Başyazı: Emekçiye boş vaatler değil gerçek çözümler gerek

Kimse ayranım kötü demez. Seçim vaatleri de öyledir. Vaatler en güzel şekilde paketlenir yaldızlanır halkın önüne öyle sunulur. Bu yaldızlanmış paketlere kanmamak için dikkatli olmak gerekir. Söylenen sözle yapılmak istenen çoğu kez farklıdır. Bazense gerçek söylenende değil söylenmeyendedir.

Sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın 25 Haziran’da Türkiye’nin bugünden yarına taşınan iki büyük ve yakıcı gündemi olacak. Bunlardan birincisi ekonomik krizdir. Dolardaki artışla, enflasyonla, cari açığın büyümesiyle beliren kriz alametleri, geleceğin karanlık olacağını gösteriyor. Ekonomik kriz kapitalizmin doğasında vardır. Kapitalizm yıkılmadıkça krizler halkın yakasını bırakmaz. Her kriz faturayı kimin ödeyeceği sorusunu gündeme getirir. Şu anda seçime giren tüm partiler ve başkan adayları krizin faturasını işçiye ödetmek niyetindedir. Tabii ki bunu böyle söylemiyorlar. Kullandıkları adeta şifreli sözcük ve kavramlardan anlıyoruz.

Örneğin “piyasaya güven vereceğiz” diyen biri aslında sermayenin istediği yatırım ortamını sağlayacağız bunun için emek gücünü ucuzlatacak, halktan aldığımızı sermayeye teşvik olarak vereceğiz diyor. “Yapısal reform” yapacağız diyen kıdem tazminatını kaldıracağız, esnek üretimi getireceğiz, sendikalaşmayı bitireceğiz demek istiyor. “Mali disiplinden taviz yok” diyen halka kemer sıktırmaktan bahsediyor.

Bir de söylenmeyenler var. Dolar düşecek, faiz inecek, cari açık küçülecek diyenler bunu nasıl yapacaklarını söylemiyorlarsa bilin ki halkı enflasyona ezdirecektir, ücretleri düşürerek ihracatı kârlı hale getirmeyi planlıyordur, tefeci ekonomisini sürdürecektir. Dövizin yasaklanmasını, dış ticarette devlet tekelini savunmayana inanmayın!

İster faizle isterse kâr payı adı altında halkın kanını emen bankaların kamulaştırılmasını savunmayan, emekçi halkın karşısında tefecilerin yanındadır. İşsizliği azaltacağız diyen eğer iş saatlerinin azaltılmasını ve işlerin paylaştırılmasını savunmuyorsa, yöntemi özel istihdam bürolarıyla işsizleri simsarların eline vermektir. Tüpraş’ın, Petkim’in, kilit sanayi sektörlerinin kamulaştırılmasını savunmayanın, yabancı sermayenin kapıp kaçtığı borsa denen kumarhaneyi kapatmayı ağzına almayanın yerli araba ve milli tank vaatleri palavradan ibarettir.

Halka bol keseden maaş, ikramiye dağıtan, işçilerin sendikalaşma hakkının önündeki engellerin, işyeri ve işkolu barajının, 25/2’nin kaldırılmasından, işten atmanın yasaklanmasından işçi alacaklarının haciz sıralamasında devlet ve banka alacaklarının önüne geçirilmesinden, tüm işkollarında grev yasaklarına son verilmesinden, lokavtın yasaklanmasından bahsetmiyorsa, işçi hakkını mücadele ederek alsın istemiyordur. Kaşıkla verdiğini kepçeyle alma niyetindedir.

Bugün ve 25 Haziran’ın sabahında da ikinci önemli ve yakıcı gündem emperyalist savaştır. Görünürde herkes emperyalizm karşıtı havalarındadır. Ama NATO’dan çıkmayı, İncirlik başta olmak üzere emperyalist üsleri kapatmayı savunan yok. Çünkü hepsi ama hepsi Amerikancı. Korsan İsrail’i meşru gören, Filistin için timsah gözyaşı döker. İsrail'le tüm ilişkilerin kesilmesini savunmayan, Siyonizme hizmet eder. Kürt düşmanlığını Amerikan karşıtlığı sosuna batırırlar, halka zehirli bir meyve olarak sunarlar. Emperyalizmi gerçekten düşman belleyenin yapması gereken ise tam tersi. Kürtlerle barışmak ve ABD’yle savaşmak. Kim ABD’yle birlikte Kürtlere karşı savaşmaktan bahsediyorsa o emperyalizmin dostu Kürdün, Türkün, Arabın, Farsın tüm halkların düşmanıdır.

Erdoğan Cumhurpatronu olup ülkeyi bir anonim şirket gibi yönetmek ve emperyalizmin lejyonlarına kumandan olmak istiyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin çıkarı bu gidişatın durdurulmasından yanadır. Ancak tek adam rejiminden kurtulmak için düzen partilerinden medet ummak da boşuna. Barajsız yasaksız bir Kurucu Meclis seçimlerine gitmeyen ve halkın iradesinin üzerindeki zincirlerin kırılmasından korkanlar, tek adam rejimine son veremez. Ama kemer sıktırmakta ve emperyalist savaşlarda tek adam yetkilerini sonuna kadar kullanırlar.

24 Haziran’da yarışan patron partileri birbirleri aleyhine ne söylerlerse söylesinler emekçiye kemer sıktırmakta ve emperyalizme ve Siyonizme hizmette ortaklaşıyorlar. Halkın ağzına bir parmak bal çalıyorlar, ama geleceğini bütünüyle tehlikeye atıyorlar.  Sonunda halk yine ezilecek, kemer sıkmaya zorlanacak, çocukları emperyalist savaşlarda hayatını yitirecek! Emekçiye boş vaat değil çözüm gerek.

Söylenmeyeni söyleyen, emekçi halkın gerçek sorunlarına gerçek çözümler üreten, patronlarla, tefecilerle, emperyalizmle ve Siyonizmle uzlaşmaz bir politika izleyen devrimciler, o düzen partilerine benzemez. Biz oy istemiyoruz. Devrimci İşçi Partisi olarak uyanmaya ve örgütlenmeye çağırıyoruz. Çağrımıza kulak verip yüzünüzü döndüğünüzde yanınızdaki tezgâhta, fabrikadaki bandın bir ucunda, evinizin sokağında, omuz başınızda olacağız. Kavgayı onların sahasında vermeyeceğiz; hesaplaşmayı kendi güçlü olduğumuz yere, sınıf mücadelesi alanına çekeceğiz. Hep birlikte örgütlenecek ve işçi sınıfının yumruğunu siyaset masasına vuracağız. Hep birlikte kazanacağız!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2018 tarihli 104. sayısında yayınlanmıştır.

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri