tabulaştırdığı, neredeyse tapındığı, "ulu önder" olarak andığı birinden söz ediyoruz.

Türkiye halkı burada bir mantık sınavı yaşıyor. Ortalama Alevi, özel olarak da ortalama Dersimli, günümüzde Atatürk'e, onun mirası olduğu varsayılan CHP'ye ve bu gelenekten gelen öteki sözde sosyal demokrat partilere karşı muazzam güçlü bağlarla bağlıdır. Aynı insanlar, Öymen'i (tekrar pahasına söyleyelim) haklı olarak yerden yere vuruyorlar, ama kimse iş Atatürk'e gelince onu eleştirmek istemiyor. Öymen kendisi de buna isyan ederek bir röportajda şöyle demiş: "Ben mi bastırdım Dersim isyanını? O zaman Atatürk niye böyle davrandı? Celâl Bayar başbakandı, Fevzi Çakmak da Genelkurmay Başkanı. Onlar da mı faşistti?"

Tarih yeniden yazılmalı!

Öymen haksız mı? Sonuç olarak o övmüş, ama eylemleri yapan başkaları. Onlara ne demeli? Kimileri buradan, iş zülfi yâre dokunacak diye geri adım atılması gerektiğini çıkarabilir. Biz tersini çıkarıyoruz: Öymen'e verilen çok sağlıklı tepki, mantıksal sonucuna götürülmeli, tek parti dönemi, Atatürk'ün kendisi de dahil olmak üzere o dönemin bütün yöneticilerinin uygulamaları, politikaları, ideolojileri yeniden ve yeniden tartışılmalıdır.

Mantık bunu emrediyor. Ama bazılarının mantık falan dinleyeceği yok! Murat Bardakçı'dan ("Dersim yakın tarihtir, hesaplaşmaya Yavuz Selim'den başlayın!") Nuray Mert'e ("ben bu sorgulama furyasında, ucu birbirini anlamaya, barışmaya varacak bir gidiş göremiyorum") bir dizi yazar, pek telaşlı bir tutumla, Türkiye tarihinin yeniden irdelenmesine karşı çıkıyor. Hiç merak etmeyin efendim, bu topraklarda sadece Cumhuriyet'in değil, Osmanlı'nın tabularına da meydan okuyacak bir entelektüel birikim vardır. Ama saptırmaya çalışmayın! Konumuz Dersim katliamı, 1936-38, Çaldıran Savaşı değil! Tarihin deşilmesinin toplumu barışmaya götürmeyeceğinden korkanlar da "aman bir tatsızlık çıkmasın!" tavırlarıyla gölge etmesinler, başka ihsan istemez! Bu toprakların sadece Kürtleri, Alevileri, Ermenileri değil, kadınları da, sosyalistleri de, en önemlisi işçi sınıfı da tarihi doğru yazacak ve tarihten doğru dersleri çıkaracaktır.

Dersim'de "gereğini yap", Ankara'da "çirkin tuzak"!

Onur Öymen olayının bir son zayiatı var ki, politika konusunda en alaycı insana bile parmak ısırtır: Elbette Kemal Kılıçdaroğlu'ndan söz ediyoruz. Bir insanın rengi ancak bu kadar erken ortaya çıkar. 2009 yerel seçimlerinde Baykal'dan farklı, daha halka yakın bir dili benimsediği için kendisini parlatmak isteyenlerin "Gandi" adını taktığı Kılıçdaroğlu,  mecliste Öymen'in konuşmasını canı gönülden alkışladıktan sonra, annesinin cenazesi için gittiği memleketi Dersim'de Öymen'i "gereğini yap" diyerek istifaya çağırdı, ama Ankara'ya döner dönmez "AKP-DTP ve yandaş medyanın bu çirkin tuzağına düşmeyeceğini" açıkladı! Alın size tutarlı bir davranış! "Gandi" imiş! Bir insan muhalefette iken mevki aşkına bir hafta içinde bu kadar yalpalarsa, iktidara geçtiğinde neler yapar?

Bu satırların yazarı Alevilerin en büyük katliamlara hep CHP ve ardılı partiler iktidardayken maruz bırakıldığını (Dersim, Maraş, Sivas vb.) yıllardır söyler durur. Aleviler bugüne kadar bunları hep görmezlikten geldiler. Umulur ki Onur Öymen'den sonra tavırları değişir. Ama bir de uyarı yapmak gerekiyor. AKP zaten kaç zamandır Alevilere yatırımı yapıp duruyor. MHP ise genel başkanı Bahçeli'nin ağzından tam bu dönemde Alevi sorunu konusunda bir program açıkladı. Aleviler elbette yağmurdan kaçarken doluya tutulmamayı bilecektir. Ezilen bir topluluk olarak Alevilerin çıkış yolu "12 Eylül öncesine dönmek"tir! Yani aynen 1960'lı ve 1970'li yıllarda olduğu gibi Alevilerin yüzünü dönmesi gereken siyasi akım sosyalizmdir. Alevilerin ve Kürtlerin gerçek müttefiki işçi sınıfıdır çünkü.


Bu yazı, 6 Aralık 2009 Pazar günü Radikal İki'de yayınlanmıştır.
Etiketler: 
Gerçek'i paylaş:

devrimci marksizm okulu ulusların kendi kaderini tayin hakkı

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri