Tuzla’da patronlar zehir saçtı, belediye halkın değil patronların yardımına koştu!

25 Aralık 2017 gece saatlerinde İstanbul’un Tuzla ilçesi sakinleri havada boğazı yakan, nefes almayı güçleştiren keskin bir kokuya maruz kaldı. Bu keskin kokudan etkilenen yaklaşık 100 kadar vatandaş acil servislere başvurdu, binlercesi ise rahatsız edici kokudan etkilendi.  

Önce İGDAŞ kokunun kaynağının doğalgaz ile ilgili olmadığını açıkladı. Daha sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kokunun kanalizasyona kaçak olarak boşaltılan bir kimyasaldan kaynaklandığını ancak insan sağlığını olumsuz etkileyen bir durum olmadığını açıkladı. Bu açıklama ile İBB, kaynağını bil[e]mediği kimyasalın insan sağlığını etkilemediğini hemen, bir çırpıda bilivermiş oldu. Oysa daha sonra bu keskin kokunun kaynağının insan sağılığı için ciddi tehlike arz eden kanserojen bir madde (Trikloroetilen) olduğu anlaşıldı.

Bu tür insan sağlığını tehdit eden olaylara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların çok kötü bir sınav verdiğini söylememiz gerek. Oysa, vakit kaybetmeksizin etkilenen bölgenin tahliye işlemlerinin başlatılması, bölgenin karantinaya alınması, kokudan etkilenenlerin ve hastanedeki sağlık personelinin korunması amacıyla özel önlemler alınması ve belki de en önemlisi elde edilen veya edilemeyen her tür bilginin kamuoyu ile şeffaf bir şekildeanlık paylaşılması gerekirdi. Bunların hiçbiri yapılmadı.

Ancak sorun kurumlararası organizasyonun veya olaya müdahalenin yanlışlıklarından ve eksikliklerinden ibaret değil. Sorun bunlardan ibaret olsaydı çözümü nispeten kolay olurdu. Ancak esas üzerinde durulması gereken, gücü (parası) olanın mutlaka sonuçta haklı çıkacağına ve ceza almayacağına dair sarsılmaz inancı, yönetenlerin ise halkın sağlığını hiçe saymak pahasına paranın yanında saf tutacağını bilmesi.

Halkın sağlığı da sermayenin kurallarına tabidir kapitalizm koşullarında. Nasıl iş cinayetlerinin/kazalarının önlenmesi işçilerin çalıştığı işyerlerinde denetim gücüne sahip olmasını gerekli kılıyorsa, halk sağlığı uygulamalarının eksiksiz yerine getirilmesinin koşulu da her bir bireyin yaşam alanları üzerinde belirleyici olabilmesinde yatıyor. Bu şartların oluşabilmesinin koşulu fabrikalarda ve işyerlerinde işçi denetiminden yine aynı şekilde vatandaşların da yaşam alanları üzerinde söz sahibi olacak şekilde örgütlenmesinden geçiyor.

Ne işçinin kaderi ne de vatandaşın sağlığı kâr için üretimin yani kapitalizmin insafına bırakılmamalıdır. Sadece suya ve havaya zehirli kimyasalların karışmasına sebep olan şirketler ve yöneticileri değil aynı zamanda halkı korumaktan önce patronların suçunu örtbas etmek için seferber olan belediye ve kamu kurumlarındaki sorumlular da yargılanmalıdır.   

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri