Hacettepe Üniversitesi işçileri direniyor!

 
Geçtiğimiz günlerde yasadışı eyleme katıldıkları gerekçesiyle işten atılan Hacettepe Üniversitesi Hastanesi işçileri bir direniş başlatmıştı. Kurdukları çadırlarla hastane önünde 24 saat nöbet tutan işçilere ilk gün özel güvenlikler tarafından bir saldırı gerçekleştirilmişti. Gerçek Gazetesi olarak, direnişlerini kararlılıkla sürdüren işçilere bir ziyarette bulunarak geçmiş olsun dileklerimizi sunduk ve kendileriyle bir röportaj yaptık. Röportajı aşağıda yayımlıyoruz:
 
-Öncelikle onurlu direnişinizi selamlıyoruz. Sizlere başarılar diliyoruz. İşten atılma sürecinizi ve işverenin bunu hangi gerekçelere dayandırdığını anlatabilir misiniz?
 
-Biz bir eylem gerçekleştirdik, kısıtlı bir eylem. Sendikamızın bize verdiği yetki ve hakla. Tabii bu eylemi gerçekleştirirken hastanede yeterli sayıda personel bıraktık. Bir ihale yayımlandı. O ihaleyi iptal ettirmek için yaptık eylemi ve ihale iptal edildi. Daha sonrasında rektörle anlaşmalarımız oldu. Konuştuk, komisyon kurulacaktı. İhale teknik şartnamesi, işçi temsilcileri ile oturulup tekrardan yazılacaktı. Açlık sınırının altında çalışıyorduk. Bunun üzerinde maaş almak için talepte bulunduk. Rektör bunu olumlu buldu ve ‘tabii’ dedi, ‘bu devirde asgari ücretle geçinilir mi’ dedi. Dört gün sonra, ayın onunda, pazartesi günü, Malatya’dan, Avukat Ali Özcan arayıp ‘iş haddiniz feshedildi’ dedi, ‘size gerekli bilgiler verilir’ deyip telefonu kapattı. Biz geldik buraya ama bizimle hiç kimse muhattap olmadı. Alo 170’i arayarak işten atıldığımızı öğrendik. Daha sonra evlerimize kağıt gönderildi ve neden olarak 29. Madde gösterildi. Bu madde yasal olmayan bir eyleme katılmakla ilgili. Ki 29’uncu madde tüm yüz kızartıcı suçları ( hırsızlık, tecavüzcülük, vb.) kapsayan bir madde. Zaten genelde taşeron patronları bir işçiyi işten atacaksa bu maddeyi kullanır. Avukatı olan, sendikası olan davasını açabiliyor. Ve yirmi kişi atıldıysa yalnız onların hakkını alabiliyor. Geri kalanı patronun cebine kalıyor.
 
    
 
-Çadırları kurduğunuz gün rektörle bir görüşme yaptığınızı biliyoruz. Aynı gün akşam saatlerinde özel güvenlikler tarafından da bir saldırıya maruz kaldınız. O gün yaşanılanları bize anlatabilir misiniz? 
.
-Tabii. Çadırımız kuruldu zaten. Biz sembolik olarak saat 12.00'de bir çadır kurduk buraya. Diğer çadırımızı ise akşam 18.00' de kurduk. Burada sabahlamamız için. 7/24 buradayız çünkü. Sonuçta bu bir direniş çadırı. Konuştuk. Herhangi bir sıkıntı yoktu. Bize olumlu teklifler sundular. Bir problem yoktu. Ancak biz asıl çadırımızı kurmaya başladığımızda Beytepe kampüsünden güvenlikleri, hatta bu özel güvenlik şirketinin başka yerlerde olan güvenliklerini çağırttılar. Buraya dizildiler asker gibi ve bayan işçi arkadaşları darp ettiler. Sonra çadırın demirlerini çaldılar. Çadırın ısı yalıtımını gasp ettiler. Sonuçta karşı taraf da taşeron işçi biz de taşeron işçiyiz. Ancak karşı tarafa öyle bir gaz verilmiş ki bizi düşman olarak görüyorlardı. Ve bazılarıyla görüştük, pişman olduklarını söylüyorlar. Onları tehdit etmişler, iş ile tehdit etmişler. Ya gidip darp edeceksiniz ya da sizi kovacağız demişler. Darp raporlarımız var şu anda. Sendika avukatları yasal süreci başlatacaklar, ilgileniyorlar.
 
-Peki işverenle o günden sonra herhangi bir görüşmeniz oldu mu?
 
-Hacettepe rektörlüğüyle o günden sonra bir görüşmemiz olmadı. Rektör yardımcısıyla görüştük. Saldırıdan sonraki sabah geldi. Zaten güle güle geldi. Zaten bizim sloganımız da belliydi: Gündüz kuzu gece kurt gibisin. Bize bir teklifle geldi. Hiç alakası olmayan bir teklif. 50 personeli başka bir şirkette (ayrı ayrı birimlerde) çalıştırmayı teklif etti. Yani diyorlar ki içerideki personellere karışmayın o içerideki 750 üyenizi unutun. Hani size istediğiniz haklardan biraz verelim. Hani bir şekilde anlaşalım mantığındalar. Ama biz burada bir direniş çadırı kurduk. Bırakın bunları, bugün mecliste gündemde olan taşeron yasası var. Bu çadır taşeron yasası için de bir çadırdır. 2-3 milyon taşeron için bir çadırdır. Yaklaşık 30 milyon emekçi için bir çadırdır.
 
-Ziyaretlerimizde direniş alanının son derece canlı olduğunu gözlemliyoruz. Peki siz Ankara halkının, demokratik kamuoyunun gösterdiği dayanışmayı yeterli buluyor musunuz?
 
-Evet. Sağolsunlar öğrenci arkadaşlarımız istemediğimiz, ummadığımız kadar bir destek veriyorlar. İzmit'ten dahi geldiler. KESK de desteğini sürdürüyor. Onun dışında Numune hastanesi çalışanları da desteğe geldi. Demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, sokaktan geçen insanlar destek veriyorlar. Sabah hiç tanımadığımız biri evinde yemek pişirip getiriyor. Bugün öyle bir kahvaltı masamız vardı ki yemin ediyorum ben evimde öyle bir kahvaltı yapmadım. Burada 2007’de bir örgütlenme başlattık. 2010’da 650 üyemiz vardı. 3 aylık yatmayan maaşlarımızı bir gün içinde aldık. Bütün haklarımızı kazanmaya başladık. Şu an bizim attığımız adımlar bir fiili toplu sözleşme adımları. İşçi komisyonunda hak istiyoruz. Şartlar hazırlanırken beraber olmak istiyoruz. Hükümetin yasalarını uygulayan sivil toplum örgütleri değil ama tüm demokratik kitle örgütleri aramızda.
 
-Son soru olarak bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğinizi sormak istiyorum.
-Tüm işçi arkadaşlarımız işe alınana kadar, burada işe alınmamış tek bir kişi dahi kalsa direnişi sürdüreceğiz. Çünkü bizi kırdıklarında, buradaki 750 kişinin akıbetinin ne olacağı belli değil.
 
- Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?
- Ziyaretleriniz bizim için çok kıymetli, sağolun.