28 şubat

Author(s): 

Ergenekonculardan sonra Baykal da halkın sillesini yemiş bir Erdoğan’a koltuk değneği oluyor.

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

Ertuğrul Özkök kime söylüyor? Tayyip Erdoğan’a? Türkiye burjuvazisine? Kapitalizme? Kimin onursuzu imiş?

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

Evet, AKP döneminde askerin gücü gerilerken polisin gücü yükselmiştir. Ama silah gücü bakımından iki kurum karşılaştırılamaz. Polisin orduyu yanına almaksızın darbe yapması olanaklı değildir.

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

Darbederler gerçekliğin bu tokadının acısını dindirmeye çalışadursunlar. Biz Mısırlı devrimci kardeşlerimize başkalarının silahlı kuvvetlerini önderlik bellemeden bir işçi sınıfı partisini yaratmakta destek olalım. Aynen Türkiye’de de yapılması gerektiği gibi.

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

“(...) tarih öyle bir biçimde yapılır ki, nihai sonuç daima çok sayıda bireysel irade arasındaki çatışmalardan doğar. (...) Her bir bireyin amaçladığı şeye başka herkes engel olur; sonuçta ortaya çıkan, hiç kimsenin amaçlamamış olduğu bir şeydir.”

Friedrich Engels, J. Bloch’a mektup, 1890

28 Şubat, cumhuriyet tarihinin en karmaşık ve zor anlaşılan dönemlerinden biridir. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül’den sonra cumhuriyet tarihinin dördüncü askeri müdahalesidir. İslamcı ve Batı karşıtı Milli Görüş hareketinin yenilgiye uğratılması için yapılan bu askeri müdahaleyi, solda ve sendika hareketi içinde “ilerici” olarak niteleyen ve destekleyen sayısız odak ve şahsiyet olmuştur. Bunlar askeri müdahalelerin en gericisi 12 Eylül’den sadece 17 yıl sonra bir yeni askeri müdahaleyi açıkça desteklemeyi kendilerine yediremedikleri için, uzun süre boyunca “darbe yok, darbe tehlikesi de yok” demişlerdir. Devrimci İşçi Partisi geleneği, bu alçaklığa karşı ilk günden itibaren mücadele vermiştir. Geleneğimizin eski yayın organlarından Sınıf Bilinci’nin 17. ila 21. sayıları arasındaki beş sayıda solun ve sendikal hareketin bu süreç içinde ordu önünde diz çökmesi ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

28 Şubat askeri müdahalesi yargılanırken kamuoyunda iki görüş öne çıkmış durumda. Bunlardan ilki hükümetin görüşü. AKP hükümeti ve onu destekleyen çevreler, 28 Şubat soruşturmasını darbelerle hesaplaşma sürecinin bir parçası olarak görüyor ve meseleyi bu şekilde sunuyor. Bu doğrultuda 12 Eylül ve Kenan Evren’in yargılanmaya başlaması 28 Şubat soruşturması için de ciddi bir zemin oluşturmuş durumda. Karşısında, CHP’den yükselen ve bir yandan 28 Şubat’a ve askeri müdahalelere karşı olduklarını ifade eden, diğer yandan hükümetin tutumunu rövanşist-intikamcı olarak suçlayan bir tavır ön plana çıkıyor. Bu tavır AKP Milli Görüş-Erbakan geleneğinden kopup 28 Şubat’tan sonra yükselişe geçtiği için AKP’yi 28 Şubat’tan nemalanmakla da eleştiriyor. 28 Şubat’ın doğru ve haklı olduğunu savunanların sesi ise Türkiye’de değişen güç dengeleri dolayısıyla oldukça cılız çıkıyor.

Gerçek'i paylaş:
Author(s): 

28 Şubat askeri müdahalesi ile ilgili olarak açılan soruşturmanın en önemli yanlarından biri, sanıklara sorulan sorulardan birinde, Refah Partisi’ni devirmek için ABD ve İsrail ile yapılan görüşmelerde yer alan bilgiler. Bu bilgilerin ayrıntısının halka mutlaka açıklanması gerekiyor.Böylece halk sadece 28 Şubat askeri müdahalesini kimlerin düzenlediğine değil, Türkiye’de hükümetlerin nasıl kurulup nasıl devrildiğine ve en Amerikancı, en Siyonizm yanlısı kurumun hangisi olduğuna ilişkin eşsiz bir fikir edinme fırsatını bulacaktır.

28 Şubat sanıklarına sorulan sorular arasında bir tanesi bir gazetede şöyle özetlenmiş: “Savcılık fezlekesinde, soruşturma sırasında elde edilen görüşme tutanaklarına göre, RP’nin iktidara gelmesinin hemen ardından ABD ve İsrail’de bir dizi görüşme yapıldığı belirtilerek, bu görüşmelere Çevik Bir’in yanında zaman zaman Orgeneral İlhan Kılıç, Korgeneral Çetin Saner, Tümgeneral Orhan Yöney, Aydan Kodaloğlu ve dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen’in katıldığı ifade edildi. Fezlekede şöyle denildi: ‘Toplantılarda RP uygulamaları eleştirildikten sonra TSK’nin üzerine düşeni yapacağı ve yardım istendiği anlaşılmaktadır. Görüşmeler planlanan askeri müdahaleye yönelik icazet amacı mı taşımaktadır?’” (Cumhuriyet, 16 Nisan 2012, s. 4)

Devrimci İşçi Partisi geleneği, 28 Şubat 1997 askeri müdahalesininin başından itibaren ABD-TÜSİAD-TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) üçlüsünün ortak bir operasyonu olduğunu vurgulamıştır. Savcılık fezlekesinde yer alan bilgiler doğru ise, eksik söylemişiz: Dördüncügüç olarak İsrail’i hesaba katmamışız!

Savcılık fezlekesinde yer alan bilgiler, böylece 28 Şubat askeri müdahalesini sadece askerin sırtına yıkmaya çalışarak “vesayet” teranesine sığınan yaklaşıma karşı önemli bir bilgi sağlamış oluyor. TSK’nın müdahalenin ana aktörü olduğu elbette doğrudur. Ama 28 Şubat yalnızca TSK’nın “sivil toplum”a karşı bir girişimi değil, burjuvazinin hâkim Batıcı-laik kanadının, emperyalizmle el ele asker aracılığıyla yaptığı bir müdahaledir.

İkincisi, bu bilgi kırıntısıyla bile, Türkiye “demokrasi”sinin ne menem bir şey olduğu bir kezdaha ortaya çıkıyor. Halkı dört yılda bir sandığa gönderip “aslanlar kaplanlar, bu memleketisiz yönetiyorsunuz” diyenler, iş hükümetleri kurup devirmeye gelince halka değil ABD’ye (ve anlaşılan İsrail’e!) soruyorlar.

Nihayet, on yıldır yapılan bir propagandanın kofluğu yeniden ortaya çıkıyor. Buna göre,Türkiye’de ABD’nin savaş atı Erdoğan’dır, AKP’dir. Onun karşıtları ise ABD’ye uzaktır, anti-emperyalisttir, yurdun çıkarlarını korur. Bu şema, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’ye karşı bir tutum içinde olduğunu, hatta yer yer anti-emperyalist eğilimleri olduğunu ima eder. İşte 28 Şubat’a giden yolda ABD ve İsrail’le yapılan görüşmelere ilişkin bilgiler, tam da bu kasıtlı propagandayı halkın gözünde teşhir etmiştir.

Gerçek'i paylaş:
28 şubat beslemesine abone olun.

Gerçek Sayılar

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri