KCK masada yerini aldı!

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı bir açıklama yaparak gerillanın çekilişini durdurduğunu açıkladı. Böylece, hep yüksek perdeden konuşan, “süreç diye bir şey yok, bizim çalışmalarımız var” diyen, yeni karakollar inşa ettiren, yeni korucu kadroları açan Tayyip Erdoğan’a cevap verilmiş oldu.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı bir açıklama yaparak gerillanın çekilişini durdurduğunu açıkladı. Böylece, hep yüksek perdeden konuşan, “süreç diye bir şey yok, bizim çalışmalarımız var” diyen, yeni karakollar inşa ettiren, yeni korucu kadroları açan Tayyip Erdoğan’a cevap verilmiş oldu. 

Madem “süreç yok”, sadece hükümetin çalışmaları var, o zaman KCK’nin ne dediğinin de önemi yok, Tayyip Erdoğan “çalışmalar”ına devam edebilir!

Başbakan yardımcısından başbakana tekzip!

Hükümetin Kürt sorununun bugün geldiği noktada yaşanan “süreç” konusundaki tarzı işte bu kadar komik. Ama bununla kalmıyor komiklik. Erdoğan kararı duyunca birden daha önce konuştuklarını unutmuş, Arjantin’den dönerken şöyle diyor: “Acele ediyorlar. Bizden dört partinin uzlaşmadığı hususlarda yasa çıkarmamızı istiyorlar. Diğer partilerin kabul etmediğini bize fatura etmeye çalışıyorlar.” Buna “paçası tutuşmak” denir Türkçe’de! Erdoğan KCK’nin kendisinden yapamayacağı şeyler istediğini söylüyor. Demek ki, KCK’nin taleplerini neden yerine getirmediği ya da getiremediği konusunda açıklama yapması gerekiyor. Öyleyse, kendi çalışmaları yok, karşılıklı bir “süreç” var! Çekilme devam ederken üstten konuşan Erdoğan, çekilmenin durdurulması söz konusu olur olmaz “dağ” dediği odağı muhatap almaya başlıyor!

O böyle konuştuktan bir gün sonra yardımcısı Bekir Bozdağ ise şöyle diyor: “Terör örgütünü muhatap alarak konuşmak doğru değildir.” Bekir Bozdağ, senin başbakanın bir gün önce uçakta KCK’yi muhatap almış ki onunla “yapılamayacak şeyler istiyorlar” anlamında polemik yapıyor. Yoksa sen başbakanını mı uyarıyorsun, “aman başbakanım, böyle konuşup bunları muhatap haline getirmeyin” mi demek istiyorsun? Söylediğin sözün de iler tutar yanı olsa! “Terör örgütünü muhatap alarak konuşmak doğru değildir” lafının anlamını herkes biliyor. “Bizim muhatabımız İmralı” demek istiyor Bozdağ. Peki “İmralı” kim? Bundan iki ay önce KCK Kongre topladı ve Abdullah Öcalan’ı yeniden KCK Genel Başkanı yaptı. Yani siz örgütü muhatap alarak konuşmuyorsunuz, ama örgütün genel başkanı ile konuşuyorsunuz! Ciddiyetsizlik mi, çapsızlık mı?

Kürt hareketinde eşitsiz gelişme

Bu kadar mizahi bir davranışlar silsilesi içinde Erdoğan bir de kalkmış kendisi KCK’nin açıklaması konusunda güya mizah yapıyor. “Sanırım mesajlar dağa geç ulaşıyor” diyor. (Bu cümle bile ortada bir “süreç” olduğunu kanıtlar ya!) Bunu söylemesinin temelinde ise şu gözlemi yatıyor: “Dağ ve parti en son birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı (…) Partinin açıklamaları İmralı ile uyumlu.” Ne demek istiyor?

Erdoğan’ın Kürt hareketinin farklı bileşenlerinin değişik tutumlarına ilişkin söylediği bu sözlerin maddi temeli şu olgular dizisinde yatıyor. Önce KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık bir açıklama yaptı. Hükümetin kendi sorumluluklarını yerine getirmediğini belirttikten sonra şöyle dedi: “Buna karşı kendimizi savunacağız. Gerillayı durduruyoruz. Eğer operasyon yaptıklarını görürsek, bu operasyonlara karşı meşru savunma yapacağız.”

Bu açıklama bir tartışma yarattı. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Bayık’ın açıklamasını farklı biçimde yorumladı. Demirtaş, "Anladığım kadarıyla kast ettiği şey ‘biz gerillayı zor tutuyoruz, zor durduruyoruz’ anlamında bir cümle kullanmış. Geri çekilmenin durdurulması söz konusu olursa, bunu resmi bir açıklama ile yapacaklarını düşünüyorum" dedi. Demirtaş’ın Bayık’ın “zor durduruyoruz” demek istediği halde neden “zor” kelimesini kullanmadığını düşündüğünü anlamak zor. Nitekim, Demirtaş’ın bu yorumu yapmasından sadece üç gün sonra, KCK Yürütme Konseyi’nin meramının ne olduğundan kuşkulanılamayacak resmi açıklaması geldi.

Erdoğan’ın işaret ettiği farklılık bu. Öyle anlaşılıyor ki, Demirtaş, KCK’nin Öcalan’dan açık talimat gelmedikçe bu tür bir karar almayacağını ya da alamayacağını düşündü. Yine bu yüzden BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da kararın açıklanmasının hemen ardından Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere başvuru yaptıklarını açıkladı ve ekledi: “Bizim acilen adaya gitmemiz gerekiyor.”

KCK kararının anlamı

Gerçek gazetesi, Abdullah Öcalan’ın Newroz konuşmasıyla başlayan sürecin başından beri Kürt hareketinde bu konuda farklı bakışlar ve duyarlılıklar olduğunu vurguluyor. Bunu Mayıs sayımızda şöyle ifade etmiştik:

“Öcalan’ın Kürt hareketi içindeki ağırlığı tartışılmaz. Ama Türk solunun bazı kesimleri, hakikatleri görmezlikten gelerek bütün tartışma kapanmış gibi bakıyor meseleye. Oysa PKK’nin Öcalan’ın bazı yaklaşımlarına karşı güçlü ve ciddi çekinceleri olduğu tutanaklara çok açık biçimde yansımıştı. Karayılan’ın son açıklamasındaki açı farkı (demokratik özerklik, Kürt halkı ibaresi vb.) bu farklılıkların ortadan kalkmadığını gösteriyor. Bunun da ötesinde Karayılan’ın her ifadesi, PKK içinde de farklılıklar olduğunu, HPG’nin ve alt kademelerin bütün süreç konusunda çok daha kuşkulu olduğunu açık açık ima ediyor. Nihayet, Newroz’da Öcalan’ın mesajı beklenirken meydanın en büyük pankartında “Önderin tutsak olduğu barış yanlış barıştır” (“aşitî şaşitî”) yazıyor olması çok anlamlıdır. Daha da anlamlı olan, Öcalan’ın bildirisi okunurken meydanın neredeyse sessiz kalması karşısında Sırrı Süreyya Önder’in daha fazla tezahürat talep etmek zorunda kalmasıdır. Kürt halkı büyük bir mücadeleden geliyor. Barışın ve siyasi çözümün koşullarını ve amaçlarını değerlendirme kapasitesinden yoksun olduğunu varsaymamak için bin bir neden vardır.”

Sonra Kongra-Gel konferansı toplandığında Ağustos sayımızda şöyle bir değerlendirme yaptık:

“Bütün bunların ışığında örgütün belirli kanatlarının ‘çözüm süreci’ne ya muhalif olduğu ya da en azından büyük kaygıyla yaklaştığı açık seçik ortaya çıkıyor. Yönetici kadro içindeki görev bölüşümünde görülen değişiklik de bunun ürünüdür. En önemlisi, bütün kaynakların ifade ettiği gibi Abdullah Öcalan tarafından belirlenen bu yeni işbölümünde, Murat Karayılan’ın askeri örgütün (HPG) başına getirilmesi, buna karşılık hakkında sertlik yanlısı olduğu söylentilerinin ayyuka çıktığı Suriye Kürdü Dr. Erdal Bahoz’a ise hiçbir görev verilmemiş olması, en büyük çatlağın askeri cenahtan gelebileceğini ima ediyor.

Kürt hareketi içinde Erdoğan’ın ‘barış’ planına kuşkuyla bakan çok sayıda insanın olması gelecek hakkında önemli bir işaret oluşturuyor.”

KCK, bu son karar ile inisiyatifi ele aldığını ortaya koymuş, kendi içindeki güçlerin toplam bileşkesinin etkisiyle müzakere masasındaki yerini pratik olarak almıştır. Bozdağ’ın davetini beklemeden!

Hükümet ateşle oynuyor!

Newroz’dan bu yana Türkiye’de yaşananlara bakıldığında hükümetin “sürecin ikinci aşaması” olarak bilinen reformlar konusundaki ciddiyetsiz tavrının kendisi için çok tehlikeli olduğu ortaya çıkar. Haziran ve Temmuz aylarında yaşanan halk isyanı sırasında Kürt illerinde Batı’ya paralel bir mücadelenin yaşanmaması hükümet açısından büyük bir şanstı. Böyle olmasaydı Erdoğan kendi ağzıyla BDP’ye teşekkür etmezdi. Ama aynı Erdoğan şimdi ateşle oynuyor. Şayet Kürt halkının sabrı taşarsa, Batı’da isyanın yeniden alevlenmesi halinde mücadele bu kez geçen defadan çok daha yakıcı olur. Batı’nın isyanına Kürt illerinde bir sehildanın eşlik ettiğini düşünebiliyor musunuz? Taksim’le Dağkapı’nın tek bir sesle slogan attığını hayal edebiliyor musunuz? Bizim için hayali bile cihana değer. Erdoğan ve AKP’nin ise, tek kelimeyle, geleceği biter.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri