Ahlaksız teklif!

AKP hükümetinin başlattığı İmralı süreci, hükümetin kendi niyetleri ne kadar farklı olsa da, Kürt sorununa barış temelinde bir siyasi çözümü gündeme yerleştirdi. Şimdi yüreği halkların eşitliğinden yana atan herkes bu tuzak dolu sürecin nasıl ilerici bir çözüme zemin oluşturur hale getirileceği konusunda kafa yoruyor.

Öte yandan, sürecin Tayyip Erdoğan’ın başkanlık stratejisine bağlanması çok ciddi bir tartışmaya yol açıyor. Erdoğan kendisi anayasa konusunda BDP ile işbirliği yapabileceklerini açıkladı. Buna Demirtaş da anayasa konusunda kendilerine en yakın partinin AKP olduğunu açıklayarak yanıt verdi. Bizim kanaatimiz Erdoğan’a başkanlığı verip karşılığında Kürtlerin haklarını almaya çalışmak, Türkiye ve Ortadoğu’nun işçi ve emekçilerinin çıkarlarına bütünüyle aykırı olmakla kalmaz,  Kürt hareketi için intihar derecesinde tehlikeli bir adım olur. Her şey bir yana, Kürtlerin Türk burjuvazisinin ve özel olarak da AKP’nin Ortadoğu’daki hegemonya mücadelesinde asker olarak kullanılmasına yol açar. Bir savaşı bitiriyoruz derken birçok savaşı başlatmanın sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.

Pazarlama

Ne var ki, biz bu yazıda bu çok önemli konuyu tartışmayacağız. Tartışmak istediğimiz konu, bir başına Erdoğan’ın başkanlığını desteklemekten çok daha vahim bir görüşün geçtiğimiz günlerde açık açık dile getirilmiş olması. Özgür Gündem yazarı Veysi Sarısözen, İmralı sürecini Türk halkına bir bölgesel hegemonya projesi olarak pazarlama cüretini gösterdi. Bunun “masum” bir Erdoğan destekçiliğinden çok daha tehlikeli bir yaklaşım olduğunu anlamak, sanırız zor olmasa gerek.

Veysi Sarısözen’in önerisi o kadar vahim ki, bu pazarlama yaklaşımını kendi ağzından dinlemek yanlış anlamaları engellemek bakımından önem taşıyor: “Halk şunları AKP’nin ağzından duymalıdır: Bugünkü uluslararası koşullarda savaş devam ederse, bu Türkiye’nin yıkımına neden olur. Otuz yıldır sürdürülen Türk-Kürt savaşı, bir anda bölgesel bütün tarafların doğrudan ya da dolaylı karıştığı bir savaşa dönüşür. Bu durumda AKP hükümeti döneminde elde edilen bütün ekonomik iyileşmeler birkaç ay içinde yok olur. Ne AB, ne de bölgede ‘güç merkezi’ olma hayali kalır.”

Elde var bir. Sarısözen sadece Kürt hareketinde yaygın olan bir yaklaşımla Türk halkına AB’yi olumlu bir değer olarak sunmuyor. Biz AB vaadi ile halkı kandırmayı ne kadar “afyon” olarak nitelersek niteleyelim, bu politik yaklaşımı anlamak mümkün. Her ne kadar AB krizden krize koşarken eskiden olduğundan daha komik duruyorsa da bu!

Daha önemlisi arkadan geliyor: Sarısözen sadece AB’nin değil, “bölgede ‘güç merkezi’ olma”nın da hayal haline geleceğini söylüyor Türk halkına. Demek ki, İmralı süreci, Türk halkına AKP’nin bölgesel hegemonya politikasının, Erdoğan’ın Arap kitlelerine önder olarak satılmasının, Davutoğlu’nun “stratejik derinliği”nin vb. bir önkoşulu olarak sunulmalı. Bunun anlamı ne? İmralı başarıya ulaşırsa, Kürt hareketi ve Kürt halkı yeni Osmanlıcı politikalara destek olmaya söz veriyor Sarısözen’e göre!

Kuşkunuz mu var? Gözlerinize mi inanamıyorsunuz? Sarısözen biraz daha ayrıntılı açıklıyor sizin için: “AKP eğer samimiyse, bu ‘tehlikeyi’ sergiledikten sonra, kendi halkına şunları da açıklamalıdır: Tarih, iki kadim halkın, Türklerle Kürtlerin Malazgirt ve İstiklal Harbi’nden sonra üçüncü defa kaderlerini bir yol ağzında birleştirdi; eğer barışı sağlar ve çözümü gerçekleştirirsek, yalnız Kuzey’in değil, bütün parçaların Kürt halkıyla yeniden ‘tarihi bir blok’ kuracağız ve bundan, hedefleri birbiriyle bağdaşmasa da herkes kazanacaktır...”

Bu diziye Çaldıran Savaşı ve İdris-i Bitlisi neden eklenmemiş, bilinmez. 1915’in sözü neden edilmemiş, bilinmez. Ama verilen örnekler de yeter. Hem Malazgirt’in hem de İstiklal Harbi’nin Türklerle Kürtler arasında tarihi bir ittifakın zemini olurken başka halklara da ezilme, yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan kovulma, hatta katliam getirdiğini Sarısözen duymamış olamaz. Bunları bir yana bırakalım, günümüz koşullarında, Sarısözen’in yaptığı teklifin somut olarak ne anlama geldiğini Ortadoğu politikasını azıcık bilen anlayacaktır.

Kürtler bu teklif temelinde Tayyip Erdoğan ile birlikte Vahhabiliğin fedailiğine soyunacak, Ortadoğu’da Şii-Sünni çatışmasını birlikte “tarihi blok” kurdukları Türklerle işbirliği içinde kışkırtacaklardır. Kürtler bu teklif temelinde Suudi Arabistan ve Katar ile el ele Suriye iç savaşını kışkırtacak, Özgür Suriye Ordusu içindeki ya da yamacındaki El Kaide, Selefiler, Müslüman Kardeşler ile omuz omuza fedakârca dövüşecektir. Kürtler, Tayyip Erdoğan’ın Türkleriyle birlikte Mısır’da, Tunus’ta ve başka ülkelerde İslamcı partilerin hâkimiyeti aracılığıyla halkın devrimci mücadelesini söndürmek için uğraşacaktır. Kürtler, en sonunda, aynen Çaldıran Savaşı’ndaki ittifak gibi, belki de İran’la savaşta Türklerin askeri olarak hayatlarını vereceklerdir.

Hangi Türkler?

Şu ana kadar Sarısözen’i izleyerek “Türkler” deyip durduk. Bu “Türkler”in hangi Türkler olduğunu sormadık. Şimdi soralım? Türk kapitalistlerinin yukarıda sadece ipuçları verilen, Ortadoğu karıştıkça çok daha vahim biçimler alacak olan maceralardan çıkarı olabilir. Türk işçilerinin ve köylülerinin bu politikadan çıkarı var mıdır? Sarısözen, yanlıştan yanlışa koştuğu geçmiş sosyalist siyasi hayatı boyunca bu iki sınıfı hep uzlaştırmaya çalıştı, ama hiç sanmıyoruz ki o bile geçmişte Türk burjuvazisine emperyalizmle işbirliği içinde gireceği savaşlarda işçi sınıfının desteğini vaat etmiş olsun.

Türk işçi ve köylülerinin en azından birazcık sınıf bilincine sahip olanlarının Sarısözen’in ahlaksız teklifine kulak vermesi bir yana, bu teklif dolayısıyla Kürt hareketine sırt çevirecekleri ortadadır. Sarısözen Kürt değil. Kürt halkıyla dayanışma gösteriyor, onların gazetesinde onları etkileyen yazılar yazıyor. Akılsız dostluğu bıraksa iyi olur. Kürt hareketinin Türkiye’nin emekçi halkıyla ilişkisine kötülük edecek, Kürt halkını esas destekleyecek olan kitleleri yabancılaştıracak bir politikayı savunmaya devam ederse, bu Kürtlere dostluk değil düşmanlık olur.

Biz zaten Kürt hevallerimizin bu ahlaksız teklife kulak asmayacağını düşünenlerdeniz. Onyıllardır, hatta yüzyıllardır ezilen bir halkın hem de siyasi bakımdan en ileri temsilcileri, hegemonyacı Türk burjuvazisi ile birlikte Arap, Acem veya başka halkları boyunduruk altına almayı onuruna yediremeyecektir.

 

Bu yazı BirGün Pazar Eki'nde 03 Mart tarihinde yayınlanmıştır. 

Gerçek'i paylaş:

devrimci marksizm okulu ulusların kendi kaderini tayin hakkı

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri