2012, Roboski’den Tahrir’e bir yıl

 

2011 Tahrir ile açılmıştı. 2012 yine Tahrir ile kapandı. İnancını ya da pusulasını yitirmiş niceleri Arap devriminin erken ölümünü ilan ederken, kitleler seçilmiş bir hükümete karşı bile “Halk rejimi devirmek istiyor!” sloganı temelinde yüz binleriyle Tahrir’e akınca, on binleriyle başkanlık sarayını kuşatınca, bütün bunlar Tunus’ta işsiz gençlerin günler boyu süren isyanıyla birleşince, 2012 devrimin dünya üzerinde, özellikle de Akdeniz havzasında bir heyûla gibi dolaşmakta olduğunu yeniden kanıtlayarak bitti.

2011 Tahrir ile açılmıştı. 2012 yine Tahrir ile kapandı. İnancını ya da pusulasını yitirmiş niceleri Arap devriminin erken ölümünü ilan ederken, kitleler seçilmiş bir hükümete karşı bile “Halk rejimi devirmek istiyor!” sloganı temelinde yüz binleriyle Tahrir’e akınca, on binleriyle başkanlık sarayını kuşatınca, bütün bunlar Tunus’ta işsiz gençlerin günler boyu süren isyanıyla birleşince, 2012 devrimin dünya üzerinde, özellikle de Akdeniz havzasında bir heyûla gibi dolaşmakta olduğunu yeniden kanıtlayarak bitti. Akdeniz havzasında bu yıl aynı zamanda Yunanistan’da büyük bir çalkantı yaşandı: Mayıs ve Haziran aylarında art arda yapılan iki seçimden reformist sol Syriza birinci parti olarak çıkmış olsaydı, ülke çapında devrimci bir durum yaratabilecek bir krizin doğmasına yol açabilirdi. Siyasi kriz, deyim yerindeyse, direkten döndü! Avrupa’da sınıf mücadelelerinde bir sıçramanın ilk işareti de 14 Kasım’da Avrupa’nın bütün ülkelerinde (çok eşitsiz ölçekte) uygulanan genel grev ile geldi. Bu genel grev şimdilik Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun bürokratik tutuculuğunu yansıtıyor olsa da, gelecek açısından çok anlamlı bir işaret fişeğidir.

Elbette, sınıf mücadelelerinin Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yükselişinin ardında kapitalizmin Üçüncü Büyük Depresyon’unun izleri var. 2008’de dünya ekonomisini uçurumun kenarına getiren derin sarsıntı, 2009-2010 döneminde aldatıcı biçimde atlatılmış görünüyordu. 2011 krizin yeniden başını doğrulttuğu yıl oldu, 2012 bu eğilimi derinleştirdi. Bunun merkezinde elbette avro sistemi var.  Yunanistan’ın yanı sıra, İtalya, İspanya, Portekiz de borç denizinde kıvranırken, müflis ekonomilere Kıbrıs ve Slovenya gibi yenileri katıldı. Avrupa’nın Akdeniz kuşağı bir bütün halinde sarsılıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın bankalara gülünç derecede düşük bir faizle verdiği neredeyse sonsuz kredi hattı ve yazın yaptığı “sonsuz likidite” vaadi durumu bir süre için yatıştırdı, ama kaçınılmaz sonucu ancak erteledi. ABD’de yıl “mali uçurum” tehdidi ile sona eriyor. Japonya debeleniyor. Daha önceki dönemin büyüme şampiyonları Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkeler bile ciddi bir yavaşlama yaşıyor. Aslında 2012’de krizin derinliği değildi şaşırtıcı olan; daha derin bir krize dönüşmemesiydi. 2013’te dünya ekonomisi büyük olasılıkla 2012’den çok daha kötü bir performans gösterecek.

2012 başka bir açıdan bakıldığında Suriye yılıydı. Suriye yılı birkaç şey demek. Birincisi, Arap devriminin yolundan çıkartılması demek. Libya daha baştan devrim değildi. Derhal emperyalizmin pençesine düştü. Suriye devrimdi, emperyalizmin bu devrimi hâkimiyetine alıp yolundan saptırması çok sancılı ve ağır işleyen bir süreç oldu. İkincisi, Suriye, Suudi Vahhabiliğinin Şii-Alevi ittifakına saldırarak kendi iç sorununu bir Ortadoğu sorununa dönüştürmesidir.

Üçüncüsü de Tayyip Erdoğan’ın Vahhabiliğin fedaisi haline gelmesi demektir. Böylece, Türkiye’ye adımımızı atmış oluyoruz. Erdoğan’ın ve AKP’nin gericiliği 2012’de daha açıkça ortaya çıktı. Bu gericilik, köklerini iç politikada anayasa ve “başkanlık” hesaplarıyla MHP’ye yaslanmasında ve Kürt düşmanlığında, dış politikada ise Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte Ortadoğu’da Şii-Sünni farklılığını bir savaş nedenine dönüştürmesinde buluyor.

2012, aynı zamanda AKP’nin eğrisinin yönünün yokuş aşağı döndüğü yıldır. Cemaatle çelişkiler, liberal müttefikleri yitirme, Erdoğan-Gül çekişmesi, Suriye politikasının bataklığa saplanmış olması, Kürt sorununda yenilgi üzerine yenilgi, ekonomideki kötüye gidiş, bütün bunlar AKP’nin hızla irtifa kaybedebileceği bir ortam yaratıyor.

2012, Türkiye ekonomisinin kriz batağına doğru sert bir düşüş yaşadığı yıl aynı zamanda. Özel yatırımların yüzde 11 gerilediği bir ekonomiden kısa vadede hiç hayır gelmez. 2013 hem iç, hem de dış nedenlerle Türkiye’de muhtemelen büyük bir ekonomik sarsıntı yılı olacaktır.

Bizim cepheye gelirsek, bu yıl işçi sınıfı açısından “derinden gelen homurtu” yılı oldu. Metal sektöründe bahar ayları Bosch’un, sonbahar ayları ise Arçelik ve Renault’nun gerici sarı sendika Türk Metal’e isyanına tanık oldu. Bu eğilim devam ederse sınıflar arası (ve sendikalar arası) dengeler alt üst olur.  Sendikal hareket ise derinden gelen bu homurtulara hiç kulak vermeden sürünmeye devam ediyor. Türk-İş son sendikalar yasası dolayısıyla bir kez daha bir iç çatlak yaşıyor. DİSK’te ise yılın sonunda ciddi bir iç gerilim su yüzüne çıkmış bulunuyor.

Kürt sorununda 2011 Roboski ile kapanmıştı. Bu, devletin, sivillerin katledilmesine dayanan Sri Lanka tipi çözümü test etmesiydi. Maalesef toplum bu testten geçemedi. Ama 2012 dengeleri sarsan bir değişiklik getirdi: Suriye Kürdistan’ında (Rojava) ikinci bir özerk bölge, üstelik bu kez emperyalizmin kontrol ettiği değil, karşı çıktığı bir önderlik altında ufukta belirdi. Bu, Türkiye’deki Kürt sorununda da dengeleri sarsacak bir gelişmedir.

2013 belki de tarihe ODTÜ’nün öğrenci hareketinin kaderini değiştirdiği yıl olarak geçecek.

Solda ise iki süreç yaşıyoruz. Birincisi, Halkların Demokratik Partisi, Türk solunun bir bölümünün sosyalizmin tarihi programından kopuşu yönünde bir potansiyel yaratıyor. İkincisi, Kürt hareketinde ve solda CHP’ye bir eğilim seziliyor. Bu iki gelişme, zaten çok zor durumda olan solun tarihsel gelişmesinde muazzam bir gerileme yaratabilir.

Ama karamsarlığa gerek yok, çünkü 2013 yeniden Tahrir yılı olacak gibi görünüyor. O zaman umutları canlı tutmak ve ister Mısır’da, ister başka yerde yeni Tahrir’lerin zafer kazanması için ihtiyaç duyulan devrimci Marksist partileri inşa etmek amacıyla daha da sıkı çalışmak, 2013 için alınacak yeni yıl kararları arasında en doğrusudur.  Devrimci İşçi Partisi, çalışmalarını bu yolda kararlı biçimde sürdürüyor, sürdürecektir.

 

Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Ocak 2013 tarihli 39. sayısında yayınlanmıştır. 

Gerçek'i paylaş:

devrimci marksizm okulu ulusların kendi kaderini tayin hakkı

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri