BDS Türkiye’den İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesine karşı kampanya

Türkiye uzun bir süredir Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere bölge gericiliğiyle sıkı bir ittifak halinde Suriye üzerinden mezhep savaşını kaşıyor, “muhalifler” adı altında savaşan tekfirci ve mezhepçi çetelere yardım ve yataklık ediyor. AKP, şimdilik Suriye’ye giremedi ancak canlı bomba saldırılarından ve Kürt kentlerinin kuşatılıp harabeye çevirilmesinden de anlaşılacağı gibi Türkiye’yi Suriye’ye çeviriyor. Yarın ise Musul ve Kerkük petrolleri yolunda Türk ve Kürt emekçi çocuklarını ölüme göndermeye hazırlanıyor.

Tüm bunların yanında basına çok sızdırılmamaya çalışılan bir başka mesele daha var. O da Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerin yeniden normal seviyeye yükseltilmesi çabaları. Diplomatik ilişkilerin onarılması için yapılan görüşmelerde konuşulan konulardan belki de en önemlisi Tel Aviv’den doğalgaz satın alımı. Tarihi Filistin topraklarının işgal edilmesiyle kurulan Siyonist İsrail Devleti için Filistililerden çaldığı toprakların üstü yetmiyor, altındaki doğal kaynakları da adeta çalarak üzerinden kazanç sağlamaya çalışıyor. Türkiye sadece doğalgazın satın alınması için değil, aynı zamanda Akdeniz’den döşenecek boru hatlarıyla birlikte bu gazın Avrupa’ya transferi konusunda da Siyonistlerle bir pazarlık yürütmekte. BDS Türkiye tam da bu konuda bir kampanya başlatmış durumda. Görüşmelerin ilk basına yansıdığı sırada Ankara ve İstanbul’da eylemler yaparak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesine karşı çıktı. Şimdi de bir imza kampanyası başlatmış durumda. Gerçek gazetesi olarak tüm okurlarımızı bu kampanyaya imzacı ve destek olmaya, yaygınlaştırmaya, emperyalizme ve siyonizme karşı mücadeleye etmeye çağırıyoruz. Aşağıda okurlarımızla BDS Türkiye’nin imza kampanyası için kaleme aldığı metni yayınlıyoruz.

 

İmza kampanyası:

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, İşgalci İsrail’le görüşmeleri ve “normalleşmeyi” sonlandırın!

Bir süredir, Türkiye hükümeti temsilcileri ile gayri meşru İsrail devletinin temsilcileri arasında, bir normalleşme sürecini getirecek görüşmelerin yapıldığı, bu doğrultuda bir ön anlaşmaya varıldığı ve nihai anlaşmaya doğru yol alındığı yönünde haberler okuyoruz. Her iki tarafın ve her iki ülke basınının teyit ettiği bu haberlere göre yakın zamanda Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler onarılacak, Türkiye Tel Aviv’den doğalgaz satın alacak ve İsrail’in elini rahatlatacak pek çok adım atılacak.

Bu anlaşma ve getirdikleri, hiçbir bakımdan kabul edilmesi mümkün olmayan, vahim bir durumu ifade ediyor. Her şeyden önce, Mavi Marmara katliamından sonra derecesi düşürülen diplomatik ilişkilerin onarılması için ileri sürülen üç şart, yani özür, tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılması, zaten işgal rejimiyle normalleşme sağlamaya yetecek, işgal rejimini meşru görmeye olanak verecek şartlar değildi. Gelinen noktada ise bu üç şart bile yerine getirilmeden normalleşme yoluna girilmiş gibi görünüyor.

Özellikle, Gazze ablukasının kaldırılması, Filistinli direniş örgütlerinin mücadelesinin yanı sıra, ancak uluslararası basınç ve yaptırımlar yoluyla mümkün olabilecekken, Türkiye yöneticilerinin buna olanak veren bir zeminden vazgeçmesinin ve bu şekilde kendi sözünden de dönmesinin izahı var mıdır? Erdoğan bu anlaşmanın “bütün bölge için faydalı olacağını” söylese de, Gazze halkı için ortaya çıkacak sonuçlar bellidir. Ayrıca, son açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, Gazze ablukasının kaldırılması şeklinde topluma yansıtılacak, ancak ablukayı Türkiye’nin devralmasından öteye gitmeyecek bir çözüm de, kabul edilebilir bir çözüm değildir.

İkinci olarak bu anlaşma, içeriği itibariyle tepeden tırnağa İsrail lehinedir. 31 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen Mavi Marmara katliamı, Siyonist rejim tarafından bütün halklara karşı işlenmiş bir suç olduğu halde ve Siyonist komutanlara açılan davalar her şeyden önce şehitlerin ailelerinin bir hesap sorma aracı olduğu halde, nasıl olur da, halklara sormak bir yana, ailelere bile sormadan bu davaların kapatılması gündeme getirilebilir? Taslak anlaşmayla birlikte ayrıca, Türkiye’de yaşayan ve mücadele içinde bulunan bazı Filistinlilerin sınırdışı edilmeleri de öngörüyor. Salih el-Aruri’nin halihazırda Türkiye’yi terk ettiği haberleri dolaşıyor. Bu adımlar belki de, Filistin davasına omuz veren Türkiyeli kişi ve kurumlara yönelik baskı uygulanmasına kadar giden bir sürecin başlangıcı olacaktır. Nitekim yeni Mossad başkanı, dünya çapındaki İsrail karşıtı güçlerin ezilmesi sözünü vererek bu niyeti ortaya koymuştur ve öngörülen anlaşma buna zemin sağlamaktadır.

Üçüncü olarak, bu anlaşmanın gerekçesinin varsayılan doğalgaz krizine çözüm bulma olması, başlı başına bir vahameti ifade ediyor. “One minute” sürecinde iptal edilmeyen serbest ticaret anlaşmaları sayesinde zaten Türkiye-İsrail ikili ticaret hacmi yıllık 6 milyar dolar seviyesine kadar ulaşmıştı. Tel Aviv’den doğalgaz alınması ise Siyonist oluşuma güçlü bir beslenme kanalı açacağı gibi, aynı zamanda Filistin halkına karşı işlenen bir suça da ortak olmak anlamına gelmektedir. Zira “İsrail gazı” denilen şey aslında Filistinlilerin gazıdır. İşgalci İsrail, on yıllardan beri Filistin halkının doğalgazını ve diğer doğal kaynaklarını sistematik olarak yağmalamaktadır. Eğer bu anlaşmaya imza atılırsa biz Türkiye vatandaşları, faturalarımızı yatırırken Filistin gazı için o gazı çalan hırsız İsrail’e para ödeyeceğiz. Soruyoruz: Filistin’e böyle mi dost olunur?

Türkiye’yi yönetenler, vahim bir yanlışa yönelmiştir. Bunun izahı yoktur. Katillerle, işgalcilerle müzakere de, anlaşma da, normalleşme de olmaz.

Türkiye Cumhuriyeti 64. Hükümeti, Siyonistlerle oturduğu masadan kalksın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Filistin halkına ait doğalgaz kaynaklarının satışında, satın alımında veya transferinde bir rol oynamayacağı, Mavi Marmara davasının, iki ülke arasında pazarlık konusu olmaktan çıkarılacağı açıkça deklare edilsin.

İmza kampanyasına destek olmak için tıklayınız: https://www.change.org/p/t%C3%BCrkiye-cumhuriyeti-ba%C5%9Fbakan%C4%B1-ah...

Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi / BDS-Türkiye

Gerçek'i paylaş:

devrimci marksizm okulu ulusların kendi kaderini tayin hakkı

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri