Katliamın dördüncü yıldönümü: Her yer Roboski!

 

Dost yayın BirGün gazetesi eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıcı Rıza Türmen ile görüşme yapmış, ona atfen manşet atmış: “AKP Sri Lanka modeli istiyor”. Aynı fikirdeyiz. Henüz tamamını uygulayamıyor ama istiyor. Yalnız biz bunu bugün değil, 2011’de, Şırnak Roboski’de çoğu çocuk yaşta 38 dağ emekçisi (kapitalist düzenin diliyle “kaçakçı”) Kürt'ün, Hava Kuvvetleri’nin  soğukkanlı bombardımanıyla katledildiği günün hemen ertesinde yazdık. Roboski’nin Sri Lanka “çözümü”nün bir testi olduğunu yıllardır söylüyoruz. Kaderin cilvesi, BirGün bu başlığı, Roboski ile ilgisi olmadığı halde, Roboski’nin dördüncü yıldönümünde atmış. Sanki Gerçek sitesinin dört yıl önceki manşetine referans yapar gibi.

Şimdi herkes Sri Lanka çözümünden söz ediyor. Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın Eylül 2014’te bu yönde bir rapor hazırladığı konuşuluyor. Milli Güvenlik Kurulu’nun Ekim 2014’te yaptığı, tarihinin en uzun toplantısında bunu konuştuğu söyleniyor. Ama sosyalistler için de Kürt hareketi için de aslolan, bu olasılığı önceden görerek hazırlıklarını ona göre yapmaktı. Politika bir öngörü meselesidir. 2013’ten beri sosyal şovenler dışında herkes halkı “çözüm süreci” ile afyonlarken Devrimci İşçi Partisi bunun Kerkük petrolleri üzerinde hâkimiyet kurmanın bir projesinden başka bir şey olmadığını,  amacın bu olduğunu, “çözüm süreci” denen Kürt hareketini çözme yöntemi tutmazsa Sri Lanka çözümünün ön plana çıkabileceğini vurguluyordu.

Neden? Herkesin “açılım” ile,  “çözüm süreci” ile büyülendiği bir anda DİP nasıl oldu da bugünleri öngörebildi? Marksizmin yöntemini uyguladığı, şeylere materyalist ve diyalektik olarak bakmaya çabaladığı için!

Aşağıda 29 Aralık 2011 tarihinde bu sitede Roboski katliamının hemen ertesinde yayınlanan ilk yazıya yer veriyoruz. Yazı Sri Lanka çözümünün de ne olduğunu berraklıkla açıklıyor. Önümüzdeki günlerde Roboski’ye getirilen çeşitli açıklamalara ilişkin bir başka yazı daha yayınlayacağız.

 

Şırnak’ta Sri Lanka çözümü mü? (29 Aralık 2011)

 

 

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşı yaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki... 

 

Böyle yazmış Kürt halkının Türkçe dilindeki sayısız büyük edebiyatçısından biri Ahmed Arif, “33 Kurşun” şiirinde. 1943 yılında General Mustafa Muğlalı’nın Van’ın (Wan) Özalp (Qelgelîya) ilçesinde Türkiye-İran arasında sınır ticareti yapan 33 köylüyü yakalandıktan sonra kurşuna dizdirmesinden bu yana neredeyse 70 yıl geçti. Ama değişen sadece kullanılan silahta. 2011 yılı kapanırken, Şırnak (Şirnex) Uludere (Qilaban) yakınında Türkiye-Irak sınırında mal taşımakta olan (şimdilik) 38 köylü, İsrail’in ya da ABD’nin insansız hava araçlarının sağladığı anlık istihbarata dayanılarak hava bombardımanı ile katledildi. Türkiye devletinin Kürtlere reva gördüğü hayat ve ölüm işte bu!

Bu olayda bir “yanlışlık”tan, bir “hata”dan söz etmek olanaksız. Genelkurmay’ın yayınladığı bildirinin söylediği “ne yapalım, orada dolaşmasalardı” havasını taşıyor. Kürt köylüleri orada onlarca, hatta yüzlerce yıl dolaştılar! Çünkü akrabaları vardır öte tarafta. “Tavukları birbirine karışır” Ahmed Arif’in ifadesiyle. Yoksuldurlar. Yaşamak için sınır ticareti yapmak zorundadırlar. Devlet bunu bilir ve onun göz yumması ile gerçekleşir bu ticaret. Yolları bellidir. Silahlı gruplarla karıştırılmaları mümkün değildir.

O zaman kaçınılmaz sorunun sorulması gerekir: Devlet neden öldürmüştür bu yoksul dağ emekçilerini?

Hakkâri ve Şırnak

Bu sorunun cevabını verebilmek için olayın yaşandığı bölgenin özelliğini hatırlamak gerekiyor. Şırnak, Hakkâri ile birlikte iki özellik taşıyor. Birincisi, PKK’nin Irak’ın Kürdistan bölgesinden gelerek en ses getiren askeri operasyonları yaptığı iki ildir bunlar. İkincisi, bu iki ilin halkı her türlü seçim ve referandumda BDP’ye inanılmaz derecede destek verir. Bu destek Hakkâri’de 2010 referandumunda halkın % 91’inin boykota destek vermesi, 2011 seçimlerinde ise üç bağımsız adaya toplam % 80 oy çıkması düzeyinde olmuştur. Şırnak Hakkâri’yi biraz geriden izler. Referandumda sandığa gitmeyenlerin oranı % 78’dir. 2011 seçimlerinde ise üç bağımsız adaya toplam % 72,5 oranında oy vermiştir Şırnak halkı.

Şimdi, gerilla savaşı hakkında biraz bilgisi olan, gerillayı yenilgiye uğratmanın önemli koşullarından birinin halkın desteğini kesmek olduğunu bilir. Kürt davasına sandıktan bu denli yüksek bir destek çıkıyorsa, bu halkın bir bölümünün gerilla kuvvetlerine destek olacağı sosyolojik bir gerçektir. O zaman devletin bu bölgeyi insansızlaştırma yolunda bir politika izlemesi ihtimal dahiline giriyor. Uludere tam Irak sınırında bir ilçedir. Buranın insansızlaştırılması niyetinin mantığını kavramak hiç de zor değildir.

Bu sınır ilçesinin yoksul köylülerinin bir bölümü için sınır ticareti neredeyse tek geçim kaynağıdır. Şimdi 38 yoksul köylünün bu feci ölümünden sonra kim yeniden sınır ticareti yapmaya cesaret edebilir? Dolayısıyla, kaçınılmaz bir nesnellikle şu sonuca ulaşıyoruz: bu olayın yansıması, sınır köylerinde yaşamakta olan insanların önemli bir bölümünün başka yerlere göç etmesi olacaktır.

Sri Lanka çözümü mü?

Güçlü ulusal isyan hareketlerinin askeri yöntemlerle bastırılmasının son yıllarda görülen belki de tek örneği Güney Asya’da, Hint alt kıtasının güneyinde bir ada devleti olan Sri Lanka’da gerçekleşti. 1970’li yıllarda kurulan Tamil Elam Kaplanları örgütü, uzun yıllar boyunca adanın kuzeydoğusunda yaşayan Tamil halkının Sri Lanka’nın çoğunluğunu oluşturan hâkim ulus Sinhallerden ayrılarak kendi devletini kurması amacıyla silahlı mücadele vermişti. 2009 yılında Sri Lanka ordusu Tamil Kaplanları’nı yenilgiye uğratarak isyana son verdi.

Ne var ki, bütün dünya şunu biliyor: Sri Lanka devleti, Tamil Kaplanları’nı yenilgiye uğratmak amacıyla, sivil Tamil halkı üzerinde büyük bir katliam uyguladı. Kaplanlar örgütünün gücü bu şekilde kırıldı.

Tamil Kaplanları yenilgiye uğradıktan bir süre sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Sri Lanka Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapakse ile telefon görüşmeleri yaptığı biliniyor. Elbette ilişki burada kalmamıştır. Türkiye devletinin Sri Lanka devletinden isyana karşı kazandığı “zafer” konusunda bilgi almak için çeşitli yöntemler kullanmış olduğunu hayal etmek kolaydır. O zaman Şırnak olayı ile birlikte şu soruyu sormamız gerekiyor: AKP hükümetinin “terör sorunu”na indirgemeye başladığı Kürt sorununa çözüm yöntemi, Sri Lanka’dan esinlenmekte midir?

CHP’nin faşizan tutumu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, Şırnak Uludere ile ilgili olarak basın mensuplarının sorularını yanıtlarken sivil halkın ölümü karşısında hem gaddar, hem utanç verici bir tavır takınmıştır. Olayla ilgili net bilgilerin henüz gelmediğini söyleyen Günaydın, bu nedenle yapılacak yorumların dikkatli yapılması gerektiğini belirttikten sonra kelimesi kelimesine şöyle söylüyor:

"Bir ülkenin kendi sınırlarını korumasını ve iç güvenliğini garanti altına almasını anlayışla karşılamak lazım. Ancak istihbari faaliyetler ile bu istihbari faaliyetler sonrası yapılacak operasyonları da dikkatli gerçekleştirmek lazım. Her ne kadar kaçakçılık işlemi yapan kişiler yasa dışı bir işlem içerisinde olmuş olsalar da hak ettikleri bombalanarak öldürülmek değildir. Emniyet güçlerinin bu alanda yapacakları açıklamalardan sonra biz de tavrımızı net olarak belirteceğiz."

Bir devletin kendi vatandaşı olan sivil, silahsız insanları öldürmesine “sınırları koruma” ve “iç güvenlik” gerekçeleriyle mazeret uydurma çabası dehşet vericidir. CHP bu açıklamayla bir kez daha “Kürt düşmanı” sıfatını hak edecek bir tutum takınmıştır.

Genelkurmay Başkanı görevden alınmalıdır!

Genelkurmay’ın yaptığı açıklamanın ne anlama geldiğini yukarıda ifade ettik. Şırnak Uludere’deki katliamın dolaysız sorumlusu Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’dir. Hava Kuvvetleri uçaklarının 38 yoksul köylüyü katletmesi karşısında hükümetin bu Genelkurmay Başkanı’nı görevden almaması, hükümetin kendisinin bu sivillerin katledilmesini meşru gördüğü anlamına gelecektir. AKP, ordu kendi çıkarlarına dokunduğunda kaplan kesiliyor. Şimdi vahim bir katliamın sorumlusu olan bir komutandan da hesap sorulmasının zamanıdır.

1940’lı yılların ilkel koşullarında dahi Mustafa Muğlalı yargıya sevk edilmişti. Bugün bu olayın sorumlularının yargılanması ve cezalandırılması mutlaka talep edilmelidir.

Sendikalar göreve

Ölen insanlar dağ emekçileridir. Hiçbir varlıkları ve yaşam olanakları olmadığı için biraz gelir elde etmek amacıyla dağlar aşmaktadırlar. Bunlar yoksul emekçilerdir. İşçi sınıfının kardeşleridir. Sendikalar emekçilerin hayatını hiçe sayan bu tavır karşısında seslerini yükseltmelidirler.

Kürt halkı ayakta

20. yüzyıl boyunca Kürt halkına reva görülen katliamların öyküsü bugün deşiliyor, araştırma konusu oluyor, başbakan “literatürde varsa” bu konularda özür dileyeceğini söylüyor. Siz Kürtleri bugün de katledecekseniz, dün hakkında özür dileseniz ne olur, dilemeseniz ne olur! Hep özür dileyip hep katletmeye devam mı edeceksiniz?

Ama hiç yanılmayın. Kürt halkını böyle susturamazsınız. Onlar ayakta, hakları ve özgürlükleri için ölümü bile göze alarak mücadele ediyorlar.

Ahmed Arif’in aynı şiirinde dediği gibi:

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene. 

 

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Gerçek Gazetesi Sayı 98

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri