Harb-İş'in mücadelesi Üçüncü Cephe'nin pratik ifadesi! (30-09-2007)

 

Doğal olarak bunun sonucunda da burjuvazideki huzursuzluk ve mücadeleci işçilere saldırma güdüsü, özellikle hükümete çok yakın gazetelerdeki köşe yazılarında somutlandı.

Örneğin AKP'nin yakın akrabası olan Zaman gazetesi, grev hazırlığındaki mücadeleci işçilere oldukça garip bir argümanla saldırmaya başladı. Gazete önce işçi sınıfının patronlar tarafından uğradığı baskıları tamamen göz ardı ederek, eğer greve gidilirse meselâ THY gibi bir "parlayan yıldızın kuşa döneceğini" söylüyor. Ardından da açlık sınırında yaşayan tekstil işçilerinin alım gücünün gittikçe düştüğünü kabul etmekle birlikte, sokakta bu kadar ücretle bile takla atarak çalışacak işçiler olduğunu utanmadan ekliyor.

Sonuç olarak da laik cephenin Cumhuriyet mitinglerinde başaramadıklarını, sendikalar aracılığıyla toplu iş sözleşmeleri döneminde başarmaya çalıştığını, yani işçilerin tek derdinin AKP hükümetini sıkıştırmak olduğunu iddia ediyor.

Bu yazının ardından gelen bir direniş haberi ise, Zaman gazetesini bir anda köşeye sıkıştırıyor. Çünkü bu yazının ardından Akaryakıt, İkmal ve NATO POL tesislerindeki işçilerin örgütlendiği ve grev yasaklı Türk Harb-İş sendikası, esnek çalışmanın, insanlık dışı çalışma koşullarının ve sefalet ücretinin dayatılmasına karşı sesini yükseltti. Önce Ankara'da iki günlük oturma eylemi gerçekleştirildi. Eylem sırasında "Kuralsız çalışmak istemiyoruz", "Ekmek yoksa barış da yok", "Köle değil işçiyiz, alanlarda güçlüyüz", "Harb-İş işçisi köle değildir" sloganları atıldı. Eylemde açıklama yapan sendika genel başkanı Osman Çimen, aynı dönemde toplu sözleşmeleri devam eden Hava-İş, Haber-İş ve Petrol-İş'le dayanışmak, onlarla bir bütünlük içinde ortak bir cephe yaratmak istediklerini belirtti. İlerleyen günlerde, 26 bin işçi adına yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde işverenin dayattığı koşulları kabul etmeyen sendika, Yüksek Hakem Kurulu'na başvurdu.

Bu sırada Zaman gazetesi suskun tabii. Çünkü Harb-İş'in mücadelesi doğrudan doğruya Milli Savunma Bakanlığı'na karşı hak mücadelesi. Yani işçi sınıfının hareketlenmesinin, burjuvazinin bir cephesinin güdümünde, diğer cephesine karşı yürütülen bir mücadele olmadığı açıkça ortaya çıktı. Bu mücadele işçi sınıfının toptan, hangi kamptan olursa olsun kendisini sömüren, baskı altında tutmaya çalışan burjuvaziye karşı mücadelesidir.

Böylece bir araya gelerek daha güçlü bir mücadele örgütleme aşamasındaki işçi sınıfını, yine burjuvazinin iki kampı arasında sıkıştırmak ve bölmek üzere harekete geçip, işçilerin mücadelesini esas düşmanları olan burjuvazinin bir cephesinin uzantısı olarak gösterme çabaları sonuçsuz kaldı.

Ordu ise yükselen direniş ruhunu kendi AKP’ye karşı kendi çıkarlarına kullanmak istedi. Zaman gazetesinin atıflarını seve seve kabul etmişçesine 30 Ağustos dolayısıyla sadece TSK mensuplarının değil, TSK bünyesinde çalışan sivil memur ve işçilerin de bayramını kutlayan Büyükanıt’a soruyoruz: Halen yürürlükte olan anayasanın darbe imalâtı olduğu, o günden bu yana işçi sınıfının hâlâ darbenin derin izlerini taşıdığı, 12 Eylül’de işçi sınıfına nasıl bir mezalimin yaşatıldığı unutulur mu sanıyorsun? İşçi sınıfına selam göndermeyi bırak da onların insanca çalışmaları ve yaşamaları için verdiği mücadelenin ne anlama geldiğini düşün!