DİP MK Bildirisi: Uludere’de karartmaya ve aklamaya karşı bağımsız soruşturma komisyonu için ileri!

Uludere katliamından sonra devlet bir bütün olarak katliamın arkasında durmuştur. Güya bir soruşturma açılmışsa da soruşturmanın sonuçları beklenmeden hükümet üyeleri el birliği ile katliamın sorumlularını aklamaya girişmiştir. Şimdi de savcılığın başvurusu üzerine mahkeme gizlilik kararı almıştır. İstihbarat örgütleri ve askeri mekanizmanın işlediği bir sürecin soruşturulması için delil karartılmasına en uygun ortam hazırlanmıştır. Tüm bunlarla birlikte hükümet ve Genelkurmay katliamın bir “yanlış”tan kaynaklandığı konusunda hemfikir olmakla kalmamış, aynı zamanda daha önce yaşanan karakol baskınlarını gerekçe göstererek çoğunluğu çocuk olan 35 kişinin katledilmesine yol açan bu “hata”yı mazur göstermeye çalışmıştır.

Katliamı aklama operasyonu

 

Burjuva medyası da bu aklama operasyonunda kendine düşen rolü oynamaktadır. Israrla katliamdan “Uludere’deki olay”, katledilen insanlardan da sanki bir trafik kazasında ölmüşler gibi “ölen”, “hayatını kaybeden” kişiler olarak bahsetmektedir. “Terörle mücadelede” böyle hataların olabileceği fikri resmi bir görüş olarak yayılmaya çalışılmaktadır.

Uludere katliamını protesto eden ve kınayan bazı kesimlerin de hata tezini kabullenerek, devletin benimsediği savaş konseptinin bu hataların oluşmasına uygun bir zemin yarattığını savunduğunu görmekteyiz. Oysa katliamın bir hatanın eseri olduğunu kabul etmek için hiçbir somut veri bulunmamaktadır. Sınırdan geçenlerin kaçakçı olduğunun bölgedeki askerler tarafından bilindiği ortada. Hatta bombalamada öldürülen Davut Encü’nün amcası askerleri bizzat arayarak “bunlar bizimkiler” diyor. Devlet “o bölge terör bölgesi” diyor ama hepsi de o bölgenin gerillanın geçiş noktası olmanın ötesinde sınır ticareti bölgesi olduğunu ve sınır köylerinin bu işlerle iştigal ettiğini gayet iyi biliyor. Uludere katliamında kasıt olasılığının dışlanması için hiçbir gerekçe yoktur.

Zalimler bunu hep yapıyor

Savaş politikanın şiddet araçlarıyla devamından başka bir şey değildir ve bu şiddetten sivillerin azade olduğunu düşünmek için hiçbir sebep yoktur. “Yeni dünya düzeni” adı altında yayılan emperyalist propagandanın en önemli ayaklarından biri, teknolojik üstünlüğe sahip devletlerin bu teknoloji sayesinde sivillere zarar vermeksizin savaştaki amaçlarına ulaşabilecek olduğu iddiasıdır. 1991 Birinci Körfez savaşından bu yana “akıllı bombalar veya füzeler”in, casus uçaklarının, insansız hava araçlarının meziyetlerini öven bir dolu propagandanın amacı emperyalist ve sömürgeci saldırganlığın kirli yüzünü gizlemek, sivil ölümlerinin istisnai olduğu yalanını yaymaktır. Oysa yaşananlar tam tersini göstermektedir.

ABD’nin Irak’ta pazar yerlerini yanlışlıkla bombaladığını, Afganistan’da akıllı füzelerin düğün konvoylarını hatayla vurduğunu zannedenler safça yanılıyorlar. Ebu Garip hapishanesinde, Guantánamo’da, İsrail zindanlarında yapılan işkencelerin münferit olaylar olduğunu, bazı yoldan çıkmış askerlerin işi olduğunu zannedenler de yanılıyorlar. Sivil katliamları da, işkence de sadece katledilenleri ya da işkence yapılanları hedeflemez, saldırganın hedefindeki tüm bir halkı sindirmeyi amaçlar. Vietnam’da meşhur “Gökgürültüsü” operasyonu ile B-52 uçakları halı bombardımanı yaptıklarında amaçları gerilla birliklerinin imhasından öte terör yoluyla Vietnam halkını sindirmekti. İsrail FHKC lideri Ebu Ali Mustafa’yı da, Hamas lideri Ahmet Yasin’i de neden zehirle, keskin nişancılarla vb. suikast yöntemleriyle değil de kaldıkları yere attığı tahrip gücü yüksek füzelerle öldürdü? Siyonizm, Gazze’yi, Beyrut’u, Güney Lübnan’ı bombalarken militanları imha etmeyi olduğu kadar halkı korkutmayı ve sindirmeyi de hedefliyordu. Yani politika sadece silahlı güçleri imha etmeyi değil halkın psikolojik olarak sindirilmesini gerektirmekte, bombalar bunun için de devreye girmektedir.

Katliamın politik arka planı

Uludere katliamının ardında böyle bir politik arka plan var mıdır? Bunun için Türkiye egemen sınıflarının ve devletinin Kürt sorununda benimsediği stratejiye bakmak gerekir. Türkiye egemen sınıfları emperyalist sürekli savaşın bir bileşeni olmanın karşılığında Musul-Kerkük petrollerine göz koymuştur. PKK, bu hedefin önünde yükselen büyük bir engel olarak görülmekte ve bu yüzden tasfiye edilmek istenmektedir.

Çok övülen sözde “demokratik açılım”ın da aslında bir Musul-Kerkük açılımı olduğunu ve Kürt hareketinin siyasi yöntemlerle tasfiyesini hedeflediğini öteden beri söylüyoruz. Nitekim Habur’da bu açılımın PKK’yi tasfiye etmek bir yana Kürt hareketinin yeni bir siyasi atılımına zemin oluşturabileceğini gören devlet derhal çark etmiştir. Bugün benimsenen “savaş konsepti” aynı stratejik hedef olan PKK’nin tasfiyesine yönelik bir taktik değişikliği ifade etmektedir. Zaman zaman hükümet cephesinden yapılan yeni açılım çıkışları da bu gerçeğin farklı bir veçhesini oluşturur sadece. Daha önce açılım yaparak PKK’nin silahlı gücünü tasfiye etmeye yönelen taktik hamle, açılımı PKK’nin askeri tasfiyesinin ve siyasileşmesinin engellenmesinin sonrasına yerleştiren yeni bir taktik yaklaşıma bırakmıştır yerini. Bu tasfiye yaklaşımı şüphesiz ki örgütü destekleyen kitleyi korkutup sindirerek örgütün etrafını boşaltmasını sağlamaya da yöneliktir.

Bu stratejik ve taktik bütünlük içinde Uludere katliamının teknik bir operasyonel hataya indirgenmesi söz konusu olamaz. Diyelim ki söylendiği gibi grubun PKK’li olduğu hatta içlerinde Fehman Hüseyin’in bulunduğuna dair yanlış bir istihbarat gelmiş olsun. Bu durumda mevcut istihbaratın yanlış olup olmadığını ölçmeden “doğruysa örgüte büyük darbe indiririz, yanlışsa da gözdağı vermiş oluruz” düşüncesiyle düğmeye basılmış olamaz mı? Sonuçlar açısından bakıldığında bu olasılık diğer tüm olasılıkların önüne çıkmaktadır.

Bu katliamın hükümeti ve Genelkurmay’ı köşeye sıkıştırdığı düşüncesi ancak uzaktan ve batıdan bakıldığında ortaya çıkan bir yanılsamadır. Referandumda en büyük oranlarla boykota katılmış olan, genel seçimlerde en yüksek oylarla BDP’nin adaylarını destekleyen Şırnak ve Hakkari’deki halkın psikolojisindeki yansıma tamamen farklıdır. Korucu ailesi bile olsa 35 kişi devletin bombalarının hedefi olabiliyorsa tam tersi duruşta olan halkın çoğunluğu için verilen mesaj açıktır. Zaten bölge halkı da süreci topyekûn imha girişimi olarak değerlendirmektedir.

Delillerin karartılmasına ve katliamın aklanmasına karşı bağımsız bir soruşturma komisyonu

Tüm bunlar değerlendirildiğinde Uludere katliamının delil karartmanın son derece müsait olduğu bir gizli soruşturmayla incelenmesi meselenin üstünün örtülmesi anlamına gelir. Nitekim İHD ve Mazlum-Der’in bölgede inceleme yapması engellenmiştir.

  • Gizlilik kararı derhal kaldırılmalıdır.
  • Bombalama operasyonunda ve o kararın alınmasına temel olan istihbari vb. faaliyetlerde sorumlu konumda olanlar, delil karatılmasının önlenmesi için derhal görevden alınmalıdır.
  • İnsan hakları örgütleri ve barolar önüne çıkartılan engellemeler derhal kaldırılmalı bunlar bölgede serbestçe incelemelerde bulunabilmelidir.
  • Uludere katliamı ister bir hata olsun, ister kasıtlı olarak uygulanmış olsun, sorumlusu en başta Genelkurmay Başkanı’dır. Bu kadar ağır bir katliama yol açan hata bile olsa sorumlusunun görevden alınması gerekir.
  • Bu tür olaylar konusunda devlet organlarınca açılan soruşturmalar bugüne kadar hiçbir ciddi sonuç vermemiştir. Dolayısıyla, sendikaların, meslek örgütlerinin, aydın kuruluşlarının desteğiyle bağımsız bir komisyon oluşturulmalıdır. Bu komisyona bütün bilgi ve belgelere erişim hakkı tanınmalıdır. Bu komisyonun başına, eski İstanbul Baro Başkanı olan, temel hak ve özgürlükler doğrultusundaki mücadelesi ve duruşuyla geniş kesimlerin güvenini kazanmış olan Yücel Sayman gibi bir isim getirilmelidir.
  • Yargı organları, bu komisyonun çalışmalarını da göz önüne alarak sorumluları yargılamalı ve cezalandırmalıdır.

Görevden alınması gereken Genelkurmay Başkanı’na Başbakan tarafından teşekkür edilirken, tüm medya el ele vermiş sanki Uludere’de bir doğal afet olmuş havasına girmişken, bu katliamın aydınlatılması ancak bağımsız bir komisyonun çalışmaları ve halkın tüm örgütlü güçleriyle yaşananların hesabını sorma iradesini sürdürmesiyle sağlanabilir.

Devrimci İşçi Partisi Merkez Komitesi

Gerçek'i paylaş:

Gerçek Sayılar

Gerçek Gazetesi Sayı 98

Öncü İşçi

Tüm kongre belgeleri

Gençlik Bültenleri