Fabrikalardan haberler

Gerçek Gazetesi'nin her ay düzenli olarak yayınladığı "Fabrikalardan Haberler" köşesi Şubat ayında da Tuzla'dan Manisa'ya, Bursa'dan Isparta’ya, Çorlu’dan Antalya’ya çeşitli fabrikalardan, işyerlerinden işçilerden gelen haberlerle dolu.

 

Örgütlenmekten başka yolumuz yok

Ben Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu bulunan Standart Profil fabrikasında çalışıyorum. Petro-kimya iş kolunda üretim yapan bu fabrikada çalışma koşulları çok ağır, ücretlerse çok düşüktür. Asgari ücretin biraz üstünde maaşlarımız var. Uzun süredir bu fabrikada çalışan işçilerin maaşları bile oldukça düşüktür.

Normal şartlarda Ocak ayında açıklanması gereken zam oranı hala açıklanmış değil. Bu durum da biz işçileri çok huzursuz etmektedir. Bir türlü önümüzü görememekteyiz. Mesai ücretleri çok düşük. Çalışma saatleri çok uzun ve zorunlu mesailer var. Anlayacağınız bu fabrikada çalışmak oldukça meşakkatli.

Fabrikamızda geçtiğimiz yıllarda Petrol-İş öncülüğünde bir sendikalılaşma girişimi oldu. Aynı fabrikanın Düzce fabrikasında sendika olmasına rağmen, birçok hatadan dolayı bizim fabrikamıza sendika giremedi. Birkaç aydır ise fabrika içinde tekrar bir sendikalılaşma süreci yürüyor. İnanıyorum ki bu sefer bu fabrikaya bu sendika girecek. Zira biz işçilerin çektiği bu sıkıntılar sürdükçe çözüm için örgütlenmekten başka bir yol görünmüyor.    

Manisa Standart Profil'den bir işçi

 

Kıdem tazminatının kaldırılmasına büyük tepki var

Kıdem tazminatı için yapılan eylemler genel olarak fabrikadaki havayı olumlu etkiledi. Diğer yandan işçiler sendikalardan somut bir şeyler de görmek istiyorlar. Genel grev gibi. Mesela Türk Metal’in MESS’le yaptığı sözleşmede tutulmayan sözler yüzünden büyük güvensizlik var. Eğer Türk-İş değil de Türk Metal tek başına eylem yapsaydı işçilerin yarısı katılmazdı. Fanatik Tayyip yanlıları dışında yüzde 90’lık bir çoğunluk kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı. Faruk Çelik’e inanılmaz bir tepki var. Hükümetin işverene daha çok değer verdiğini görüyorlar. Bunların arasında pek çoğu da artık AKP’ye oy vermeyeceğim diyor. Ama bu durum son anda değişebilir. Sonuçta sınıf bilinci olmayınca alternatifsizlik yüzünden AKP kazanıyor.

Bursa Tofaş’tan bir işçi

 

Sesimizi duyurdunuz, sendika bizimle görüşmeye karar verdi

Bizler Uludağ Üniversitesi’nde çalışan taşeron işçileriz. Gerçek Gazetesi'nin son iki sayısında çalışma hayatımızda yaşadığımız zorluklardan, taşeron sisteminin ağır şartlarından bahsetmiştik. Mahkeme kararıyla birlikte üniversite işçisi olmamız gerekirken taşeron olarak çalıştırıldığımızı sizin sayenizde duyurduk ve bizi yalnız bırakan sendikaya "İşçiler burada, sendika nerede?" demiştik. Sesimizi duyurdunuz ve sendika bizimle görüşmeye karar verdi. Sağladığımız çoğunluk ile birlikte tekrar dava açacağız ve kadrolu olmak için mücadelemize devam edeceğiz. Sendika davayı kazandığı takdirde, taşeronda çalışan işçilerin daha önceki yıllardan kalan haklarının hak sahibine verilmesi ile ilgili süreçleri özgüvenle başlatacağız ve işyerlerinde güvenceli çalışma sağlanacak. Bizi yalnız bırakmadığınız ve sesimize kulak verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyoruz.

Uludağ Üniversitesi’nde çalışan bir taşeron işçi

 

Dayanılmaz koşullar altında çalıştırılıyoruz

Ben hastanede taşeron bir şirkette temizlik işçisi olarak çalışıyorum. Senelik izin tarihlerimiz hep keyfi olarak değiştiriliyor. Zaten genel olarak izin kullanmamıza da pek müsaade edilmiyor. Yılbaşı, resmi tatillerde çalıştığımız zaman fazla mesai ücreti ödenmiyor. İşyerinin servisi var ama bu servisi kullanmayan arkadaşlarımız var, onlardan bile servis ücreti kesiliyor, maaşlarından. Zaten aldığımız asgari ücret hiçbir şeye yetmiyor. Sendika lafı açıldı bir kere aramızda. O zaman patronun üzerimizdeki baskısı artmaya başladı. İşten atmakla tehdit ettiler. Bir arkadaşımız yıllardır hastanenin camlarını siliyor ama tuttular onu çöpe yazdılar. İş tanımımız yok yani ortada. Mesela bir arkadaşımız hastalanıp işe gelemedi. Doktordan bir rapor aldı, ama o raporu bile kabul etmediler. 

Isparta’da bir hastanede çalışan temizlik işçisi

 

Sendikaya üye olalım, denetleyelim!

Sendikalı bir işyeriyiz. Türk Metal sendikası var. Ancak işçilerin önemli bir kısmı hala sendikaya üye olmuyor. Çünkü neredeyse sendikalı ve sendikasız işçi aynı parayı alıyor. Sendikalılar aidat ödediği için aynı hesaba geliyor. İşçiler haklı olarak sendika ne işe yarar diye soruyor. Bu durumda yapmamız gereken bir araya gelip sendikayı zorlamak ve haklarımızı genişletip ücretlerimizi arttırmaktır. Olmuyorsa anayasal hakkımızı kullanır ve sendikamızı değiştiririz.

Çorlu Sarten'den bir işçi

 

Patronun oyunlarına karşı uyanık olalım

Sendika mutlaka gerekli. Ama sendika örgütlenmeye başlayınca patron da hemen harekete geçiyor. Baş edemezse maaşlara zam veriyor. Yeter ki sendikaya üye olmayın istediklerinizi ben vereceğim diyor. İşçi kanar da sendikadan uzak durursa, sendikayı savuşturur savuşturmaz her şey eskiye hatta daha da kötüye dönüyor. Bir kez denedik olmadı diye de işçileri tekrar harekete geçirmek güç oluyor. O yüzden patronların oyunlarına karşı uyanık olalım.

Çorlu'dan bir işçi 

 

İzin istediğin zaman senden kötüsü yok

Ben Çorlu'da kimya sektöründe çalışan bir kadın işçiyim. Yıllardır çalışıyorum. Mesailere kalıyorum. Aldığımız ücret malum. Hani biz insanız ya hastalanabiliriz, önemli işlerimiz olur, izne ihtiyaç duyarız. Mümkünse olmasın! İzin istediğin zaman senden kötüsü yok. Annem felç geçirdi. O gün de çok hasta ve doğal olarak mesaiye kalmam mümkün değil. Şefim izin vermiyor. O andaki canımın acısını anlatmam mümkün değil. Bazı şeylerin düzeleceği ümidini inadına korumaya devam.

Çorlu'dan bir işçi

 

Hem göçmen hem kadın işçi olmak zor

Ben Bulgaristan göçmeni, fabrika işçisi bir kadınım. Gelirken hiçbir şey alamadık yanımıza. Neyimiz varsa bırakıp geldik. Kimliğim yoktu. Çalışmak zorundaydım. Yedi yıl sigortasız çalıştım. Kimliğimiz yok, mecburuz. Bunu çok iyi bildikleri için yıllık izin hakkı da yoktu. Buraya geldiğimiz zaman çok iyi karşılanmadık tabii. Alınamayan zamlardan sorumlu tutulduk. Bizi de sonuna kadar sömürdüler. Aslında bir kadın olarak bizler bunu daha da ağır yaşadık.

Çorlu'dan bir işçi

 

Tersaneleri patronlara değil, işçilere sorsunlar!

Bir süre önce Kanal D Haber'de tersanelerin artık medyaya kapılarını açtığı ve yaklaşık bir buçuk yıldan beri iş cinayetlerinin olmadığı haberi yapıldı. Biz tersane işçileri olarak hem bu haberi yapan medyaya hem de röportaj veren tersane patronlarına soruyoruz. Bundan yaklaşık bir ay önce Kalkavan'a ait Sedef Tersanesi'nde 18 yaşında genç bir işçi arkadaşımızı tersaneler cehennemine kurban vermedik mi? Yine göstermelik söylemlerde bulunan tersane patronları sanki tersanelerde her şey günlük gülistanlık gibi röportaj yapıyorlar. Ama atladıkları bir şey var: Tersaneler hala güvencesiz ve kuralsız çalışma koşullarının yoğun yaşandığı, patronlar için cennet işçiler için cehennem olmaya devam etmektedir. Bizler bu kuralsız çalışma koşullarında her gün sayısız iş kazalarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir baret vermek iş güvenliği almak mıdır? Ağır sanayi olmasına rağmen çalışma saatleri hala 8 saat ve hala yevmiye usulü çalıştırılmaktayız. Yalanlarınıza parayla röportaj yapmış olduğunuz medya ve tersaneleri bilmeyen insanlar inanır. Hala cehennem tersanelerde Azrail kol gezmekte. Şimdi buradan soruyoruz, haber yapan medya ya haberi düzeltsin ya da bir ay önce ölen genç işçi arkadaşımızın ailesine sorsun tabutun nasıl gittiğini. Kısacası tersaneler cehennem, işçiler köle... Yalanlarınızı da, dayatmış olduğunuz kuralsız çalışma koşullarını da biz tersane işçileri öz örgütlülüğümüzle yıkacağız.

Tuzla tersane işçileri

 

 

İnanıyorum, bir gün patronlara diz çöktüreceğiz

Merhaba, Antalya Organize Sanayi'de bir mobilya fabrikasında taşeron işçi olarak çalışıyorum. Bu işe girmeden önce taşeronluk sisteminin insanlık dışı olduğunu biliyordum. Fakat artık işçileri sömürmenin en ileri noktası olduğuna birebir şahit oldum. Fabrikada 5-6 tane taşeron firma var. Bir de bunların altında taşeronluk yapan usta başları. Yani taşeronun taşeronu!

Fabrikanın patronu taşeron patronundan o da hem kendi işçilerinden hem de kendi altındaki taşeronlardan, onlar da kendi bünyesindeki işçilerden kısa zamanda fazla üretim istiyor. Fakat bizlerin de insan olduğumuz hiç akıllarına gelmiyor. Haftada üç gün zorunlu fazla mesaiye kalıyoruz. Bazen zorunlu olmadığımız günlerde de mesaiye kalıyoruz. Bazı günler çay molalarına çıkamıyor, öğle molalarımızı sadece yemek yiyecek kadar kullanabiliyoruz. Haftalık iznin ne demek olduğunu neredeyse unutacağız. Bir aydan fazladır izin kullanamayan arkadaşlarımız var. Kendi özel işlerimiz için ya da hasta olduğumuz için izin istediğimizde veya rapor aldığımızda, sanki ağır bir küfür etmişiz gibi surat asıyorlar. Geçenlerde pazar günü mesaiye gelmeyip haftalık izin hakkını kullanan birkaç arkadaşımız işten çıkartıldı.

Bu kadar ağır şartlarda çalıştırılmamıza rağmen, iş güvenliğine dair neredeyse hiçbir önlem yok. Benim çalıştığım taşeronda hepimizin boş zimmet tutanağında imzamız var, fakat çoğumuzda hiçbir koruyucu ekipman yok. İş güvenliği denetimi olacağı zaman bizi çalışma ortamımızdan uzaklaştırıyorlar ya da göstermelik ekipmanlar veriyorlar. Patronun misafiri geleceği zaman, bize normalde verilmeyen toz maskesi veriliyor ve takmazsak para cezası ile tehdit ediliyoruz.

Benim gibi birçok işçi arkadaşım da bu durumlardan rahatsız. Ancak bu rahatsızlık kendi aramızdaki söylenmelerin ve homurtuların dışına çıkmıyor. Bunun sebebi korku değil. İnançsızlık ve sendikalara olan güvensizlik. Ama benim inancım tam. Elbet bir gün tek vücut olup, bizim insan olduğumuzu unutan patronlara diz çöktüreceğiz!

Mobilya fabrikasında çalışan bir işçi

 

İşe dönene kadar mücadeleye devam!

Divan pastanesinde yaklaşık 5 yıldır çalışıyorum. Ücretlerimiz çok düşük olduğu halde koşullar çok ağır. Ayda yaklaşık 130 saat mesai yapıyoruz. Bu mesai ücretleri normalden çok daha düşük. Sendikalaştığın, hakkını savunduğun zaman kapının önüne kolayca konulabiliyorsun. Tuvalete giderken dahi parmak okuma sistemi ile parmak okutup kaç dakika kaldığını kontrol ediyorlar.  Biz işçiler olarak, daha önce defalarca bu durumlar için imza toplamamıza karşın yönetim tarafından kaale alınmadık. Arkadaşlarımız çıkartıldı ve buna karşın yemekhanede bir eylem yapıp kendimizi yemekhaneye kapattık. Burada elektrikleri kestiler, gözaltı ve işkence ile tehdit edildik. Buna karşın yönetim tüm çalışanları işten attı. Biz sendikal hakkımızı kazanana ve işe geri alınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Divan pastanesinden bir kadın işçi

Gerçek'i paylaş:

devrimci marksizm okulu ulusların kendi kaderini tayin hakkı

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri