Sermayeye, emperyalizme ve istibdada HAYIR!

Türkiye'nin önündeki gündem, 2019'da Türkiye'nin başına kimin patron olacağı değildir. Yüzde 50'ye aday bulmak yerine, yüzde 99'un zincirlerini kırmak gereklidir. Bunun için NATO'dan ve Gümrük Birliği'nden çıkmak, İncirlik'i kapatmak, TÜSİAD muhtırasını yırtmak, vampirlik fonlarından Tüpraş'a sermayeye peşkeş çekilmiş kaynakları kamulaştırmak, işçi sınıfının örgütlenme hak ve özgürlüğünü sağlamak, Kürt sorununu, emperyalist ve sömürgeci planlarla derinleştirmek yerine Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarları, eşitlik ve özgürlük temelinde çözmek... Zincirsiz bir kurucu meclis çerçevesinde emperyalizmin ve bir avuç asalak patronun değil yüzde 99'un iradesini hâkim kılmak, bir işçi emekçi hükümetiyle yüzde 99'u iktidar yapmak... TÜSİAD'ın muhtırasına, emperyalizmin dayatmalarına, Cumhurpatronluğu istibdadına karşı bizim programımız budur!

İstibdadın “evet” cephesi küçüldükçe küçülüyor, halkın yüreğindeki hürriyet sevdası ise baskılara rağmen her geçen gün büyüyor. “Evet” cephesinden gelen hiçbir iftira ve hakareti kabul etmiyoruz. Cevaben "bakın Barzani de evet diyor" türünden ucuz ve niteliksiz sözlere de asla prim vermeyiz. Biz meselenin içeriği ile ilgileniyoruz. Üstelik emekçi halkımızın da ağırlıklı olarak yaklaşımı budur. HAYIR'ın kazanacağına dair güvenimiz de toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçi sınıfların bu tavrından kaynaklanmaktadır. Meseleye böyle bakıldığında durum gayet açıktır. “Evet” cephesinin sayıklamalarını bırakın, yüzünüzü gerçeklere çevirin ve gerçekte kimlerin HAYIR dediğine bakın!

Ülkenin en önemli sorunlarının başında hiç kuşkusuz işsizlik geliyor. Yeni açıklanan veriler de bu sorunun her geçen gün kötüleştiğini ortaya koyuyor; 2016 yılı resmi işsizlik oranı yüzde 10,9’a çıkmış durumda. Mart ayı itibariyle yüzde 12,7 olarak açıklanan rakam ise işsizliğin son 7 yılın en yüksek oranına çıktığını, kriz dönemi olan Aralık 2008’deki düzeyine yaklaştığını gösteriyor. İş aramaktan vazgeçenleri de hesaba kattığınızda elde edilen geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 21’e, işsiz sayısı yaklaşık 7 milyon kişiye çıkıyor. Bunun anlamı beş kişiden birinin işsiz olması. Genç işsizliğinde ise durum daha da vahim. Yaklaşık her 4 gençten biri işsiz. Bu soruna ilişkin olarak yakın dönemde yayınlanan iki haber ise, “aslında yeteri kadar iş olduğu, kimsenin iş beğenmediği, yan gelip yattığı” safsatasını çeşitli ortamlarda dile getiren AKP propaganda aygıtına inat, memleketteki manzarayı gözler önüne seriyor. DHA’nın haberine göre (22.01.2017) Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü'nü bitiren 28 yaşındaki Eren Özgen Sevinç, uzun zaman kendi alanında iş arayıp bulamayınca geçimini sağlamak için Örümcek Adam kostümü giyerek sokakta balon satmaya başlamış. Başka bir haberde ise Zonguldak’ta “Toplum Yararına Çalışma Programı” kapsamında belediyeler ve diğer kamu kurumlarında geçici işçi statüsünde işe alınacak bin kişi için 5 bin 64 kişinin başvuruda bulunduğu, geçici iş için bile metrelerce kuyruk oluştuğu aktarılıyor (Cumhuriyet, 15.02.2017).

Referandum Türkiye’de yepyeni bir durum doğuracak. Büyük bir seçim sahteciliği yaşanmadığı, kediler trafoları basmadığı takdirde HAYIR’ın kazanması ihtimali yüksek. Bugünden 16 Nisan’a kadar bu konuda yoğun çalışmalara devam etmek, HAYIR oylarını çoğaltmak için etkili kampanya yürütenlere destek olmak hepimizin boynunun borcu. Ancak görev, 16 Nisan’da sandığa gittiğimizde bitmiyor. Mücadele ondan sonra da devam edecek. 16 Nisan gecesi ve 17 Nisan’dan itibaren öngörülebilir gelecekte ne yapmalıyız?

Bazı ekonomik veriler var ki, 16 Nisan ile ilişkilendirildiğinde kafalarda soru işaretleri yaratıyor. ABD Merkez Bankası Federal Reserve 15 Mart’ta faiz oranını çeyrek puan arttırarak yüzde 1’e yükseltti. Böyle durumlarda doların kurunun bizim gibi ülkelerde bir artış göstereceği biliniyor. Ama ne oldu? Dolar Türk lirasına karşı 15 Mart’tan birkaç gün önce 3,75 dolaylarına yükselmişken 15 Mart’ı izleyen iki gün içinde 3,60’a kadar düştü. Neden olağan davranışın dışında bir ekonomik gelişme görüldü? Cevabı açık değil ama çok büyük olasılıkla piyasaya devlet eliyle ek dolar çıkarıldığı için. Peki nereden geliyor bu dolarlar? Bir kısmı, yaklaşık bir milyar dolar, 10-17 Mart haftası Merkez Bankası’nın rezervlerinden çıkan bir milyar dolardan. Gerisi? Ünlü Katar parasıdır muhtemelen!

Tüm yurtta olduğu gibi biz de İTÜ öğrencileri olarak istibdada karşı HAYIR sesini yükseltiyoruz. Bütün baskılara rağmen okulda HAYIR koşuları düzenliyor, ardından yapılan forumlarda gelecek mücadelelere dair planlar yapıyoruz. Referandumda sandıktan ne çıkarsa çıksın istibdada karşı mücadelenin 16 Nisan’dan sonra da devam edeceğini vurguluyoruz. Bunlarla da yetinmiyor, İTÜ öğrencileri olarak kampüs sınırlarını aşıyor komşu mahallelerin emekçi halkıyla buluşup HAYIR’ı büyütüyoruz.

Sürekli Osmanlı'yı öven, Abdülhamid'e özenen ve bir istibdad rejimini yeniden kurmaya çalışan bir iktidar var. Kendisini bu ülkenin tarihine, geleneğine sahip çıkan, karşı tarafı ise tarihinden kopuk, neredeyse köksüz ve Batı'ya, başka ülkelere öykünen bir kesim gibi göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken Abdülhamid'e ve o döneme ilişkin her türden çarpıtmayı yapmaktan, yalana başvurmaktan da geri durmuyor. Bunun bir örneği olarak tümüyle özel bir amaca hizmet etmek üzere TRT'de yayınlanmaya başlayan "Payitaht-Abdülhamit" dizisinin Abdülhamid'le ilgili sahteciliğini Gerçek gazetesinde ve internet sitesinde ortaya koymuştuk. Biz ise tarihimize başka türlü yaklaşıyoruz. Gerektiğinde gurur duymaktan, gerektiğinde yüzleşmekten, hesaplaşmaktan çekinmeden bakıyoruz tarihe. Ve iktidarın yaratmaya çalıştığı algının aksine o dönemin tarihine de sahip çıkıyoruz, hatta gurur duyuyoruz!

Bir zamanlar, 12 Eylül 1980 askeri diktatörlüğünden önce, bankacılık sektörü Türkiye’de sendikal mücadele bakımından en güçlü alanlardan biriydi. DİSK içinde Bank-Sen, tartışmasız en güçlü sendika olan Maden-İş’ten sonra en güçlü sendikalardan biriydi. Sonra DİSK’i suç odağı gibi gösteren 12 Eylül, sınıfları “karıştırıp barıştıran” Turgut Özal, köşeyi dönme kültürü, “gemisini kurtaran kaptan” anlayışı ardı ardına geldi ve ortaya başka bir şey çıktı.

Referandum sürecinde emekçinin HAYIR kampanyasını fabrikalarda, tersanelerde, madenlerde, emekçi mahallelerinde, pazarlarda ilmek ilmek ören Devrimci İşçi Partisi 2 Nisan Pazar günü “Referandumdan 1 Mayıs’a sömürenlerin değil, üretenlerin dediği olacak!” şiarıyla İstanbul’da bir etkinlik düzenledi. Türkiye’nin sandık başına gitmesine günler kala, istibdada, emperyalizme ve sermayeye karşı farklı sektörlerden işçiler, kamu emekçileri, lise ve üniversite öğrencileri Okmeydanı’nda buluştu.

Geçtiğimiz ay AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı referandumda "evet" çıkmazsa iç savaşa hazır olun demiş ve bu sözlerin yarattığı büyük tepkinin ardından istifa etmek zorunda kalmıştı. Ancak AKP'linin bıraktığı kardeş kavgası bayrağını "gerekirse elimize silah alır savaşırız" sözleriyle Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz devralmış görünüyor. Ülkü Ocakları Başkanı'nın, Devlet Bahçeli'nin "evet" kararının arkasında olduğunu söyledikten sonra bu sözleri sarf etmesi, istibdad cephesinin kardeş kavgası tehdidini referandum kampanyasının bir parçası olarak gördüğünü gösteriyor. Üstelik üniversitelerde özellikle HAYIR çalışması yapan gençlere karşı yoğunlaşan faşist saldırılar bu tehdidin şimdiden uygulanmaya başladığını da gösteriyor.

Kendilerinin tuzu kuru, düşünmezler gurbette işçi emekçi olanı, anlamazlar halden. Avrupa’ya karşı yapılan referandum şovları oralarda yaşayan vatandaşlarımızı en fazla ekonomik açıdan vuracaktır. Referandum şovlarından dolayı gurbetteki vatandaşlarımız işlerinden olacak ya da zorluklar çekecektir. İleri aşamalarda toplum içinde hor görülmek bir yana, resmi kanallarda bile mağdur olmaya başlayabilirler. Yani onların gönlü olana kadar, gurbetteki işçinin, emekçinin canını çıkartacaklar!

19 Mart 2017 Pazar günü başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülke genelinde yapılması planlanan Nevruz (Newroz) kutlamaları valiliklerce yasaklandı. 21 Mart dışındaki tarihlerde kutlamaların yapılmasına izin vermeyen AKP, Nevruz ruhunu hafta içindeki bir tek güne hapsederek kutlamalara katılımı sınırlamaya çalıştı. Sicilindeki sayısız anti demokratik eyleme bir yenisini daha ekledi.

AKP'li Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın Hollanda'da "evet" mitingi yapma çabası diplomatik ve siyasi bir krize dönüştü. Hollanda hükümeti, söz konusu mitinge izin vermediği gibi Bakan Kaya'nın Türkiye Konsolosluğu'na girişini engelledi ve ardından kendisini sınır dışı etti. Hollanda polisi ayrıca Türkiye'nin Rotterdam Başkonsolosluğu önünde toplanan kitleye coplarla, tazyikli suyla ve köpeklerle saldırdı.

Anayasa değişikliği ile getirmek istedikleri istibdad rejimine ne makyaj yaptılarsa tutmadı. Geçen zaman zarfında gerçek tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. Güvenecek tek şey kalmıştır. O da emekçi halkın gücüdür. Açlık sınırının altındaki asgari ücretli, kadro vaadiyle kandırılan taşeron işçi, tefecinin eline düşmüş çiftçi, ikinci sınıf insan muamelesi gören kadın, geleceğini göremeyen genç, işçi simsarlarının eline düşmüş işsiz, siftah yapamayan küçük esnaf, atanamayan öğretmen referandum sandığına da sonrasına da ağırlığını koyacak ve istibdada HAYIR diyecektir.

Kılıçdaroğlu'nun mezhebinden sana ne, bize ne, kime ne? Erdoğan'ın sözleriyle ana muhalefet partisi genel başkanı olan biri bile ikide bir mezhebinin gündeme getirilmesinden ve hakarete uğramaktan kurtulamıyorsa, sıradan Alevi vatandaşların korkmasından daha doğal ne olabilir?

Devrimci İşçi Partisi olarak HAYIR'ın sesini semt semt, pazar pazar, fabrika fabrika yükseltmeye devam ediyoruz.

23 Mart Perşembe günü Avcılar Gümüşpala Halk Pazarı'nda ve sokaklarında ‘’Mutfaktaki, tarladaki, pazar  yerindeki yangını körükleyecek rejim değişikliğine HAYIR!’’ şiarını yükselttiğimiz ve ‘’Kazanılmış haklarımızın Cumhurpatronluğu rejimiyle gasp edilmesine HAYIR!’’ dediğimiz bildirilerimizi emekçi halkla buluşturduk.

23 Mart Perşembe günü İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri Maçka Kampüsü'nde öğlen saatlerinde HAYIR koşusu gerçekleştirdi. YDY binası önünde başlayan koşu, İşletme Fakültesi'nin önünde sona erdi. Burada etkinliği sonlandırıp binalarına girmek isteyen öğrenciler ÖGB tarafından binaya alınmadı.

Çağrımız işsizlikle boğuşan, paralı eğitim yüzünden geleceğinden olan, savaşlarda cepheye sürülen, bombalarla katledilen gençleredir! Gelin, geleceğimizi, hayatlarımızı karartanlara 16 Nisan'da HAYIR diyelim! Bununla da yetinmeyelim, istibdad rejimine karşı işçi sınıfının saflarında örgütlenelim ve bu gidişata dur diyelim! Hep birlikte istibdada HAYIR diyerek hürriyetin sesini yükseltelim!

İTÜ’lü öğrenciler Maslak Kampüsü’nün yanında bulunan Pınar mahallesinde HAYIR çağrısı yapmaya devam ettiler. 17 Mart Cuma günü gerçekleştirilen çalışmada ziyaret edilemeyen evleri 22 Mart Çarşamba günü tekrar mahalleye gelerek ziyaret eden öğrenciler, mahalle halkını referandumda HAYIR oyu kullanmaya çağırdılar.

Cumhurpatronluğu sistemine "evet" denmesini isteyenler 2001 krizini ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Başbakan Bülent Ecevit'e Anayasa kitapçığı fırlatmasını hatırlatıyorlar. Evet çıkmazsa ekonomik kriz olur diyorlar. Korkmaya gerek yok. Ama gerçekleri bilmek de bir o kadar gerekli zira 2001 krizinin kitapçık fırlatma yüzünden çıktığı da rejim değişikliğinin krizleri engelleyeceği de tam bir kandırmacadan ibaret.

Kardeş kavgasını önleminin yolu, emekçi olmanın çatısı altında birleşmektir. Yüzde 1'lik asalak sömürücü azınlığa karşı yüzde 99'luk emekçi çoğunluk birleşirse kardeş kavgası biter! 70 milyonluk emekçi halkın bir avuç asalak patronla, modern tefeci bankacıyla, borsa simsarıyla, parababasıyla sınıf kavgası başlar! Sınıf kavgasında kazanan yüzde 99 olur! Emekçi halk birleşirse birileri milletin başına patron, ülke anonim şirket olabilir mi? HAYIR!

Devrimci İşçi Partisi’nin emekçileri Hayır’a çağıran kampanyası 21 Mart Salı günü İstanbul Esenyurt’ta Merkez mahallesi pazarında yapıldı. "Mutfaktaki, tarladaki, pazar yerindeki yangını körükleyecek rejim değişikliğine HAYIR" bildirisine pazar esnafı ve emekçiler büyük ilgi gösterdi. Dağıtım yapılırken pazarcılar "Hayır" tezahüratı yaparak ve şarkılar söyleyip Hayır diyeceklere indirim yapacaklarını çığırarak destek verdi. Bildiriyi alan emekçiler neden "Hayır" denmesi gerektiğine dair kendi durumlarını ve fikirlerini paylaştılar. Bildiriyi alanlar, komşularına ve dostlarına dağıtmak için daha çok bildiri istediler.

Mevcut iktidar halkın güvenliğini sağlamak anlayış, istek ve iradesinden yoksundur. Elbette ki devletten halkın güvenliğini sağlamasını talep etmek bir haktır ve gereklidir. Aksi her durumda, hukuki ve siyasi olarak hesap sorulmalıdır. Ancak tek başına buna bel bağlamak ölümcül bir hata olur. Kuzuyu kurda emanet etmek anlamına gelir. Hiçbir baskı ve saldırı halka gerçeklerin anlatılmasını engelleyemez, HAYIR seçeneğinin sesini kısamaz, istibdada karşı hürriyet mücadelesini bastıramaz. İstibdada ve faşizme karşı tüm ilerici güçler sahada işbirliğini güçlendirmeli, saldırılara karşı birlikte karşı koymalıdır. Propaganda özgürlüğünü birleşik gücümüzle savunmalı ve kazanmalıyız.

Devrimci İşçi Partisi’nin HAYIR kampanyası Antalya’da “Kazanılmış haklarımızın Cumhurpatronluğu rejimiyle gasp edilmesine HAYIR!” bildiri dağıtımı ile devam ediyor. Kepezaltı bölgesindeki Çamlıbel Kapalı Halk Pazarı’nda dağıtılan bildiriye pazar esnafı ve emekçiler yoğun ilgi gösterdi. Bildirilerle birlikte Gerçek gazetesinin Mart sayısının da satışını yapan Devrimci İşçi Partisi üyeleri tüm emekçileri kardeş kavgasına ve kazanılmış hakların gaspına karşı 16 Nisan’da “HAYIR!” demeye çağırdı.

Çorlu'da emekçilerin HAYIR kampanyası, Sağlık Mahallesi pazarında devam etti. Yağmura rağmen oldukça kalabalık olan pazar yerinde  Devrimci İşçi Partisi'nin "Mutfaktaki, tarladaki, pazar yerindeki yangını körükleyecek rejim değişikliğine HAYIR" başlıklı bildirisi büyük ilgi gördü. Bazı pazarcılar müşterilerine vermek için, bazı gençler mahallelerinde dağıtmak için, bazı kadınlar da komşularıyla paylaşmak için Devrimci İşçi Partililerden toplu halde bildiri aldılar.

Devrimci İşçi Partisi bugün Çorlu'da bir kez daha fabrika servislerine bildiri dağıtarak işçileri kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine HAYIR demeye çağırdı. İşçilerin ilgisi her zaman olduğu gibi yoğundu.

Bize tüm yetkiyi verin, yasayı da biz yapalım, yargı da biz olalım, her şeyi biz yönetelim diyen iktidara bir çift sözümüz var! Yapacağınız rejim değişikliği sofradaki ekmeğimizi büyütecek mi? Karnımızı doyuracak mı? Geleceğe güvenle bakabilmemizi sağlayacak mı?

Geçen ay ABD genelkurmay başkanı İncirlik üssünde mevkidaşı Hulusi Akar ile, CIA başkanı ise MİT müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. CIA başkanının Erdoğan’la görüşmesinin detayları açıklanmadı. Hulusi Akar’ın ise görüşmede Türkiye’nin ABD’den ve koalisyon güçlerinden Suriye’de daha fazla destek beklediğini belirttiği basına yansıdı.

Emperyalist devletlerin AKP'li bakanlar nezdinde tüm Türkiye halkını aşağılaması kadar büyük bir sorun daha var. Bu sorun Almanya ve Hollanda gibi ülkelerin en büyük göçmen nüfusunu oluşturan Türklerin ve daha genel olarak Müslüman azınlıkların güvenliğine ve geleceğine ilişkindir. En önemlisi de tehdit altındaki halk sadece bu ülkelerdeki AKP seçmeninden ya da "evetçi"lerden ibaret değildir.

Devrimci İşçi Partisi Hayır kampanyasına İzmir parti bürosunda gerçekleştirilen, farklı sektörlerden işçilerin katıldığı bir etkinlik ile devam etti. 

Referanduma büyük baskılar altında gidiliyor. İlk ilan edildiğinde ısrarla halka karşı ilan edilmediği söylenen OHAL, referandum sürecinde halkın tercihini baskı ile etkilemek için kullanılıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ HAYIR dediği için gözaltına alınan tek kişi varsa istifa ederim dedi. Biz gözaltı ve baskıların sadece kamuoyuna yansıyan kısmını derledik. Başta da HAYIR dediği için gözaltına alınanları yazdık. Bekir Bozdağ bu gerçekler karşısında söz verdiği gibi istifa edecek mi? Sanmıyoruz! Ancak tüm baskı ve zulme rağmen HAYIR diyecek olan emekçi halk, kendisi gibi tüm müstebitleri o koltuklardan indirmesini bilecektir.

Türkiye'de emperyalizmin ve patronların çıkarları doğrultusunda bir istibdad rejimi inşa ediliyor. AKP ve MHP el birliğiyle işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına göz diken Anayasa değişikliği paketi, 16 Nisan'da oylanacak. OHAL sopası altında referanduma gidilirken asgari seçim koşulları dahi yaratılmıyor. HAYIR çalışması yapanlar terörist ilan ediliyor, saldırıya uğruyorlar.

Referandumda HAYIR diyenlerin çok sayıda gerekçesi var. Biz Gerçek gazetesinin Şubat sayısının Öncü İşçi ekinde anayasa değişikliği paketini madde madde ele alarak işçi ve emekçilerin neden HAYIR demesi gerektiğini ayrıntılarıyla ortaya koymuş, getirilmek istenen istibdad rejimini de Cumhurpatronluğu olarak tanımlamıştık.

Çağrımız sadece Türk-İş yöneticilerine değildir. Türk-İş üyesi tüm işçiler, işyeri temsilcileri, sendika uzman ve yöneticileri işçi sınıfının menfaatlerini ve kazanılmış haklarını korumak için tutum almalı, HAYIR demeli, Türk-İş'in gücünü Cumhurpatronluğu rejimine karşı seferber etmesi için mücadele etmelidir.

2013 yılı, Türkiye’nin siyasi hayatı açısından çok hassas bir dönüm noktasıdır. O yıl, önce Türkiye Gezi sonrası halk isyanı ile ayağa kalktı. Bunu zincirleme bir dizi olay izledi: 17-25 Aralık, 6-12 Ekim serhildanı, Mayıs-Haziran 2015 fiili metal grevleri, arka planda ise hep Suriye savaşı. O zamandan beri Türkiye hem iç politikada, hem de Ortadoğu’da sanki lunaparklardaki Rus trenine binmiş gibi bir iniyor, bir çıkıyor, herkesi nefes nefese bırakarak!

Devrimci İşçi Partisi (DİP) için referandum süreci sermayeye, emperyalizme ve istibdada karşı bir mücadele dönemidir. Referandum sonrasında da mücadeleye devam edecek olan DİP, referandum öncesinde ise HAYIR kampanyasını tüm hızıyla sürdürmektedir. Kardeş kavgasının yerine sınıf kavgasını koyan DİP “Kardeş kavgası değil sınıf kavgası: sermayeye, emperyalizme ve istibdada HAYIR!” şiarı doğrultusunda işçi ve emekçilere neden HAYIR denmesi gerektiğini bulunduğu tüm bölgelerde çeşitli faaliyetlerle anlatmaktadır.

İtalya'dan PCL, Yunanistan'dan EEK ve Türkiye'den DİP olmak üzere DEYK (CRFI) üyesi üç partinin ortak yürüttüğü RedMed (Kızıl Akdeniz) sitesinde Devrimci İşçi Partisi Merkez Komitesi'nin referandum çağrısı beş dilde yayınlandı. DİP, Türkiye'de fabrikalarda, işçi havzalarında, emekçi mahallerinde yürütülen kararlı çalışmanın yanında, yükselen istibdada karşı mücadelenin sesini dünyanın dört bir yanına duyuruyor. RedMed aracılığıyla Devrimci İşçi Partisi'nin sermayeye, emperyalizme ve istibdada karşı yükselttiği HAYIR'ın sesi İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ve Türkçe dillerinde yayınlanarak dünyanın farklı köşelerindeki uluslararası dostlarımıza ulaştı. Yabancı dillerdeki çeviriler aynı zamanda o ülkelerde kardeş partilerimizin site ve gazetelerinde yayınlandı.

Referandumda istibdad cephesinin taktiği belli oldu. Halkı kardeş kavgası ile tehdit etmek. Önce HAYIR diyenlere hakaret ve iftiralarla başladılar kampanyaya. Sonra tutmadığı söylendi. Maddeleri kendilerince savunmaya geçtiler. Baktılar ki maddeler gündeme geldikçe iş daha da kötüye gidiyor. Tekrar başa döndüler. HAYIR diyenlerin ne şeytanlığı kaldı ne teröristliği ne de çukurluğu.

Sadece bununla da sınırlı değil AKP Manisa il başkan yardımcısı açıkça referandumda HAYIR çıkarsa iç savaşa hazır olun dedi. İstifa etmek zorunda kaldı ama halkı kardeş kavgasıyla tehdit ettiği için değil bunu kameraların önünde yaptığı için. Sonra Cumhurbaşkanı'nın dünürü Orhan Uzuner'in kurduğu bir grubun düdük ve megafonun yanı sıra gerektiği zaman kullanacakları "silah"la hazırlık yaptıkları basına yansıdı. Kendisi "silah" değil "siren" dedim dediyse de 15 Temmuz'un hemen ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç'un silah ruhsatı alımının önünün açılması çağrısından başlayarak Melih Gökçek'in halkın silahlandığına dair açıklamalarından geçerek, Sedat Peker'in tehdit videolarını izleyip Düzce'de silahla meydanlara çıkan gençlere uzanan bir silsileyle karşı karşıyayız.

Erkek egemen kapitalist sisteme HAYIR demek için 8 Mart'ta emekçi kadınlar en öne!

Son 15 yıl ekonomide her şeyin piyasaya terk edildiği bir dönem oldu. Bunun emekçi kadınlar için anlamı daha esnek, daha güvencesiz koşullarda çalışmak. Kadınları evlerine gönderen Kadın İstihdam Paketi ile hükümet temsilcilerinin "evdeki işler yetmiyor mu?", "kadınlar için tek kariyer annelik" gibi sözleri birleşti, kadınları daha ucuza, güvencesiz, sendikasız işlere mahkûm etti. Kiralık işçilik yasası en çok kadınları vurdu. Geçtiğimiz Temmuz ayında yayınlanan resmi rakamlara göre işten çıkarılan 76 bin işçinin 69 bini kadınlardan oluşuyor. Bu düzen, yaklaşan krizin faturasını en çok biz emekçi kadınlara kesmeye hazırlanıyor. Buna izin vermemek için, sömürüye, esnek, güvencesiz, sendikasız çalışmaya HAYIR demek için sen de 8 Mart'a gel!

Referanduma kadar boş lafla oyalayıp, evet çıkarsa işinizi halledeceğiz propagandası yapıyorlar. Peki evet çıkar da daha önce bin kez yaptıkları gibi Orman işçisine de verdikleri sözleri tutmazlarsa ne olacak? Orman işçisi hakkını nasıl arayacak. Mesela mecliste bir milletvekiline soru önergesi verdirerek sorunlarını gündeme taşıyabilecek mi? HAYIR! Mahkemelerde hakkını arayabilecek mi? Hakkını aldığında uygulatabilecek mi? İşini kaybetme pahasına işçilerin hakkını Cumhurpatronuna karşı savunabilecek hakim bulabilecek mi? HAYIR! Orman işçisi eylem yapsa, kadro yoksa üretim de yok dese, birbiri ardına grevleri yasaklayan Cumhurpatronu ben hata etmişim affedin mi diyecek? HAYIR!

Halka sürekli Amerikan karşıtlığı ile bezenmiş demagojik söylemlerle yaklaşan, muhalifleri dış güçlerin maşası olmakla suçlayan ama bir yandan da Rakka operasyonunda ABD'nin askeri olmak için yarışa giren AKP iktidarının, Suriye'de ABD emperyalizminin askeri varlığını ve nüfuzunu arttırmak için gösterdiği çaba dikkate değer.

Referanduma gidecek anayasa değişiklikleri işçi ve emekçiler için ne anlama geliyor? Madde madde inceliyoruz.

Referanduma OHAL koşullarında gidiliyor. Bunun referandumun demokratik bir oylama olmasını ciddi biçimde sarsacağı ortada. Erdoğan ve AKP cephesinden bu kaygıları gidermek bir yana daha da kuvvetlendiren açıklamalar geliyor. Erdoğan, “referanduma OHAL ile gidilmesi çok daha rahat bir zemin hazırlayabilir” sözleriyle OHAL'in ucu açık şekilde devam edeceğini belirtirken, bir başka dikkat çekici açıklama da Sağlık Bakanı Recep Akdağ'dan geldi. Recep Akdağ, OHAL'in demokrasiyi ayakta tutmak ve herkesin özgür iradesiyle oy kullanmasını sağlamak için bir teminat olduğunu iddia etti. Numan Kurtulmuş ise herkesin istediği kampanyayı yapmasının güvencesinin kendileri olduğunu söyledi.

Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı istibdad rejimi yolunda önemli bir dönemece giriyor. Referandum sonrası, derinleşen ekonomik krizin faturasını ödetmek için işçi sınıfını büyük bir taarruzun beklediği biliniyor. Kadınların ise bu taarruza ek olarak bir dizi başka saldırıyla daha karşı karşıya kalması çok olası.

AKP’nin 14 yılı aşan iktidarına bakarak “cumhurbaşkanlığı sistemi” ile çok daha büyük bir siyasi kudrete sahip olacak olan Erdoğan ve AKP’nin kadınlar açısından ne anlama geleceğini tahmin etmek zor değil. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. Boşuna değil, AKP’nin yaptırdığı araştırma sonucunda bile kadınların büyük çoğunluğunun referandumda “hayır”cı çıkması.

Halkın sorunları geçim derdinden can güvenliğine gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hâl alırken ülke siyaseti kilitlenmiş durumda. Tüm yetkileri Erdoğan’ın elinde toplayıp istibdad rejimini tam anlamıyla tesis etmesini sağlayacak anayasa paketi MHP’nin de desteğiyle meclisten geçti. Referandum kapıda.

AKP hükumeti 14 yıl boyunca ne istikrar sağlayabildi ne de halkın kronik sorunlarına çözüm bulabildi. Ülkeyi yıllar içinde sürekli bir biçimde savaşlara, krizlere, bataklığa sürükleyen hükümetin istikrar yalanları da her seferinde açığa çıktı. Bu tabloya bakarak bugünküyle kıyaslanamayacak ölçüde yetkilerle donatılmış Erdoğan’ın ve AKP’nin önümüzdeki dönemde tüm halkı, en çok da emekçileri ve biz gençleri ne gibi felaketlere sürükleyebileceğini tahmin etmek güç değil.

Bugünlerde her söze milli irade ve milli güvenlik diye başlayanlara inanmayın. Bunların foyasını meydana çıkaracak turnusol kâğıdı NATO'dur, İncirlik üssüdür, diğer üslerdir. Bugün Türkiye'de en büyük güvenlik sorunu İncirlik üssüdür. Bu üs kapatılmadan ne bu ülke insanına ne de komşu halklara rahat yoktur. Bugün referanduma sunulan anayasa paketi ile işlevlerini ve yetkilerini cumhurbaşkanına devreden, denetim yetkisi elinden alınarak adeta dişleri sökülen meclisin İncirlik'ten kalkan tanker uçakların beslediği F-16'lar tarafından bombalanmış olması ne kadar da manidar değil mi?

Erdoğan, "patronlara referanduma kadar dişinizi sıkın; kıdem tazminatını da kaldırıyorum, maliyetsizce istediğiniz gibi işçi çıkartıp yükü işçinin sırtına yıkarız, sıkıntıya düştüğünüzde varlık fonuyla vatandaştan alıp sizi kurtarırız" diyor. Milletin başına Cumhurpatronu olmak isteyen Erdoğan'ın tavrının özeti: "Beni başkan yaptırın sonra dükkan sizin."

İstibdada “hayır” diyeceğimiz belli. Ama ne zaman ve nerede diyeceğimiz de çok önemli. Zaman önemli: Karşı çıkış referandumla sınırlı olmamalı. Referandum öncesinde iktidarın ve sokaktaki yandaşlarının referandumun kendisini istibdada uygun yöntemlerle hayalet referanduma dönüştürme, yani “hayır”ı savunmayı suç haline getirme çabalarına karşı elimizden geleni ardımıza koymamalıyız. Sonrasında ise çıkan sonuca (“evet” ya da “hayır”) göre mücadelemizi her alanda sürdürmeliyiz. Yanıt “evet” olduysa, evimize çekilmek ya da Türkiye’yi onlara bırakmak yok! İstibdada karşı çıkmaya devam! Yanıt “hayır” olduysa, bunun verdiği güçle daha ilerisi için mücadele etmek. Tehlikeyi bütün bütüne ortadan kaldırmalıyız!

AKP ve MHP, başkanlık sistemi sözünün fazla tepki topladığını düşünerek, Bahçeli'nin geçmişte başkanlık sistemi için olmadık hakaretlerde bulunmuş olduğunu hatta Erdoğan'ın da vaktiyle başkanlık sistemini özenti ve Amerikan işi olarak nitelediğini hesaba katarak, yeni rejimin adını "partili cumhurbaşkanlığı" olarak koydular. Ancak yeni anayasa uygulamaya geçerse yetkinin tek elde toplandığı, denetim mekanizmalarının ortadan kaldırıldığı bir istibdad rejimi kurulacak. Rejimin başındaki cumhurbaşkanı da firavun yetkileriyle donatılmış olacak.

Erdoğan'ın, Gülen cemaatine sitem ederken söylediği “ne istediniz de vermedik?” sözü çok konuşuldu. Bu cemaate verilenlerin ülkeyi ne hale getirdiği ortada. Ama Erdoğan ve AKP iktidarından ne istediyse alan sadece cemaat değil. Esas ne istediyse alanlar patronlar.

Referandumun 23 Nisan’da yapılacağının öngörülmesi çok güçlü bir geçmiş sicile yaslanıyor. Peki neden? Çünkü 23 Nisan 1920, yalnızca çocuk bayramı değildir! Herkesin gayet iyi bildiği gibi, İngiliz işgal güçlerinin başkent İstanbul’daki meclisi feshetmesi üzerine Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu tarihtir. Şimdi o meclisi bütünüyle “cumhurbaşkanı” adıyla anılan bir tek adam rejiminin sultası altına alan bir anayasa değişikliğinin bu tarihin yıldönümünde oylanmasından daha sembolik ne olabilir?

Devrimci İşçi Partisi'nin çağrısı kurulacak referandum sandıklarında sermayenin istibdad rejimine HAYIR deme çağrısıdır! Bu çağrı referandum günü ile sınırlı bir çağrı değildir. Bu düzenden şikâyetçi olan herkesi, referanduma yaşam tarzı, kimlik, memleket millet ya da mezhep temelinde yaklaşanlardan farklı olarak, sınıf tahakkümünü istibdad ile pekiştirme girişimine karşı işçi sınıfı saflarında birlikte mücadele yoluna davet ediyoruz.
Devrimci İşçi Partisi bu yolun yolcusudur! Tüm işçi ve emekçileri sermayeye, istibdada ve emperyalizme HAYIR diyerek, eşitliğin ve özgürlüğün yolunda yoldaş olmaya çağırıyoruz!

Bakan açık oy kullanarak milletvekillerini uyarıyor

Anayasa değişikliği oylamaları Erdoğan ve AKP tarafından inşa edilmekte olan istibdad rejiminin ayak sesleridir. Eğer bu şekilde devam eder ve anayasa değişikliği bir şekilde referanduma götürülürse Türkiye bir daha burjuva demokrasisi sınırları dâhilinde bile hür bir seçim yapamaz. Evet, böyle giderse olası anayasa referandumu da açık oylama ile gerçekleştirilir! Hatta daha ileri gidebiliriz ve diyebiliriz ki açık olması gereken oy sayımı da gizli hale gelir. Gizli oy açık tasnif ilkesi, açık oy gizli tasnife dönüşür.

Türkiye’de anayasa değişikliği gerçekleşirse rejim değişikliği salt bir yönetim sistemi değişikliği ile sınırlı kalmayacak, cumhurbaşkanı diktatörlük yetkilerine kavuşmuş olacak. Yürütmenin tüm yetkilerini elinde toplayan, üst düzey kamu görevlilerini tek başına atayan ve yüksek yargıda belirleyici olan cumhurbaşkanı denetimsiz bırakılıyor. Cumhurbaşkanı partili olacağı ve milletvekili seçimleri ile cumhurbaşkanlığı seçimleri aynı anda yapılacağı için, cumhurbaşkanı kendisini denetlemekle görevli milletvekillerini bizzat seçme olanağına sahip olacak. Meclis aritmetiği açısından da cumhurbaşkanının yargılanması hemen hemen imkânsız. Değişiklikle meclisin üye sayısı 600’e çıkarılacak. Soruşturma açılmasını teklif etmek için salt çoğunluğu yani 301 vekilin imzası gerekiyor. Bu teklif etmek için gerekli. Soruşturma açılabilmesi içinse gizli oylamada meclisin 5’te 3’ünün yani 360 vekilin oyu gerekli. 360 oyla soruşturma açıldı diyelim, soruşturma sonunda cumhurbaşkanının Yüce Divan’a gönderilmesi için ise meclisin 3’te 2’sinin yani 400 vekilin oyu gerekiyor.

İstibdadın sopası, patronların sopasıdır. Unutmayın! Emekçi çocukları cephelerde can verirken, Koç’lar, iktidardan aldıkları tank ihalelerinden milyarları cebe indiriyor! İşçi yeni yıla açlık sınırının altındaki asgari ücretle, işten çıkarmalarla girdi, patronlar rekor kârlarla! OHAL'de işçilerin yürüyüşleri yasaklanıyor, OHAL kanununun verdiği işten çıkartmayı erteleme yetkisi ise hiçbir zaman kullanılmadı!

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri