68 ruhu: grev, işgal, boykot, isyan, devrim!

Dünyayı ve Türkiye'yi bir isyan dalgasının kapladığı 1968'in 50. yılındayız. 1968 isyan ve devrim dalgasının en simgesel odağı olan Paris'te öğrenci olayları ve genel grev Mayıs ayında patlak vermişti. 1968 Türkiye'ye ise Haziran ayında üniversitelerdeki boykot ve işgal ile geldi. Gerçek,20. yüzyılın en önemli anlarından biri olan 1968'i yılsonuna kadar kutlayacak, anlamaya ve anlatmaya çalışacak. Bu, sadece geçmişi anmak ve anlamak anlamına gelmiyor. Dünya bir kez daha bir isyanlar ve devrimler dönemine girmiş bulunuyor. 2011’in Arap devrimi ve ona eşlik eden halk isyanlarından kitlelerin zaferiyle sonuçlanan henüz olmadı. Türkiye’de ise Gezi (2013) ve Kobani (2014) vesilesiyle yaşanan büyük halk hareketleri sonuçsuz kaldı, metal işçilerinin büyük fiili grev ve işgal dalgası (2015) şimdilik durulmuş durumda. Ama Akdeniz, Ortadoğu, Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, bütün bir coğrafya sarsılıp duruyor. Yalnızca 2018’in ilk dört ayında İran, Tunus, Romanya, Slovakya ve Ermenistan’da halk kitleleri neredeyse bütünüyle kendiliğinden günlerce, bazen haftalarca sokağa döküldü. Demek ki yeni isyanlara ve devrimlere hazırlanmamız gerekiyor. 2018'in işçilerinin, gençlerinin, kadınlarının, bütün ezilenlerinin, kazanımlarıyla hatalarıyla 1968'den öğrenecekleri çok şey var.

Mayıs 1968 Fransa

1968 dünyada her şeyden önce Fransa’da Mayıs ayında patlak veren büyük öğrenci eylemleriyle hatırlanır. 68 Mayısı, ABD ve Avrupa'nın burjuva toplumlarında İkinci Dünya Savaşı sonrasında yirmi yıl hüküm süren muhafazakârlığın, gençliğin yeni düşleriyle delik deşik olduğu bir hayal gücü isyanıdır.

Ama hayal gücünün böylesine canlanması için insanlığın kolektif olarak harekete geçmesi ve mücadele etmesi gerekiyor. Mayıs 68'de bütün toplumsal ilişkileri ve bütün yerleşik kültürel kalıpları sorgulayan gençlik, bunu Paris'in ünlü kafelerinde yapmıyordu! Hayal gücü barikatlarda ve sokak savaşında, polisin gazına ve copuna karşı isyan etme cesaretini gösterenlerin zekâlarından ve duygularından fışkırıyordu. Üniversitelerdeki bu isyan o kadar sert mücadelelere, bunun yanı sıra o kadar gönül çelici düşlerin ifadesine yol açtı ki, Mayıs 68 hep bir öğrenci isyanı olarak hatırlandı.

Tarihin en büyük genel grevi

Oysa Mayıs 68 aynı zamanda tarihin en uzun genel grevine ve fabrika işgallerine tanık olmuştur. 14 Mayıs'ta üç bin işçiyle başlayan grev, 18 Mayıs'a gelindiğinde bir milyon işçiyi, 22 Mayıs'a ulaşıldığında ise 9 milyon işçiyi etkisine almıştı! Bu işçilerden 4 milyonu aralıksız 18 gün grevde kalmıştır! Grev ilan edilen fabrikaların önemli bir bölümü haftalarca işçiler tarafından işgal edilmiştir. Bir bütün olarak bakıldığında, grev bir buçuk aydan daha uzun sürmüştür. 1968 Fransa genel grevi uzunluğu, dayanıklılığı ve fabrika işgalleri dalgasıyla güçlendirilmesi bakımından hâlâ tarihin en büyük genel grevidir.

İşte 68 Mayısına asıl devrimci karakterini veren budur. Fransa'nın İkinci Dünya Savaşı sırasında "ulusal kahraman" diye bellediği, dönemin cumhurbaşkanı General de Gaulle, öğrenciler polisle çatışıyor olduğundan değil, işçi sınıfı bu denli sarsıcı biçimde ayağa kalktığından dolayı grevin militanlığının doruğuna ulaştığı bir anda, 29 Mayıs'ta ülkeden kaçmıştır! Düşünün, bir ülkenin cumhurbaşkanı ülke sarsılırken gizlice ortadan yok oluyor, Almanya'da bir askeri üste (daha altı yıl önce Cezayir savaşı dolayısıyla darbe girişiminde bulunmuş olan) gerici Fransız generalleriyle ve belki de öteki emperyalistlerin temsilcileriyle görüşüyor. Devrimci krizin yarattığı tehdidin burjuvazinin temsilcilerince nasıl kavrandığının daha iyi bir ifadesi olabilir mi?

Mayıs 68'in bir dersi isyanın önemi ise, öteki dersi işçi sınıfı için siyasi önderliğin ne denli önemli olduğudur. Fransız burjuvazisini içine düştüğü bu çukurdan kurtaran, işçi sınıfı içinde sağlam bir örgütlenmeye sahip olan Fransız Komünist Partisi (FKP) ve onun kontrolündeki en büyük sendikal konfederasyon Fransa Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) olmuştur. Stalinizmin "barış içinde bir arada yaşama" dogması çerçevesinde kendi burjuva düzenine bağlı bir parti haline getirilmiş FKP ile CGT'nin "komünist" bürokrasisi, tarihin gördüğü en büyük genel grevi, "Grenelle Anlaşmaları" olarak anılan bir müzakere süreci sonunda kırıntı kabilinden bazı tavizler karşılığında sona erdirmeyi kabul etmiştir. Stalinizmi sadece Sovyetler Birliği'nin belirli bir dönemine ait bir "yanlışlar" dizisi olarak görenler, bürokrasinin bütün dünya komünist hareketini tanınmaz hale getirdiğini anlayamayanlar için Mayıs 68'den öğrenecek çok şey vardır.

Tet Taarruzu ve “Prag Baharı”

1968'in Fransa olayları ile birlikte sembolik önem taşıyan öteki iki olayı Vietnam'daki Tet Taarruzu ile Prag Baharı'dır. İlki ABD emperyalizmi ve müttefiklerine karşı kahramanca bir bağımsızlık savaşı veren Vietnam halkının bir genel askeri taarruz ve devrim provasıdır. Ocak sonunda başlayarak Eylül ayına kadar devam etmiş, işgal güçlerine büyük kayıplar verdirmiş, savaşta bir dönüm noktası olmuş ve bütün dünyanın dikkatini Vietnam Savaşı'na çevirerek uluslararası planda savaş karşıtı hareketin muazzam boyutlara erişmesine yol açmıştır.

Prag Baharı ise yine 1968’de Çekoslovakya'da Komünist Partisi'nin Alexander Dubçek yönetiminde ülkeyi Sovyet bürokrasisinin sultasından uzaklaştırma ve daha demokratik (ama maalesef bir yandan da daha piyasacı) bir rejime doğru hareket etme çabasını temsil eder. Çekoslovakya'da bahar aylarında başlayan bu mayalanma, Ağustos ayında "Doğu Bloku" diye anılan bürokratik işçi devletlerinin ortak askeri örgütü Varşova Paktı'nın tanklarının Prag'ı işgal etmesiyle bastırılacaktır. Ancak Prag Baharı, bürokrasinin bu toplumlar üzerindeki baskısına karşı isyanda önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Böylece, Fransa 68 Mayısı, Tet Taarruzu ve Prag Baharı, üç ayrı ülke grubunda, emperyalist dünyada, emperyalizme bağımlı ülkelerde ("Üçüncü Dünya"da) ve bürokratik işçi devletlerinde, kendi farklı yöntemleriyle 1968 yılını bir isyan yılı haline getiriyordu.

Geniş anlamıyla 1968

1968 denince dünyada akla önce Mayıs ayında başta Paris olmak üzere Fransa'da yaşanan olaylar gelir. Türkiye'de ise Haziran 68'in üniversite boykot ve işgalleri. Ama hiçbir sosyal ve politik hareket takvimlerin suni sınırlarına sığmaz. Eğer 68 sosyal mücadeleler tarihi açısından bu kadar önemliyse, bunun nedeni söz konusu olayların ötesinde, 1960'lı yılların ortasından 1970'li yılların ortasına kadar kapitalist ülkelerde birçok isyan ve devrim girişimi yaşanmış olmasıdır.

İşçi sınıfı mücadeleleri

1968 ertesinde birçok ülkede onyıllardır görülmemiş düzeyde büyük işçi mücadeleleri patlak verdi. Bunların en önemlileri, İtalya'da, Arjantin'de ve Britanya'da yaşanmıştır. 1969'da İtalya'da yaşanan "Sıcak Sonbahar" adıyla bilinen mücadeleler, bütün bir genç işçiler kuşağının yüzünü sola dönmesiyle sonuçlanmanın yanı sıra Stalinist bürokrasinin işçi sınıfı üzerindeki hegemonyasını kırmış, 70'li yıllarda daha devrimci eğilimde bir İtalyan solunun doğmasına temel olmuştur. Arjantin'de 1969 Mayısında yaşanan Cordobazo ve Rosariazo diye bilinen olaylar, Cordoba ve Rosario kentlerinde işçi sınıfının gençlikle el ele ayaklanmasını temsil eder. Bu ayaklanmalar 1966'da kurulmuş olan askeri diktatörlüğün 1973'te yıkılmasına giden yoldaki ilk adım olmuştur. Britanya'daki 1972 başarılı madenciler grevi ise Muhafazakâr Parti hükümetinin yıkılışıyla sonuçlanmıştır.

Güney Avrupa'da bir devrimci kuşak

1968 ile 1975 arası yıllar, Avrupa'nın güneyinde bulunan bütün ülkelerde ciddi bir devrimci mayalanma dönemi olmuştur. Bu dönemde Fransa (Mayıs 68), İtalya (1969 "Sıcak Sonbahar"), Yunanistan (1974'te "Albaylar Cuntası"nın devrilmesiyle sonuçlanan 1973 Politeknik ayaklanması), İspanya (Franco'nun ölümü ertesinde büyük işçi sınıfı mücadeleleri ve faşist diktatörlüğün devrilmesi) ve Türkiye (1968 ve sonrasında öğrenci mücadeleleri, 1970'te 15-16 Haziran büyük işçi isyanı, köylülerin toprak işgalleri ve "üretici mitingleri", Kürtlerin "Doğu mitingleri" vb.) ciddi kitle mücadeleleriyle sarsılırken Portekiz'de 20. yüzyıl Avrupa’sının son devrimi yaşanmıştır. 1974 Portekiz devrimi çürümüş bir faşist rejime karşı bir askeri ayaklanma ile başlamış ama daha sonra demokratik bir devrimden bir proleter devrimine doğru sürekli devrim dinamiği içine girmiştir. Ancak, hem sol önderliklerin hatalı yönelişleri, hem de devrimcilerin yuvalanmış olduğu bir askeri birliğin yaptığı erken çıkış dolayısıyla 1975'ten itibaren sönümlenmiştir.

ABD'de toplumsal çalkantı

ABD, 1960'lı yılları büyük bir toplumsal çalkantı ile geçirdi. Önce ülkenin güneyinde o dönemde hâlâ katı ırk ayrımı ("segregation") kurallarına tâbi olarak yaşamakta olan siyahilerin "medeni haklar hareketi" ülkeyi 1960'lı yılların başından itibaren sarstı. Hareketin pasifist kanadı tam da 1968'de bir suikasta kurban giden Martin Luther King Jr.'un adıyla özdeşleşmiştir. Hareketin devrimci kanadının manevi önderi, siyah islami hareketten ayrıldıktan sonra devrimci Marksizme yaklaşan, enternasyonalist bir bakış açısıyla yüzünü Afrika siyahlarına da çeviren, Che Guevara ile temas içine giren Malcolm X'tir. Malcolm X 1965'te bir suikastta öldürülmüştür. En önemli devrimci örgüt ise 1966'da kurulan Kara Panter Partisi'dir. Hareketin kendiliğinden gelişmesi içinde 1967-68 yıllarında sayısız getto ayaklanması yaşanmıştır. Medeni haklar hareketinin izinde güçlü bir öğrenci hareketi doğmuştur: Gençlik, Vietnam Savaşı karşıtı dev hareketin en dinamik gücü olmuş, Washington'da bir milyon insanın katıldığı protesto mitingleri düzenlenmiştir.

Latin Amerika devrimi

1960'lı yıllar Latin Amerika'da Küba devriminin yarattığı ivme ve Che Guevara'nın örgütlenmesine katkıda bulunduğu kıta çapındaki devrimci hareket sonucunda, gerilla mücadelesinin damga vurduğu bir devrimci yükselişe sahne olmuştur. Guatemala'dan 70'li yılların ilk yarısında Arjantin'e, askeri diktatörlük altındaki Brezilya ve Uruguay'dan Che'nin kendisinin hayatını yitirdiği Bolivya'ya birçok ülkede gerilla hareketleri doğmuştur. Kıta işçi sınıfının bu dönemdeki en büyük kitle hareketi ise 1970-73 arasında Şili'de Allende yönetimindeki Halk Birliği hükümeti döneminde, hükümetin uzlaşma politikalarının dışına taşarak devrimci bir durum yaratan Şili proletaryası ve yoksul köylülüğünün mücadelesidir. Bu mücadele hükümetin reformist stratejisi yüzünden büyük bir yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ulusal kurtuluş mücadelelerinin yükselişi

1960'lı yıllar çeşitli coğrafyalarda ulusal kurtuluş hareketlerinin yükselişine tanık olmuştur. Vietnam ve Küba'nın yanı sıra bir dizi Afrika ülkesinde (Kongo, Mozambik, Angola, Gine-Bissau vb.) sömürgeciliğe karşı savaş emperyalizmin duvarında ciddi çatlaklar yaratmıştır. Avrupa'da uzun süredir uykuya dalmış olan İrlanda, Bask ve Katalan ulusal kurtuluş hareketleri 1960'lı yılların sonu ve 70'li yılların başlarında yeniden canlanmıştır. Aynı şey Irak'taki Kürt halkı için de geçerlidir. En önemlisi, 1948'de İsrail tarafından vatanından kovulan Filistinlilerin 60'lı yıllarda gerilla mücadelesi başlatmaları ve 70'li yılların ortalarına kadar çarpıcı eylemlerle dünyanın dikkatini bu vahim soruna çekerken bir yandan da sürgünde bir devletin çekirdeğini oluşturabilecek bir demokratik yapılanmaya gitmeleridir.

Kadın kurtuluş hareketinin yeniden doğuşu

20. yüzyılın başında esas olarak kadınlara oy hakkı talebi etrafında doğan ama sonra uzun süre bir güneş tutulmasına uğrayan kadınların kurtuluş hareketi, 1968 döneminde yeniden doğmuştur. Dünya çapında yaşanan toplumsal ve siyasal mayalanma içinde ayağa kalkan mücadeleci kadınlar, son kırk yıldır dünya çapında toplumsal mücadelelere damgasını vuran ikinci dalga feminist mücadeleyi başlatmışlardır.

Yüzyıllardır ağır bir baskı altında yaşayan eşcinseller de, 1969'da New York'ta polisle günlerce çatışmaya girdikleri Stonewall İsyanı sonrasında cinsel tercihleri yüzünden gördükleri eziyete karşı mücadeleye başlamıştır. Hareket ülkeden ülkeye yayılarak günümüze kadar sürmüştür.

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2018 tarihli 104. sayısında yayınlanmıştır.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri