“İslam dünyasının büyük lideri”nin tarihi konuşması!

Obama ve Erdoğan'ın BM konuşması

Türkiye Cumhuriyeti’nin 2009’dan bu yana dış politikası, Recep Tayyip Erdoğan’ı “İslam dünyasının lideri” haline getirme hedefine kilitlenmiş durumda. “Stratejik derinlik”miş, “sıfır sorun”muş, öyle şık lafları geçiniz! Ahmet Davutoğlu Mayıs 2009’da Dışişleri Bakanlığı’na gelmeden önce yaşanan (Ocak 2009) “one minute” olayının hem Türkiye içinde, hem de Arap dünyasında geniş halk kitleleri arasında Tayyip Erdoğan’ın prestijini nasıl yükselttiğini görerek bu liderliği adım adım inşa etmeye yöneldi.

Bugün bu, cumhurbaşkanı seçiminden sonra Erdoğan’ın “reis” sözcüğü ile anılmasına kadar ulaşmıştır. “Neyin reisi?” diye sormadan önce bir şeyi hatırlamak gerekiyor. Arap dünyasında “El Reis” dendiğinde Abdülcemal Nasır hatırlanır. 1956’da Süveyş Kanalı konusunda Britanya ve Fransa emperyalizmlerine kafa tuttuğu andan itibaren, daha sonra da Filistin davasına sahip çıkarak Siyonist İsrail devleti ile mücadeleye giriştiği için, Nasır bütün Arap kitlelerinin kahramanı haline gelmişti. Bugün Erdoğan’a verilmeye çalışılan bu ünvan, Türkiye içinde çok da fazla bir şey ifade etmiyor. Olsa olsa MHP geleneğinde faşist çetelerin liderleri için kullanılan bir unvan olmuş geçmişte. Bu, MHP tabanına çengel atmak için belki yararlı olabilir, ama amaç böylesine sınırlı değildir. Erdoğan Arap dünyasına, halkının çoğunluğu Sünni Müslüman olan ülkelere lider olmak için yanıp tutuşuyor.

Bosna’dan Malezya’ya bu kadar sevilen ve sayılan bu lider geçenlerde Birleşmiş Milletler’de konuştu. Üstelik bu konuşma yandaş basın tarafından “tarihi” olarak nitelendi. O “tarihi” konuşmanın içeriğini Mursi destekçiliği olarak özetleyebiliriz! Güya çok büyük ve sert sözler içeren konuşmasında Erdoğan’ın değindiği konuların geri kalanı, Üçüncü Dünya demagoglarının alameti farikası olmuş, çiklet gibi çiğnenmiş sözler. Erdoğan 20. yüzyıl boyunca birçok demagog Latin Amerika, Asya ya da Afrika liderinin yaptığı gibi zengin ülkelerin yoksulların sorunları karşısındaki kayıtsızlığına saldırıyor. Son on yıllarda sadece Brezilya, Hindistan, Güney Afrika gibi arkadan gelen ülkelerin değil, Almanya gibi düzenin göbeğinde yer alan bir ülkenin bile sorguladığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yapısını sorguluyor, beş daimi üyenin statüsünü, veto hakkını vb. eleştiriyor. Tabii, Gazze’de yeniden bir katliam yaşanmışken fırsatı kaçırmıyor, Filistinli çocukların ölümüne kayıtsızlık dolayısıyla Batı’yı eleştiriyor. Bunların eleştirilerin muhatapları tarafından ciddiye alındığını mı sanıyorsunuz?

Biz Erdoğan’a gerçekten sert ve emperyalist ülkeleri sıkıştıracak bazı temalar önerelim, bakalım onları söyleyebiliyor mu? Dönsün Obama’ya, Cameron’a, Merkel’e, Hollande’a sorsun bakalım: bütün tarihi boyunca Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olduğunu söylediğiniz NATO’yu Sovyetler Birliği yıkıldıktan neredeyse çeyrek yüzyıl sonra neden her yıl yeni üyelerle genişletiyor ve böylece Rusya’yı güvenliği konusunda kuşku içinde bırakarak dünya barışını tehlikeye atıyorsunuz? Ukrayna’da neden faşistlerin, açıkça Nazi örgütlerin ortak olduğu bir koalisyon hükümetini destekliyorsunuz? Neden Avustralya’dan Hindistan’a, Japonya’dan Filipinlere bütün Asya’yı kendi etrafınızda toplayıp Çin’i kuşatmaya yönelerek dünya barışını tehlikeye atıyorsunuz? Neden “küreselleşme” adı altında bütün ülkelerin emekçilerini birbirleriyle rekabet içine sokarak her yerde ücretleri gerileten, sosyal hizmetleri tırpanlayan, ekolojik çevrenin korunmasını hiçe sayan, çocuk emeğini sömüren, bazı yerlerde köle emeğini bile canlandıran bir düzenin sahibi çokuluslu şirketlerinizi denetim altına almak yerine Washington Mutabakatı diye ad bile takarak onlara sınırsız destek oluyorsunuz? Neden kendi zengin ülkelerinizde bile büyük kitleler işsizlikten kırılırken onlara destek olmak yerine her yıl işsizlik sigortasını daha da kısıtlıyor, buna karşılık trilyonlarca doları dünya ekonomik krizinin bir numaralı müsebbibi bankalara yardım diye veriyorsunuz?

Çok sertse bunları söylesin Erdoğan. Bakalım o zaman ne oluyor. Görelim büyük reis!

Ama dedik ya, onun amacı dünya sistemini gerçekten eleştirmek değil. Birleşmiş Milletler kurulalı beri eksik olmamış birtakım demagog Üçüncü Dünya liderinin yaptığı gibi ucuz kahraman olmak. Yağcıları da bunu besliyorlar.

Sonuç? “Reis” boş koltuklara konuşuyor. İşte size Bosna’dan Malezya’ya “İslam dünyasının büyük lideri” ilan edilen şahsiyetin ne kadar önemsendiğini gösteren çıplak bir tablo. Bir Obama konuşurken bakın salona, bir de Erdoğan konuşurken.

Dünya Erdoğan’a ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Sıra Türkiye’de.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri