Dünya savaşı mı istiyorsunuz?

Bir Rus uçağının düşürülmesi, medyada yer alan haberler doğruysa pilotlardan birinin öldürülmesi, hatta linç edilmesi, pilotlara yardıma giden bir Rus helikopterinin ayrıntıları tam belli olmayan bir biçimde düş(ürül)mesi ve bir Rus askerinin hayatını yitirmesi, Türkiye’yi, bölgeyi ve dünyayı en ağır şekilde alarma geçirmesi gereken olaylardır. Bu olaylar, kendi başına ve derhal değil ama yol açacakları bir dizi yeni olaylar zinciri aracılığıyla Türkiye’yi ateşe sürükleyebilecek bir vahamettedir. Türkiye dünyanın ikinci büyük askeri gücü ile karşı karşıya gelmiştir. Bunun da ötesinde, Suriye’nin nasıl patlamaya hazır bir barut fıçısı haline gelmiş olduğu hatırlanırsa, bu olayların bir bölge veya dünya savaşına gidecek bir süreci bile besleme potansiyeline sahip olduğu dahi söylenebilir. Tayyip Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin bu politikasına karşı bugünden tavır almayan ve aktif bir mücadele vermeyen herkes felakete çanak tuttuğunu bilmelidir.

Burada kötülük kampının büyük bir avantajı vardır: Rusya’yı Türkiye’nin “ezeli” düşmanı olarak sunacaklar, “milli çıkarlarımız”dan dem vuracaklar, halkı şovenizme, yani aşırı ve saldırgan bir milliyetçiliğe sürüklemeye çalışacaklardır. Suriye (Bayırbucak) Türkmenlerinin “soykırım”la karşı karşıya olduğunu ileri sürüp, “soydaşlarımız” edebiyatı yapacaklardır. Aklı biraz işleyen herkese, 20. yüzyılda yaşanan her iki dünya savaşında savaşan bütün ülkelerin liderlerinin halk kitlelerine aynı yalanları söylediğini, bu yalanların sayesinde 10 milyonlarca insanın (iki savaşta toplam 70 milyon) öldüğünü, bütün dünyanın sefalete sürüklendiğini hatırlatırız. Bu ülkenin tarihini biraz bilenlere, Birinci Dünya Savaşı’na giderken Enver Paşa ve öteki yöneticilerin milli çıkarlar propagandası yaptığını, sonra bütün coğrafyalar ve bütün nedenler (askeri zayiat, soykırım, salgın hastalıklar, açlık vb.) göz önüne alındığında toplam 3,5 milyon Osmanlı vatandaşının hayatını yitirdiğini hatırlatırız. Hiçbir ulusun çıkarları kitlesel olarak ölmekte olamaz!

Hele hele amaç Türkiye burjuvazisinin enerji yoksulluğu sorununu çözmek için Ortadoğu petrollerinden pay almak, İslami finans diye anılan tefecilik sisteminden nemalanmak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden başlayarak İslami pazarlara iyice nüfuz etmek, bütün bu amaçlara hizmet etmek üzere İslam dünyasında yeni bir “reis” yaratmak ise! Türkiye işçilerinin, köylülerinin ve yoksullarının, Türkiye’nin gençlerinin Koç’lar, Çalık’lar, Sabancı’lar, Ülker’ler kasalarını doldursunlar diye savaş meydanlarında canlarını vermekte, sefalete düşmekte hiçbir çıkarı yoktur!

İşçiler ve emekçiler, “Rus’un uçağını indirdik!” edebiyatına karşı mücadele etmelidir! İşçi sınıfı, bu oyuna gelmemelidir çünkü bu savaş bizim savaşımız değildir!

Uçağın düşürülmesinin arkasındaki politika

Gerçekgazetesi ve Devrimci İşçi Partisi, Ekim başında Rusya’nın Suriye’ye ilişkin büyük siyasi ve askeri atağının öncelikle Tayyip Erdoğan ve AKP’nin Suriye politikasıyla ilgili olduğunu iddia etti. Her şeyi anladığını sanan ama kendi hâkim sınıfının, yani Türkiye burjuvazisinin ve onun siyasi temsilcilerinin, yani en başta AKP hükümetinin suçunu görmemekte ısrar eden her siyasi eğilimden akımlar ve ideologlar işin bu yanını ihmal ettiler. Uçağın düşürülmesi ile birlikte mesele çıplak biçimde ortaya çıktı. Bakın Gerçek sitesinde Rusya’nın siyasi ve askeri atağı nasıl niteleniyordu:

Neden şimdi? Rusya neden Mart 2011’den Eylül 2015’e kadar Suriye kargaşa içindeyken asker yollamadı ve savaşa müdahale etmedi de şimdi dört buçuk yıl bekledikten sonra bu hamleyi yaptı? (…) her şey bize bu hamlenin Tayyip Erdoğan’ın savaş stratejisinin önünü tıkamak için yapıldığını gösteriyor.

(…)

Şunu iyi anlamak gerekir: Türkiye’nin Suriye savaşına dâhil olması, zaten kargaşa içinde bulunan Ortadoğu’yu bir mukatele (karşılıklı katliam) sahnesi haline getirebilir. Suriye iç savaşının Arap devriminin ayak izinde başlamış bir mücadeleyi Suudi Arabistan ve Katar’ın, ardından Türkiye’nin Şiilerle (ve onların müttefiki Alevilerle) bir hesaplaşma arenası haline getirmesinin ürünü olduğunu biliyoruz. Sünni İslam dünyası üzerinde “reis”lik hayalleri içinde olan Tayyip Erdoğan’ın Türk ordusunu Suriye’ye sokması, Türkiye-İran ve İran-Suudi savaşlarını kışkırtabilecek bir gelişme olur. Rusya güney kanadında, Kafkasya yoluyla komşu olduğu bu bölgede, kendi Müslüman nüfusunu da etkisi altına alacak olan bu felaket senaryosunun oynanmasına izin veremez.

İşte Putin bu aşamada iki hamleyi birden yapmak istemiştir. AKP hükümetinin yönetiminde felakete doğru sürüklenmekte olan Türkiye’nin önünü tıkamak için iki alanda tedbir almıştır. Askeri alanda Rusya’nın kendi silahlı güçleriyle Suriye’ye girmesi, Türkiye’ye çok sert bir uyarıdır. Siyasi olarak ise sorunun artık bir şekilde çözülmediği takdirde istismar edilmeye çok açık olduğunu gördüğünden dolayı iç savaşı bitirecek bir çözüme doğru yürümeye karar vermiştir. Kendisi Esad’ın gitmemesinde inat ederse Suriye iç savaşının bitmeyeceğini görmüştür. Bugün Suriye’de DAİŞ’in on binlerce askerini saymadan bile 100 bin silahlı muhalif vardır. Esad’ın Halep’ten Lübnan’a uzanan bir hat dışındaki Suriye topraklarına yeniden hâkim olabileceğini beklemek savaşın yıllarca uzamasına razı olmaktır. Savaşın bitirilmesi için ortam başka bakımlardan da uygundur: En önemlisi, Avrupa Kalesi’nin kapılarına dayanan yüz binlerce mülteci AB ülkelerinin, çıkmasını kışkırttıkları Suriye iç savaşının kendilerini de zorlamaya başlayacağını berrak olarak görmesini sağlamıştır. İşte, Rusya “Esad’lı geçiş, Esad’sız çözüm” formülü üzerinde bu bağlamda ABD ile anlaşmıştır. Bunu yapmakla Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahale olasılığı karşısında siyasi bakımdan da bir engel yükseltmektedir. (http://gercekgazetesi.net/gundemdekiler/putinin-hamlesi-erdoganin-onunu-kesmek-icin.)

O günden bu yana Rusya sadece DAİŞ’e değil, yukarıdaki alıntıda kullanılan ifadeyle Suriye savaşını “Suudi Arabistan ve Katar’ın, ardından Türkiye’nin Şiilerle (ve onların müttefiki Alevilerle) bir hesaplaşma arenası haline getirmesinin” aracı olan bütün mezhepçi ve tekfirci örgütlerin mevzilerini bombalamaktadır. Şimdi Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi bu politikaya askeri-siyasi bir cevaptır. Her kim ki bu askeri saldırganlığı destekler, o AKP hükümetinin 2011 sonbaharından beri Suud ve Katar’la birlikte Suriye’yi Sünni-Şii mezhep savaşının hesaplaşma alanı haline getirmeye çalışan politikasını destekliyor demektir.

Biz Rusya’nın anti-emperyalist bir politika izlediğini söylemiyoruz. Rusya, kendi oligarklar kapitalizminin çıkarlarının peşindedir. Ama Putin’le başa çıkması gereken Rus işçileri ve emekçileridir. Bizim insanlığa ve kendi halklarımıza karşı sorumluluğumuz, AKP hükümetinin savaş kışkırtıcılığına karşı mücadele etmektir.

Mesele sınır ihlali değil!

Türkiye hükümeti uçağın düşürülmesini sınır ihlaline bağlıyor. Ama diplomasinin d’sini uygulamayı bilmedikleri için hemen ardından meselenin bu olmadığını itiraf ediyor.

Tayyip Erdoğan şöyle diyor: “…bölge DAEŞ terör örgütünün olduğu bölge değildir. Kimse kimseyi kandırmasın. Orada sadece Bayırbucak Türkmenleri vardır, soydaşlarımız vardır, akrabalarımız vardır ve DAEŞ terör örgütünü vuruyoruz diyerek orada Bayırbucak Türkmenleri vurulmaktadır.” Davutoğlu daha da ileri gidiyor: “Bayırbucak Türkmenlerine, Halep Araplarına ya da Azaz’daki Araplara, Kürtlere, Türkmenlere ateş yağdıran kim olursa olsun, ister Suriye rejimi ister terör örgütleri isterse dışarıdan müdahale eden unsurlar, onlara karşı da mesajımız açıktır.”Niye daha ileri gidiyor? “Tekrar düşürürüz” diyor!

Demek ki mesele sınır ihlali meselesi değil Türkmen’lerin korunmasıdır. Peki, Suriye ordusu, Rus bombardımanı desteğinde “soydaşlarımızı” durup dururken mi bombalıyor? Mesela Nusaybin’de (Nusebîn) olduğu gibi sobasının külünü dökmek için kapı önüne çıkmış bir anayı mı katletmek için orada? Hayır, Türkiye Türkmenleri silahlandırıp kendine bağlı bir vekâleten savaş gücü kurmuş olduğu için ortada bir askeri hedef vardır. İç savaş devam ediyor. Yaşanan budur. Sen önce elalemin topraklarında silahlı güç oluştur, ona yok Yavuz Sultan Selim Tugayı, yok Sultan Murat Tugayı diye Osmanlı özentisi adlar koy, ondan sonra da bu askeri gücü bombalayamazsınız de!

Türkiye’nin kendine bağlı bir Türkmen çetesi kurdurmuş olduğundan en ufak bir kuşkusu olan, son günlerin tartışmasını hatırlasın. Ahmet Davutoğlu, Burhan Kuzu ve çeşitli AKP’liler son günlerde Suriye ordusu Türkmen güçlerine karşı bir saldırı başlatınca MİT TIR’larına karşı çıkanları “hainlikle” suçladılar. Tabii MİT TIR’ları meselesi ilk ortaya çıktığında başbakan olan Tayyip Erdoğan dâhil resmi yetkililer TIR’larda silah olduğunu yadsıyıp yapılanın ilaç, çocuk bezi vb. gibi masum maddelerin sevkiyatı olduğunu iddia etmiş olduğu için AKP muhalifleri (ama CHP ya da MHP değil, halk!) “Türkmenler kendilerini çocuk bezi ile mi koruyacaktı?” sorusunu sormaya başladı. Bu soruya dün en yüksek yerden cevap geldi. Tayyip Erdoğan’a kulak verelim: “MİT TIR'ları ihanetini biliyorsunuz değil mi? Hâlâ utanmadan, sıkılmadan bunları gazetelerine başlık yapanlar var. İşte o TIR’lar bizim Bayırbucak Türkmenlerine yardım götüren TIR'lardı. Bazıları diyor ki, ‘Başbakan Erdoğan, diyordu ki, onların içinde silah yok’. Yahu varsa ne olacak, yoksa ne olacak?”

Durumu görüyor musunuz? Bir, bu ülkenin cumhurbaşkanı “ben yalan söyledim, ne olmuş?” diyor. İki, Suriye sınırları içinde kendine bağlı bir çete kurmuş olduğunu itiraf ediyor. Üç, bu siyasi tutumla Türkiye felakete doğru ilerliyor.

Bugüne kadar Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmiş, ama şimdi “soydaşımız” diye Türkmenleri korumayı kendine görev bilen bütün siyasi odaklar “soydaş” edebiyatı altında, AKP tarafından silahlandırılmış bir çeteyi korumuş ve hükümetin Suriye politikasına destek vermiş olacaktır.

İnsanlığı savunmak için kararlılık ve berraklık gereklidir!

24 Kasım günü Türk uçaklarının bir Rus uçağını düşürmesiyle açılan dönem karşısında hükümete yarım eleştirilerle karşı çıkmak, ama bir yandan da “Rus uçağını düşürdük!” edebiyatına sarılmak veya “vah vah, savaş tırmanıyor, insanlar ölüyor” pasifizmine sığınmak, insanlığa gelecekte hesap verme günü geldiğinde suçlu sandalyesine oturmak demektir.

Biz açık konuşuyoruz: Tayyip Erdoğan’ın savaşı bizim savaşımız değildir!