Kürt sorunu Kürt hareketinin ezilmesiyle çözülür mü? (İşçi Mücadelesi gazetesi #33 - 15-07-2008)

En azından 2005 yazından beri Türkiye solunda güçlü bir akım, Türkiye'deki Kürt hareketini bölmeye ve hareketin bir kanadını bütünüyle sistemin bir parçası haline getirmeye çalışıyor. İddiaya göre, bu gerçekleştiği takdirde, Kürt halkı sistemin bir parçası haline gelecek, "terör" sorunu sona erecek, Kürtlere belirli haklar ve daha insani bir yaşam sağlanacak ve Türklerle Kürtler ebediyen barış içinde bir arada yaşayacak. Bu tezler 2005 yazında "aydınlar"ın bir imza kampanyası ve Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme ile toplumun ve solun gündemine oturmuştu. İşçi Mücadelesi bu siyasi yaklaşımı "Kürt sorununu çözmek için Kürt hareketini tasfiye etme" olarak nitelemiş ve daha ilk aşamadan itibaren, bu yaklaşımın ABD'nin ve devletin bir kanadının planlarına uygun bir doğrultuda olduğunu ve Kürt halkının haklarına kavuşmasına böyle yürünemeyeceğini ısrarla ortaya koymuştu. (Bu konuyla ilgili olarak İşçi Mücadelesi sitesinde şu yazıya bakılabilir: "Turkish Prime Minister Erdogan's Speech at the Meeting with Intellectuals".)

5 Kasım 2007'de yaşanan dönüm noktası, devletin, ABD ve Kuzey Irak Kürt önderliklerinin desteğiyle Kürt hareketini tasfiyede yeni adımlar atmakta olduğu bir dönemi açmış bulunuyor. Bu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri, Aralık ayında başlattığı hava operasyonlarını neredeyse aralıksız olarak devam ettirmiş, Şubat ayında ise bu üç müttefikin birbirine girdiği ve siyasi bir başarısızlığa dönüşen bir kara operasyonu yapmıştır. Mayıs başında düzenlenen hava operasyonundan sonra PKK'nin dağılmakta olduğuna ilişkin yaratılmaya çalışılan hava şimdilik boş çıkmıştır. Genelkurmay başkanının vaat ettiği sürprizin başka bahara kaldığı anlaşılıyor. Ancak bir süreç işlemektedir. Türkiye'nin Kürt hareketinin tasfiyesi, kendini Türk devletinin Kürt sorununa yaklaşımında bir ilk adım olarak ortaya koymaktadır. Bu "askeri çözüm" politikasının devamından başka bir şey değildir. Erdoğan'ın yüksek sayıda bakan ve milletvekiliyle Diyarbakır'a çıkartma yapıp Kürt halkını "gap"maya çalışması bu gerçeğin makyajından ibarettir.

Bu politikaya karşı "Kürt sorununu çözmek için Kürt hareketini tasfiye etme" lobisinden çıt çıkmıyor. Daha da ötede, bu lobinin etkili isimlerinden Ali Bayramoğlu sonbahardaki Dağlıca olayından sonra "Hepimiz Mehmetçiğiz" başlıklı bir yazı yayınlayarak askere bile yazılmıştır! Bayramoğlu'nun "aydınlar" girişimi içinde bulunan birçok ismi temsil edemeyeceğini İşçi Mücadelesi geçmişte de yazmıştı. Ama sonuç olarak bu yaklaşımın içinde böyle bir akımın güçlü biçimde mevcut olduğu da ortadadır.

DTP de terörist!

Genelkurmay Başkanlığı'nın geçtiğimiz günlerde Taraf gazetesinde yayınlanan Eylül 2007 tarihli "Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi" başlıklı belgesi, sadece burjuvazinin iç savaşına değil, aynı zamanda Kürt sorununa da ışık tutuyor. Bu belgede açık seçik şu söylenmektedir: "DTP'nin muhtelif yer, zaman ve vesilelerle kamuoyuna hiç çekinmeden yansıttığı söylem ve davranışları nedeni ile TSK tarafından terörist olarak görüldüğü ve herhangi bir şekilde muhatap alınmayacağı üst düzey bir basın toplantısında açıkça ilan edilecektir." Genelkurmay'ın Kürtlerin milyonlarca oy alan partisini "terörist" olarak nitelemesi, soldaki "Kürt sorununu çözmek için Kürt hareketini tasfiye etme" yaklaşımının tam anlamıyla iflasıdır. Bu yaklaşımın varsayımı PKK'yi tasfiye edip "çözüm" için DTP'yi öne çıkarmaktır. Ama şimdi açıkça görülüyor ki, devlet Türkiye'nin Kürt hareketini bir bütün olarak terörist olarak görmekte ve tasfiye etmeye çalışmaktadır.

Öyleyse, "Kürt sorununu çözmek için Kürt hareketini tasfiye etme" yaklaşımı "şu okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdik" diyen Osmanlı nazırının yaklaşımından farksızdır. ABD ve Türkiye, Kuzey Irak Kürt önderlikleriyle işbirliği içinde, üzerinde yaşadığımız toprakların Kürt hareketinin tamamını tasfiye ederek Kürt sorununa "çözüm" getirmek üzere bir ittifak içinde olduklarını ortaya koymuş bulunuyorlar. Örgütlü hareketi ezilmiş bir halk hiçbir zaman haklarını elde edemez. Dolayısıyla, solda her kim Kürt hareketinin tasfiyesini Kürt sorununun bir çözümü için temel olarak kabul eder, o Kürt sorununda gerici bir "çözüm"ün taraftarıdır.

Devrimci Marksistler ise Kürt halkının meşru temsilcileri olmaksızın Kürt sorununun çözülemeyeceğini halka anlatmaya devam edecektir.

 


 

Devlet terörünün itirafı

Taraf gazetesinde yayınlanan "Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi" şöyle bir yöneliş de içeriyor: "PKK'ya desteğin bedelsiz kalmadığını halka göstermek" için "bölgede aramaların ve operasyonların sıklaştırılması," Irak'ın kuzeyinde yaşayan halka karşı ise "ağır silah ateşleri icra edilmesi". Halkın üzerinde bu tür önlemlerin uygulanması terörizmin ders kitaplarında yer alan tanımına tam tamına uyuyor. Terör, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bir siyasi hedefe ulaşabilmek için halk kitlelerinin dehşete, korkuya, yılgınlığa düşmesini sağlamak amacıyla yapılan eylemdir. Belge sınırın berisinde ve ötesindeki Kürt halkına bu "bedel"in ödetilmesini öngörüyor. Daha ne kadar açık olabilir?

 


Bu da "çatı partisi"!

AKP'nin kapatılması ihtimali her türden leş kargasını harekete geçirdi. Eski ANAP genel başkanı, şimdi Rize bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz da anlaşılan bunlardan biri. Yılmaz'ın AKP'nin enkazından yeni bir sağ parti çıkartma çabasını anlamak kolay. Sonuç olarak 28 Şubat 1997 askeri müdahalesi sonrasında Yılmaz darbecilerin başbakanı olmuş bir politikacı. Ama DTP'de başkanlık çabası içinde bulunan Ahmet Türk'ün Yılmaz'dan medet aramasını anlamak çok kolay değil. Türk Sabah gazetesine demeç vermiş ve "siyasi eğilimlerin grup liderleri önderliğinde çatı partisi altında buluşmasını öngören Japon Liberal Demokrat Parti modeli için bir süredir bazı isimlerle temasını sürdürdüğünü" söylemiş ve eklemiş: "Bizim için önemli olan isimler değil, sistemdir. Sayın Yılmaz ile oluruz." Kürt hareketi içindeki bir kanadın burjuva güçlere duyduğu güven gerçekten şaşırtıcı. Ahmet Türk 2007 seçim kampanyasında seçimden sonra AKP hükümetine güven oyu verebileceklerini söylemişti. DTP son günlerde bunun sıkı bir özeleştirisini yaptı. Türk şimdi de AKP'nin karşısında bir kez daha darbecilerin yarattığı olanaklardan yararlanmaya çalışan Mesut Yılmaz'ın yanına yazılmak istiyor. İnsaf!