Ateşle oynama Erdoğan!

Suriye sınırları içindeki Türkiye toprağı Süleyman Şah türbesinin de içinde bulunduğu Caber Kalesi

Üç günde üç olay! Önce Ulukışla’da, Anadolu’nun orta yerinde iki Arnavut ve bir Kosovalı jandarma ve polisle çatışmaya giriyor, üç kişiyi öldürüyor. Hatay’dan İstanbul’a gidiyorlarmış, kim bilir ne muzırlık amacıyla. El Kaide klasiği: Suriye’yi kurtarmak için çarpışan üç Balkan delikanlısı!

Tam herkes bu muhtemelen Irak ve Büyük Suriye İslam Devleti (IBSİD)[i] derken, “an iti, hazırla değneği” ilkesi harekete geçiyor. IBSİD, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’in dedesi oldu söylenen Süleyman Şah’ın Suriye toprakları içinde bulunan mezarının üzerinde yer aldığı yarımadayı kontrol eden köyü ele geçiriyor. Yarımada Türkiye’nin 1920’li ve 30’lu yıllarda Suriye’nin sömürgeci gücü olan Fransa ile imzaladığı bir anlaşma dolayısıyla Türkiye toprağı. IBSİD Türkiye’ye bir ültimatom veriyor: Ya bu toprağı üç gün içinde terk edersin ya da…

Herkes bu işin içinde bir bit yeniği var, Erdoğan Suriye ile savaşa hazırlanıyor da yolunu mu hazırlıyor demeye başlamışken, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Suriye uçağını düşürüyor. Neymiş, uçak Türkiye’nin hava sahasını ihlal etmiş. Erdoğan’ın olayın ardından verdiği demeç tam tamına şöyle:

“Eğer sen benim hava sahamı ihlal edecek olursan bundan sonra bizim tokatımız ağır olacak. Onun için ben başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere Silahlı Kuvvetlerimizi, o şerefli pilotlarımızı huzurlarınızda tebrik ediyorum. Hava Kuvvetlerimizi tebrik ediyorum. Mesele bu, mesele bu.”

Rahatsız bir adamın sayıklamaları. Mesele bu, mesele bu. Erdoğan’ın Suriye’ye dönük “tokat” tehdidi, savaş tehlikesinin yükselmekte olduğunu gösteriyor. Orduya, Hava Kuvvetleri’ne, “pilotlarımıza” ve “başta” Genelkurmay Başkanı’na teşekkür ve tebrikleri, bizim AKP-Ergenekon ittifakı dediğimiz, ordunun güçleriyle AKP arasında kurulan yeni yakınlığın pekiştirilmesi için bir taktik adım. “Mesele bu, mesele bu” ise işin sayıklama yanı!

Üç gün içinde ardı ardına gelen bu olaylar, gönül rahatlığıyla “rastlantıdır” denilerek geçilemeyecek kadar birbiriyle tutarlı ve uyumlu gelişmeler. Öyleyse, sormak gerekiyor: Erdoğan yerel seçim öncesinde kısa da olsa bir savaş çıkararak içinde bulunduğu çok güç durumdan sıyrılmak için mi debeleniyor?

Özellikle IBSİD’in ültimatomu bu soruyu davet ediyor. Cümle âlem biliyor ki IBSİD Erdoğan hükümeti ve onun skandal bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Rojava’daki özerk yönetimin başına bela olsun diye desteğe boğuldu bugüne kadar. AKP hükümetinin sağladığı bütün bu olanaklara rağmen IBSİD neden kendisini besleyen eli ısırmaya kalkışsın? Hele hele stratejik hiçbir önemi olmayan avuç içi kadar bir yarımada için. En yüksek olasılık, besleyen elin beslemesine öyle bir oyun oynaması için talimat vermiş olmasıdır.

Erdoğan bir uçurumun kenarında debeleniyor. Bugüne kadar kendisiyle birlikte Türkiye’yi de o uçuruma doğru sürüklediğini yazdık. Şimdi herkes kendi kendisine sormalı: Dünyayı kendi etrafında dönermiş gibi algılayan bu megalomanyak artık Ortadoğu’yu, hatta dünyayı da kendiyle birlikte uçuruma mı sürüklemeye başladı?




[i] Medyada bu örgütün adı yaygın biçimde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) diye geçiyor. Oysa ismin Arapça aslındaki Şam kelimesi Şam şehri değil. “Levant”, yani Lübnan’ı da kapsayacak şekilde Büyük Suriye demek. Yani Şam kelimesini kullanmak örgütün hedefini yanlış anlatıyor. Gerçek gazetesinde ve sitesinde biz bu yüzden IBSİD diyoruz.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri